GenelYazarlardanYazılar

Hani Bir Delikten İki Defa Isırılmayacaktık?

Yazımıza başlık olarak seçmiş olduğumuz ifade Allah’ın resulüne atfedilen bir söz olup insanlara zarar veren canlıların özelliklede çöl ortamında akrep, yılan, kertenkelenin vereceği zararı anlatmak için söylenmiştir.  İnsanoğlu bir defa ısırıla bilir ancak aynı delikten ikinci kez ısırılmanın ve aldatılmanın ahmaklık olduğunu çok güzel ifade etmiştir. Biz bu aldatılmayı ve ısırılmayı günümüz Müslümanlarının hali ile ilin ilendirerek bir yazı yazmaya çalıştık. Beğenerek okuyacağınızı ümit ederek sizleri yazımızla baş başa bırakıyorum.

Allah’ın gönderdiği son vahiy olan Kuran’ı kerimi ve Kuran’ın kendisine indirildiği son elçiyi salat ve selam bütün elçilerin üzerine olsun bir türlü doğru anlayamayan ve bu gün dünya üzerinde sayıları yaklaşık iki milyarı bulan halkı Müslüman diye bilinen insanlık âlemi Allah’ın da inananlarında baş düşmanı olan kâfir, müşrik ve münafıklar tarafından bir değil birkaç kez aldatılmalarına rağmen halen akıllarını başlarına almamışlar, almadık ve kandırılmaya bu gün itibariyle de devam etmektedirler. Allah’ın vahyi ve onun son elçisi yanlış anlaşılır ise bu insanlar neyi doğru anlayacaklar? Ki hiçbir şeyi de doğru anlamadıkları, anlamadığımız gün gibi ortadadır. Halkı Müslüman olan coğrafya üzerinde oynanan oyunlara ve yapılan iğrençliklere baktığımız zaman bu halkın ne kadar da çok aldatılıp kandırıldığını daha iyi anlamış oluruz.

Allah’ın kendileri için dünya ve ahiret sadet, şeref ve mutluluğunu esas almak üzere gönderdiği son kitabı maalesef bu konum ve görevinden uzaklaştırarak çoğunluk ve kalabalıklara uyarak aldatılmanın ve kandırılmanın yollarını da açmış oldular. Bunu böyle yaparak İslam’a karşı olanlarında işlerini kolaylaştırmışlardır. Oysa doğruya ve hakka uymaları gerektiğini bilmeleri gerekiyordu. Bununla ilgili olarak Kuran ne diyordu gelin birlikte okuyalım: “Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O’nun sözlerini değiştire bilecek yoktur. O, işitir ve bilir. Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyar itaat eder isen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak tahmin ve zanna uyarlar. Doğrusu rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir” (En’am-115-116-117)

Allah’ın bir hak ve gerçek olarak indirmiş olduğu hayat nizamını terk ederek insan aklının ürünü olan ve adına da demokrasi denilen ve ayrıca onun yan sanayi ürünü olan diğer sistem ve rejimleri doğru ve uygulana bilir bularak siyasi ve tevhidi noktada aldatılmıştır, kandırılmıştır ve bir delikten birkaç kez sokulmaya mahkûm olmuştur. Bizler iman edenler olarak elbette ki çoğunluğa değil hakka uymak ve onu kabul etmek ile sorumlu insanlarız. İslam’ın düşmanları önce hak bilip hak olarak inandığımız doğrular hakkında bizler arasında şüphe ve tereddütler oluşturarak inananların bir tek esas üzerinde birleşip hareket etme kabiliyetlerini yok ettiler. Böylece kendi istedikleri uygun ortam ve zemini oluşturarak Müslüman coğrafyada her türlü ameliyatı yapar hale geldiler. Aslında şeytan ve onun yandaşları (insanlardan oluşan )taraftarları Adem peygamberin çocukları ile bu  aldatma ve aldatılma işlevinin ilk örneklerini  vermişlerdi belli ki o günden  kıyamete kadar bu kavga devam edecektir ve etmektedir de!

Şeytan ve taraftarları son gün olan kıyamete kadar davalarından vaz geçmeyeceklerini, mücadeleye durmaksızın ve hız kesmeden devam edeceklerini açık ve net olarak ilan etmiş iken: “ Şeytan dedi ki: “Öyle ise bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver” “ Allah’ta sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: ( Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerine elbette oturacağım. Sonra pusu kurup onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden kimseler bulamayacaksın” (Araf-14-15-16-17) Taraflardan birini temsil eden şeytan ve taraftarları kavga ve mücadelelerini sürdürüp ayrıca da hiç vaz geçmemiş iken hakkı temsil ettiğini söyleyen ve taraflardan biri olan diğer gurup ise kendisinin yapması gereken bütün işleri Allah büyüktür onların hesabını Allah görür diyerek mücadele vermesi gereken saha ve alanı şeytan ve dostlarına terk etti. İnanların bu meydanı terk etmesiyle de aslına bakar iseniz insanlık çok şey kaybetti. Diğer bir ifade ile insanlığını yitirdi. Bizler insanlığını yitiren görüntüsü insana benzeyen ancak hayvanların bile kendi dışındaki hayvanlara reva görmeyeceği işkence ve kötü muamele sahiplerinden iyi ve güzel davranış ve merhamet bekledik. Allah’ın söylediklerinin aksine davranarak Allah’ı razı edip başarılı olacağımıza inandık veya inandırıldık. Allah şeytan ve dostlarının  sürekli olarak  inananları boş hayal ve ümitlerle  avutacağını daha önce  ataları olan Adem ve diğerlerini nasıl avuttu ise  bizleri de aynı şekilde  kandıra bileceğini hatırlatmasına rağmen biz bu uyarıları hiç ciddiye almadık. “Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizleri de saptırmasın. Çünkü o ve taraftarları, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.” (Araf- 27)

Artık meseleyi günümüz Müslüman coğrafyası ile ilintili hale getire biliriz. Daha önce kandırılıp aldatıldığımız gibi bu gün de aldatılıp kandırılmaya devam etmekteyiz. Sanki daha önce olup bitenlerden hiç ders almamışız. Nasıl ders alabiliriz ki? Bizlere aldatılmamanın, kandırılmamanın, bir delikten ikinci kez ısırılmamanın kurallarını hatırlatıp ikaz eden kitap ile ilgi ve alakamız sadece onu teberrüken, güzel sesli hafızların teganni ile okuyup bizleri manen rahatlatan bir kitap olmasına razı olduk. Böylece Kuran insanların hayatına yön veren prensiplerin kaynağı olmaktan çıkarılmıştır. Şeytan ve dostları inananlara sağlarından yaklaşarak kendilerinin uydurdukları ve inananların hayatlarının bütün alanlarını kapsayan direktif ve kuralları da onlara kabul ettirmişlerdir. Sonrada şeytan ve taraftarları şöyle demeye başlamışlardır: “ Kuşkusuz bu din saygındır. Kuran’da saygındır ve dokunulmazdır. Üstelik bu Kuran her zaman, sabah ve akşam sizlere okunmaktadır. Güzel sesli hafızlar okumakta, nağmelerle terennüm etmektedirler. Bu okuyuşun ve terennümün dışında bu Kuran’dan daha ne bekliyorsunuz? Düşünce ve anlayışınıza düzen ve sisteminize, kanunlarınıza, siyaset ve ekonominize gelince bütün bunların niteliğinde Kuran kadar başka bir Kuran daha vardır ona müracaat ediniz diyerek aldatmaya devam etmektedirler.

Peki, kardeşlerim aldatan suçlu ama aldatılanın hiç mi suçu yok? Hani hocanın evine hırsız girmiş, herkes hocaya kapını açık bırakmasaydın, kıymetli eşyalarını kasaya koysaydın diye hep hocayı suçlamışlar. Hoca dönüp onlara peki kardeşlerim benim suçum var. Söyler misiniz Allah aşkına hırsızın hiç mi suçu yok?

Evet, büyük şeytan ABD ve onun ortakları on bin mil ötelerden gelerek Müslüman coğrafyada inananların yurtlarını işgal edip bilinen rakamlar ile! Ortalama günlük üç yüz Müslümanı katlediyorsa; İnanlar için kutsal bir ay olan ramazan ayında Siyonist İsrail bir ay da iki bin iki yüz Müslümanı hunharca ve hiçbir ahlaki kuralı tanımadan dünyanın gözünün içine bakıp alay ederek öldürüyor ise inananların hiç mi suçu yok? Bizler niçin bu hale geldik veya getiriydik hatanın tamamı karşı tarafta mı cevabınızın veya cevabımın hayır olduğu ortada.  Elbette ki bunların başımıza gelmesinde bizlerinde önemli oranda kusurumuzun olduğunu aklımızdan çıkarmayalım Çünkü: Başımıza gelenlerin ellerimizle yaptıklarımızın ürünü olduğunu Allah’ın zerre kadar hiç kimseye zulmetmediği kuralının bu gün de geçerli olduğunu unutmayalım. Yıllarca kendimizden kaynaklanan hata ve kusurları Allah’a mal ederek kurtulacağımızı veya görevimizi yaptığımızı zannederek avunduk/ avutulduk gördük ki sonuç değişmiyor ve İslam’ın düşmanları zülüm ve zalimliklerine hız kesmeden devam etmektedirler. Bizler bizden öncekilere bol bol hatim sevapları göndermek ile meşgul iken onların başlarına gelip he laklarına neden olan hadiselerden hiç ders almıyoruz. Onlar fırka fırka gurup gurup cemaat cemaat,  mezhep ve tarikatlara bölünerek düşmanlarına kolayca yem oldular bizlerin şu an olduğu gibi güçleri kayboldu bir vali ile yönetilecek topraklar emir ve krallıklara bölünmek suretiyle küçük devletçikler oluşturularak tarihin ve hayatın dışına atılı verdiler. Bu topluluklar artık tarihin oluşumunda her hangi bir etkiye ve tepkiye sahip değiller, değiliz. Böyle olancada her defasında aldatılmaya ve ısırılmaya devem edeceğiz.

Selam ve dua ile.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir