GenelMektuplara Cevap

Hayat Senaryomuzun Perde Arkası

Kehf suresinin 60. Ayetinden başlayıp 82. Ayetine kadar devam eden bir olay anlatılmaktadır. Bu olay ile bize verilmek istenen masaj nedir?

            Mahmut Uzunoğlu /Sinop

Soru: Kehf suresinin 60. Ayetinden başlayıp 82. Ayetine kadar devam eden bir olay anlatılmaktadır. Bu olay ile bize verilmek istenen masaj nedir?

Hüseyin Bülbül Cevap: Öncelikle bahse konu olan ayetleri birlikte okuyarak üzerinde düşünüp anlamaya çalışalım:

“Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim;  iki denizin birleştiği yere kadar varacağım yahut senelerce yürüyeceğim.”

“Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.”

“(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi.”

(Genç adam:) “Gördün mü dedi? Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.”

“Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.” ( Demek ki Musa (as)’a burada buluşacakları ile ilgili daha önce bilgi verilmiş olmalı. Kuşluk yemeği olan balığın canlanması aradıkları kul ile buluşacakları yerin işareti imiş.)

“Derken orada kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Bu kulun kimliği ile herhangi bir bilgi verilmemektedir. Melek mi insan mı? Ancak Allah tarafından özel görevlendirilmiş biri olduğu ve olayların arka planını bildiği anlaşılmaktadır. )

“Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı dedi?”

(O kul da ) dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.”

“(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?”

“Musa: İnşallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.”

(O kul:) “Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma dedi.”

“Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o kul gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın dedi.”

“Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi.”

“Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.”

“Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında o kul hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!”

“Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi.”

“Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.”

“Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. O kul hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.” (Burada Musa (as) normal olarak olayın görünen boyutuyla değerlendirdiği için her yapılana itiraz ediyor. Şimdi işin iç yüzünü anlatacak, o da ikna olacaktır.  )

O kul şöyle dedi: «İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”

“Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.” (Yani onu yaralayarak beğenmeyip sahiplerinin elinden almasın ve sahiplerine kalsın da onunla rızıklarını kazanmaya devam etsinler istedik demektedir.)

“Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.”

“Böylece istedik ki, Rabbi onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.”

“Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.” (Kehf 18/60-82)

Görüldüğü gibi anlatılan olaylar ve sebepleri gayet açık ve anlaşılır bir konumdadır. Ancak durup dururken Musa (as) niçin böyle bir yolculuğa çıkmaya ve o kul ile orada buluşmaya ihtiyaç duymuştur? Öncelikle şunu teslim edelim ki, Musa (as) ile Rabbi arasında bir olay olmuş; Rabbi de onu bu olaya yönlendirerek öğrenmek istediği şeye ulaştırmak istemiştir. Bu nedenle olayın baş tarafı anlatılmıyor. Olay belli bir seviyeden başlıyor. Allah Teâlâ günlük yaşanan olayların arka planını; sebep sonuç ilişkisini Musa (as)’a göstermek istemiş. Yerde ve gökte Allah’tan habersiz bir yaprak dahi yerini terk etmediğini müşahhas olarak hem Musa(as)’a hem de tüm insanlığa bu olayların iç yüzünü ortaya koyarak göstermiştir.

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Enam 6/59)

Şimdi düşünelim, insanların malına, canına, evladına ve yakınlarına bir takım musibetler isabet ediyor.  İnsanlar anne, baba, evlat ve akraba olarak ağlıyor, üzülüyorlar. Fakat olayın iç yüzünü bilmiyor. Rabbi kendisini bunlarla nasıl bir imtihan ettiğini veya ‘kıssada’ olduğu gibi kendisini ne tür bir musibetten kurtardığını da bilmiyor. Nitekim Bakara suresinde şöyle buyrulmaktadır:

“Elbette biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara 2/155)

Hayat devam ediyorsa bu tür imtihanların insan için olduğunun bilincinde olmak; sabır ve teslimiyet ile mukabele etmek gerekmektedir.  Gemisi delinen o garibanlar belki de bunu yapana kızmışlardır. Ama o kusur gemilerinin elinde kalmasına sebep olduğunu bilselerdi her halde bunu yapana minnet duyarlardı. Bu güzel sonuç, o insanların Allah indindeki ihlâs ve samimiyetlerinin ardından gelen mutlu bir sonuç olduğunu görmemiz gerekmektedir.

Gelelim çocuğu öldürülen anne babaya. Bu insanlar çocuklarının aniden öldüğüne şahit oluyorlar. Ancak onun ölümünün ardındaki esas sebebi bilmiyorlar. Aynen bu gün bizlerin de şahit olduğumuz olayların arkasındaki esas sebebi bilmediğimiz gibi. Bu olayın perde arkasını bize göstererek Rabbimiz bize şunu söylüyor: “Hiç bir iş bizden habersiz, sebepsiz ve bizim takdirimiz olmadan olmaz. Ey insan sen rabbine teslim ol gerisini merak etme. Bu âlemi sen değil biz idare ediyoruz. Bunun için de her konunun gereğini yaparız. Bunları yaparken kimseden izin almayız. Hiçbir olayın sonucundan da korkmayız. Sen rabbine teslim olan mümin bir kul olursan; Allah, senin yoluna diken olacak olan evladın da olsa, onun şerrinden seni korumaya muktedirdir. Hiçbir ayrıntıyı asla ihmal etmem. Yeter ki sen teslimiyette kusur etme. Biz teslim olanları asla mahrum etmeyiz” buyuruyor.   Çevremizde her gün onlarcasının bir sebeple öldüğünü veya öldürüldüğünü görüyoruz. İşte o anda bu kıssayı hatırlayarak, rabbimizin takdirinin böyle tecelli ettiğini teslim ederek rabbimize yönelip af ve mağfiret dileyip O’na sığınmalıyız. Her düşen yaprağın, her çimlenen tohumun, her açan çiçeğin, her doğan çocuğun, her teslim alınan canın fermanını O’nun verdiğine inanarak…

Yıkılmaktan kurtarılan duvar olayına gelince yine o duvarın altına hazinesini gizleyen baba, Salih bir kul ve geride iki küçük çocuk bırakarak gitmiş. Görünen o ki yavrularını Rabbine emanet etmiş. Rabbi bu emaneti yerine getirmez mi? İşte bunu da bize bu olayla gösteriyor. Onun koruduğuna kimse zarar veremez. Onun isabet ettirmek istediği bir musibete de kimse mani olamaz. O kulunun eliyle o yetimlerin hakkını koruduğu gibi, bizim emanetlerimizi de korumaya muktedir olduğunu gösteriyor. Yine bu olayla da bizlere şunu söylüyor: “Ey benim Mümin kullarım! Sizler Allah yolunda üzerinize düşen işleri yapmakta geri kalmayın. Rızık korkusuyla, geride bırakacağınız çocuklarınızın korunmasıyla ilgili bir endişe duymayın. Sizleri yoktan var edip bu hale getirdiğimiz gibi, onları da görüp gözetmeye biz vekiliz, onların velisi biziz. Yeter ki sizler benden başka veliler edinmeyin.” İbrahim (as)’ın teslimiyeti gibi teslim olup, “Allah bize yeter” diyebilenler için “O ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.”

Sonuç olarak bizler Allah Teâlâ ya gereği gibi kul olursak; Allah da bizi gereği gibi görüp gözetir. Bildiğimiz, bilmediğimiz düşmanlarımızın şerrinden korur, umduğumuz hayırlara ulaşmamız için yolumuzu açar. Gücümüzün yetmeyeceği elimizin ermeyeceği nice işlerimizi kolaylaştırır. İşte bu kıssada bizlere verilmek istenen mesaj “Allah en doğrusunu bilir kaydıyla” bu olsa gerek!..  Rabbimiz bize sunduğu örnekler ile hayatın perde arkasında olayların nasıl gerçekleştirildiğini, sebep sonuç ilişkilerinin nasıl kurulduğunun resmini göstermektedir. Dileyen rabbine giden bir yol tutsun diye!..

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir