Ercümend ÖzkanHaberlerSöyleşiler ve Seçme Yazılar

HEM LAİK HEM MÜSLÜMAN OLMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Yani bir insan hem laik, hem Müslüman olamaz. İslam, esasları ve kurallarının tesbiti insanlara bırakılmayıp Allah’ın bizzat kendisi tarafından belirlenmiş bir dinin adı olduğuna ve bu özelliği bakmmdan benzeri de bulunmadığına göre bu dine tarih boyunca hep ‘tevhid dini’ denegelmiştir. Tevhid ise Allah’ı zatı ve sıfatları itibariyle tek bilmek ve taşıdı­ğı sıfatlardan herhangi birini olsun bir başka varlıkta görmemek de­mektir.

Ercümend Özkan/Yeni Yüzyıl; 3/2/1995

24 Ocak 1995 günü vefat eden İktibas Dergisi editörü ve Perspektif sayfası yazarlarından Ercümend Özkan’ın son yazısı­nı yayınlıyoruz. Özkan, bu son yazısında, İslami kesimle laik kesim arasındaki temel tartışmayı işliyor: Müslüman laik olur mu?

Laik ve ruhban kavramları biri diğeri ile anılan kavramlardır. Rahib’in çoğulu olan ruhban, çok tanrılı dinlerde bu tanrılarla insan­lar arasındaki ilişkileri ve ibadeti düzenleme yetkisini kendisinde gören kimselere denilmektedir.

Çok tanrılı dinlerin aksine Allah, kulları ile ilişkileri, ibadetleri belirleme, düzenleme ve tesbit etme yetkisini bizzat kendisi kullandı­ğından ve bunu gönderdiği kitaplarla yaptığından, İslam söz konusu olduğunda ruhbanlık asla hatıra gelmez. Zaten Kur’an bunu açıkça belirtmektedir. 57/27.

Bu sebeple çok tanrılı dinlerde ruhban olmazsa olmaz bir kurum iken, tevhid dini İslamda böylesi bir kuruma asla izin verilmemekte ve bizzat Allah tarafından reddedilmektedir. Budizm’den Hristiyanlı-ğa, puta tapanlardan Museviliğe kadar bütün dinlerde ruhbanlık vaz­geçilmez iken, İslamda asla ihtiyaç duyulmaz bir kurumdur ruhban­lık.

Ruhbanın bulunduğu dinlerde, bu görevin ve yetkinin kendile­rinde bulunmadığı, yani ruhban olmayanların da varlığı tabiidir.

Eski Yunan’da, Roma’da, Hindistan ve dünyanın başka yerlerin­de bu kişilere laik denegelmiştir. Bu deyim özellikle Yunan’da kulla­nılmıştır ve dünya literatürüne girmesi de Fransız ihtilali ile olmuş­tur. Laik, ruhban karşılığı olarak tanrılarla insanlar arasındaki ilişki­leri düzenleme yetki ve görevi bulunmayan kişi anlamındadır.

Tevhid dini

Ruhban bulunmayan İslamda laikin bulunması da söz konusu değildir. Sulu soğutma sistemi bulunmayan otomobile nasıl antifiriz konması da söz konusu olmuyorsa, tıpkı bunun gibi. Antifiriz don­mayı önlemek içindir. Hava ile soğutulduğundan donması söz konu­su olmayan otomobile nasıl antifiriz konulması yersiz ise, ruhbanı bulunmayan İslamda laikliğin de varlığından söz edilemez. Yani bir insan hem laik, hem Müslüman olamaz.

İslam, esasları ve kurallarının tesbiti insanlara bırakılmayıp Allah’ın bizzat kendisi tarafından belirlenmiş bir dinin adı olduğuna ve bu özelliği bakmmdan benzeri de bulunmadığına göre bu dine tarih boyunca hep ‘tevhid dini’ denegelmiştir.

Tevhid ise Allah’ı zatı ve sıfatları itibariyle tek bilmek ve taşıdı­ğı sıfatlardan herhangi birini olsun bir başka varlıkta görmemek de­mektir.

Vahye teslim olmak

Bu tanıma aykırı bütün kabuller ‘tevhid’in dışında kalırlar ve Kur’an bu dışarıda kalışa özel bir isimle “Şirk-ortak koşma” demiştir. Kişiler yaptıklarına şirk demeseler, ortak koşmayı kendilerine yakış-tırmasalar da Allah, kendi hükümlerinden başka hükümlere tabi ol­mayı da kendisine hüküm vermede ortak koşma, şirk olarak nitelendirmiştir.

Teslimiyet, yani İslam olma, Allah’ın elçileri vasıtasıyla gönder­diği vahye, Kur’ana tabi olmak demek olduğuna göre ve vahyin dı­şında herhangi birşeye tabi olmak da İslam olmadığına göre, kişi ancak vahye teslim olmakla, kendisi için vahyin tartışılmaz üstünlü­ğünü kabullenerek İslam olabilir ve İslam kalabilir. Kişinin kendini terbiye edicisini Rab olaralc kabullendiğini söylemesiyle ancak İsla­ma girebildiğini biliyoruz.

Rab olarak Allah’ın kabulü kişinin O’ndan gelen vahye tabi olup olmaması ile anlaşılır. Rabbin terbiye edici, düzen koyucu olduğunu biliyoruz.

Vahye uymak, onların gereklerini yerine getirmek kendisi ve başkaları, toplum için vahye uymaktan başka bir yol bilmemek İsla­mın doğal sonucudur. Bu suretle İslam olunabildiği gibi, yine aynı suretle islam kalınabilir.

Kişinin hem laik, hem müslüman olması mümkün müdür? Aynı soruyu bir başka dünya görüşü için sorarsak ve kişi hem komünist, hem müslüman olabilir mi, dersek konu daha netleşecektir. Nasıl ki hiçbir şey yok iken var olduğuna inandığımız Allah bizim, müslü­manların dünya görüşlerinin esasını teşkil ediyorsa, marksizmin, ko­münizmin esasını da eşyayı yaratan Allah değil, madde teşkil eder.

Böylesi birbirine zıt iki şeyin birlikteliği düşünülemez birşeydir. Bu sebeple hem müslüman hem laik olmak demek, kişi ve toplumlar için kendilerini yoktan vareden ve onlar için dini, dünya görüşü ve yaşam tarzını kolaylaştıran Allah’a ‘Bizi yarattınsa yarattın, hayatı­mızdan çık’ demesidir.

Böylesi bir tavrı bırakınız gerçekten varolan Allah’ın kabul et­mesini, kuruntu ürünü uyduruk tanrılar bile kabul etmemekte, ruh­banları vasıtasıyla buna izin vermemektedir.

Eski Yunan’ı, Roma’yı, Ortaçağ’m hristiyan Avrupasını hatırla­yacak olursanız ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Kişinin kendini yarattığını düşünerek inandığı varlığı, Allah’ı hayatından çıkarması, O’nun hükümlerini kendisi için uygun bulma­ması işin doğasına aykırıdır. Hem bu benim babam, annem diyeceksi­niz hem de hatırlarını bile sormayacaksınız, bu olacak ve kabulleni­lecek iş midir?

Ceberrut devlet

Gerçi rahiplerin uydurdukları ilahlarını, üçlü ilahı hayatından çı­karan batı dünyası, yerini doğru Allah inancı ye O’nun hükümleriyle doldurmayıp boş bıraktığından, annesine, babasına karşı da tavrı, tanrısına karşı tavrından farklı değildir ve kendisinden başka hiçbir şeyi düşünmemekte, başkalarının sıkıntılarıyla sıkıntılanmayı, kendi­sini yaratanla sağlam bağlar kurmayı hatırından bile geçirmemekte­dir.

Yetmiş yıllık resmi söylemi ‘aba altından sopa göstermekle’ halka kabul ettirdiğini sanan yöneticiler “Ben devletim! Benim doğ­rularım, halkın doğrularını döver” demekten başka birşey yapabilmiş değillerdir.

Biz söylüyorsak olur deyip hem müslüman, hem laik olunabile­ceği kuruntusunu gerçeğe dönüştürdüklerini sanıyorlar. Kuruntu, gerçekten bir şey ifade etmez. Kur’an 53/28. Kuruntuya uymanın saçmalık olduğunu dâ yine Allah buyurmaktadır. Kur’an 6/116-148, 10/166 vd.

Kuruntularını gerçek sanarak ve saydırarak devlet yönetilmez. Gönülsüz, zor ve dayatmadan başka yol bilmeyenlerin devleti, ancak ceberrut bir devlet olur. Halk desteğinden mahrum kalırsınız.

Bu mahrumiyet başarısızlıktan başka sonuç doğurmaz. En kısa zamanda yıkılmanızın sebeplerini kurulurken atıyorsunuz demektir.

Tekrar düşünmeli

Evet kısaca söylersek ‘laik müslüman olur mu’ demek ya da ola­bilirliğini düşünebilmek ya sopa yememişliğin veya sayı saymamışlığın ifadesinden başka birşey değildir. Akıllar başlara alınır ve ne ya­pılması gerektiği tekrar düşünülürse esaslı yanlışlardan fert ve toplum olarak kurtulur ve boşa kürek sallamayız.

Hem ikiyüzlülükten kurtulur içeride ‘Biz gidersek, ezan da gider’ dışarıda ise ‘gidersek, islam gelir’ diyerek halkımızı aldatma­yız, hem de kişiliğimizi buluruz. Bu toplumun kaybettiği hüviyetine çok ihtiyacı vardır.

Hüviyetsiz yaşanmaz. Kimsiniz diye sorulduğunda kendinizi net olarak ifade edemiyorsanız, sizi önemsemezler. Kişilik sorununu çözmeyen fert ve toplumlar, kendi varlıklarından şüpheye düşerler. Kişiliksizliği yaşayarak varlıklarından bile tereddüte düşerler. Kendi­lerini önemseyemezler.

Kişiliğine kavuşma yolunda bir toplum için birlikte düşünelim.

Ercümend Özkan; 1938 yılında doğan Ercümend Özkan 24.01.1995 tarihinde Adana’da geçirdiği bir kalp krizi sonucunda vefat etti. İslami kesimin önde gelen düşünürlerinden olan Özkan’ın çeşitli dergilerde makaleleri yayınlandı. Son olarak İktibas Dergisi editörlüğünü yapıyordu.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir