GenelYazarlardanYazılar

Her Şeyi Bir Başkasından Beklemek

Sorumsuz, kolay ve ucuz yaşamı mantalite haline getirmiş/tercih etmiş insanlar, zoru gördüklerinde ya sıvışırlar yada yükü bir başkasının üzerine yıkar ve acizlenmeye başlar… çünkü kolaycı insan kendi çözüm üretmez, risk almaz, hareket etmez, çözümü başkasından bekler. Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde bu düşünce ve davranış biçimi yaygın bir halde.

Bu anlayış yaşama yön veren ve anlamlandıran ‘değer’leri değersizleşip yok olan toplumlarda daha bi yaygındır. Çünkü değer yargıları olmayan insanları neye çağıracak, neyle ikaz edecek ve kendisine nasıl çekidüzen verecek? Elbette bizi biz yapan ve bizi diğerlerinden farklı kılan değerlerimiz var(dı), gün geçtikçe bu değerlerin yok olduğunu içimiz acıyarak seyrediyoruz bu değer erozyonu öyle bir günde oluşmadı, yıllardır bu toplumu kendi değerlerine yabancılaştırmak için dahili ve harici hainlerin elbirliğiyle çalışmasının semereleridir… bunun karşısında bizim de pek fazla bir şey yaptığımız söylenemez.

Bize ve bizden bir iki nesil üstte ve aşağıda olanlara hep şu söylendi; “aman okuyun devlet kapısına kendinizi atın, iyi bir diploma, kariyer veya iyi bir işiniz olsun bol para kazanın” dediler yediden yetmişe hep bunu söylediler. O nesil bu yönlendirme sonucu o gün yaşanılan yokluğun kat be kat üstünde dünyalığa sahipte oldu. “Bunun neresi kötü” diyebilirsiniz. Elbette insanın helalinden geçimini sağlaması, kimseye muhtaç olmaması için bir işi, uğraşı olması gerekir. Bunda yadırganacak bir şey yok ama, bunları elde edeceğiz diye de değerlerinden ödün vermesi hata onlardan vazgeçmesi en büyük tehlike ve toplumun felaketidir. İşte biz burada kaybettik ve bizler bugün o felaketi yaşıyoruz. O nesli yönlendirenlerin yoksul, okuyamayışı veya okumuş insanlar karşısında duydukları ezikliklerinin sonucunda kendi evlatlarının veya yakınlarının aynı ezikliği hissetmemeleri için veya kendinin yapamadığı şeyleri bir başkasından beklenti içerisinde bulunup bu motivasyonu vermiş olabilirler ama bu eksik ve yanlış bir yönlendirmeydi. Bunun sonucu olarak, gelinen noktada her ailede neredeyse bir veya iki üniversite mezunu var ama gömleğini bile giymekten aciz, anne ve babasının eline bakan (Tabi bunları bu hale getirenler de anne ve babaları, “amam yavrum sen oku” diyerek çorabını bile giydiren) ve hala her şeyi birbirlerinden bekleyen diplomalı veya diplomasız değerlerinden yoksun, güvensiz ve karamsar işsizler topluluğu var karşımızda…

Edilgen toplumlarda güdülenmek hissi vardır! Kendisi olamayanlar, ne kendi başına ayakta durabilir, nede varlık göstergesinde bulunabilir.

Hadiseyi tersinden okursak, birçok şeyin üstesinden gelemeyip, içerisinde ukde olarak kalan her ne var ise bir başkası üzerinden kendisini tatmin etme psikozu olabilir. Örneğin; kendisi okumamış veya okuyamamış insanlarda bunu bir başkasından beklemekte “aman oku” diyerek tatmin mi olmakta dersiniz? Hatta çocuğuna Kur’an’ın Arapça metnini yüzünden okuyup ezberlemeyi bile ‘öldükten sonra’ kendisine bir ‘Fatiha’ okusun diye okutmakta da aynı mantık var gibi. Ve bu mantık toplumumuzda o kadar yaygın ki, herkes her şeyi bir başkasından bekliyor; devlet halktan-halk devletten, amir memurdan-memur amirden, öğretmen öğrenciden-öğrenci öğretmenden, baba/anne evlattan-evlat anne/babadan, hoca cemaatten-cemaatte hocadan, Allah kuldan-kulda Allahtan… herkes birinden bir şeyler bekliyor. Kimileri bu beklentilerinde belirli noktalarda haklarının var olduğunu da teslim edelim. Ama biz aynayı kendimize çevirip; ‘aslında sen de şunları başkalarından bekleme yerine kendin de yapabilirsin’ demeliyiz. Ve şu soruları kendimize sorup cevap armalı değil miyiz, bu sorunun çözümü için sen ne yapıyorsun? Ne yapacaksın? Ne yapmalısın? Ne yapman lazım? Veya sen yapman gerekeni yaptın mı? Şeklinde sorulara verecek cevaplarımız olması gerekiyor değil mi?

Çünkü her insanın üstesinden gelebileceği (kapasitesi ölçüsünde) hatta gönüllü olarak (elindeki çöpü yere atmama, selam verme, güler yüzlü olma, merhametli olma, büyüğe saygı, küçüğe sevgi, elindeki nimetten ihtiyaç sahipleriyle paylaşma…) yapacağı şeyler mutlaka vardır…

İnsanın birinden bir şey beklemesi şu birkaç noktada mazur görülebilir.

Bizler insan olma hasebiyle eksik ve de noksanız, her konuya yetebilmemiz/üstesinden gelebilmemiz mümkün değildir. Bu nedenden dolayı eksiğimizi giderebilmek için birbirimizden bir şeyler bekleme hakkımız vardır. Beklentilerimizin bizden de beklendiğini aklımızdan çıkarmayalım.

Her şeyi bir başkasından beklemek ama aynı beklenti hassasiyetini kendimizin göstermeden yaşaması ne kadar doğru?

Herkesten her şeyi bekleyemezsiniz herkesin bir kapasitesi ve sınırı vardır. Ama insanlık için herkesten bekleyeceğiniz ve de her insanın sahiplenmesini isteyeceğimiz bazı küçük veya büyük değerler vardır. Bunlar insanı insan yapan norumlardır; dürüst olmak, insanlar arası ilişkilerde başat erdemlerden biridir başkalarından beklediğimiz gibi öncelikle kendimiz de dürüst olmalıyız ki başkalarını da dürüst olmaya davet edelim. Yalan söylememek, yalan içerisinde iftirayı barındıran hem söyleyeni hem de söyleneni ifsat eden kötü bir haslettir. Dolaysıyla yalanın her türünden (pembesi, beyazı, siyahı…) uzak durulması gerekir. Bunu başkalarından beklemeden önce kendimizin ortaya koyması gerekir. Güven, herkesin sahiplenmek istediği bir olgudur, güvenin insan ilişkilerinde çekici bir cazibesi vardır ve yadsınamaz. Bu haslete sahip olanlara değerli neyiniz varsa hatta gizli ‘sırrınızı’ dahi emanet edersiniz. Hayvanlar bile güven duyduğu insanlara yaklaşırlar. Doğayı ve insanı kirletmemek. Dinimizin bize öğretisi şudur ki, bize verilen her şey emanettir. Dolaysıyla emaneti sahibinin istemediği yerde ve şekilde kullanamayız vs. Bütün bu hasletlerde kendimizin uygulamadığı bir davranışı karşımızdakinden beklemek (empati yaptığımızda) ne kadar doğru olabilir ki? Nitekim bu konuda Kitab-ı Kerim şöyle emreder; “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.” (Saaf 2,3)

Ve tarihte aynı anlayışı sergileyen, yapılması gerekeni bir başkasından bekleyip de yapmayan ve bize de ‘sizde sakın böyle yapmayın’ anlamına gelen bir uyarı niteliğinde Musa (as) kavmi örnek gösterilip kınanmakta; “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa giriniz ve arkanıza dönmeyiniz, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.” (Maide 219                                                                                  

“Ey Musa! Orada zorba bir halk var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.” (Maide 22)

”Allah’tan korkanlardan, Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: “Onların üzerine kapıdan girin. Oradan girerseniz siz üstün gelirsiniz. Eğer gerçekten iman etmiş iseniz Allah’a güvenin” dedi.” (Maide 23)                                                                             

“Dediler ki: ‘Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız.’” (Maide24)   Demek ki, kolayı ve ucuz yaşamı seçenler hep başkalarından bir şey bekliyorlar.

Bu ayetler bize bir kez daha şunu hatırlatıyor ki; ‘Ey iman iddiasında bulunanlar, Allah’ın emirlerini tartışmayın, sizden ne isteniliyorsa itiraz etmeden, bahaneler üretmeden onu yerine getirin.’  Aksi taktirde kaybedenlerden oluruz.

Kişi olarak kendi gücümüz yettiğini yapmak zorundayız. Her çözümü başkasından beklemek, sürekli bir yerlere problemleri birilerine ihale etmek, çözümü başkalarından beklemek yerine kendi başımıza halledebileceğimiz çözümlere odaklanmak, enerjimizi bu alanda harcamak diğer problemlerimizin çözümünü de kolaylaştıracaktır. Hep problem taşıyan, problem ileten olmaktan çıkıp çözüm üreten konuma gelmek güveni de arttıracağı için İslam toplumu adına büyük bir kazanım olacaktır.

Problemleri herkes biliyor fakat çözümlerini herkes başkalarından bekliyor. Bunlar karşısında biz ne yapabiliriz diye gayret sarf eden ya yok ya da çok az. En büyük eksikliğimizin naçizane bu olduğunu düşünüyorum. Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Kişi olarak kendi gücümüz yettiğini yapmak zorundayız. Her çözümü başkasından beklemek, sürekli bir yerlere problemleri birilerine ihale etmek, çözümü başkalarından beklemek yerine kendi başımıza halledebileceğimiz çözümlere odaklanmak, enerjimizi bu alanda harcamak diğer problemlerimizin çözümünü de kolaylaştıracaktır. Hep problem taşıyan, problem ileten olmaktan çıkıp çözüm üreten konuma gelmek güveni de arttıracağı için İslam toplumu adına büyük bir kazanım olacaktır.
    HADİ BUYRUN…
    Sizden bir ricam olacak.
    İnsanın eşya olduğuna ve diğer eşya ile ilişkilendirilmesi ile ilgili bir kompozisyon yazmanızı isteyecektim. Mümkünse eğer.
    İNSANIN EŞYA OLUŞUNUN DELİLİ.
    Eşyadaki özellikleri diğer eşyadaki özelliklerle ilişkilendirdiğin zaman problem çözülür.
    İnsan ne yapıyorsa kendi menfaatı gereği yapıyordur.
    Dünyâ, cenneti ve cennetteki kademe, mevki,makam kazanma yeridir. Bu nedenle mü’minler Dünyâ’dan cennete bir köprü kurmakla vazîfelidirler.
    Cennete girip de artısı olmayan kişi bu gün amazonlarda Afrikada yaşayan insanlar gibi yaşam sürecek.
    Not Olumlu veya olumsuz cevabınızı bekliyorum.
    https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=814737892310947&id=100013242319421
    https://www.instagram.com/p/ClBKe5pA-_W/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir