GenelYazarlardanYazılar

Her Şeyin Bir Bedeli Var…Cennetinde!

Hayatta her şeyin bir bedeli/fiyatı/ederi var.  El hak doğru, bunu hayatı yeni tanımaya başlayan her insanoğlu büyüklerinin yardımıyla daha çocuk yaşta bilir ve tecrübe eder. Her şeyin bir bedel karşılığında elde edildiğini bakkaldan ilk ekmek almaya başladığından itibaren anlar. Bu anlayış insanlık tarihiyle yaşıttır desek yanılmayız herhalde. Bu bedel ödeme hayat genişledikçe ve uzadıkça o da o orantıda genişler ve değişir. Bazen bir eşya, bazen bir mekận, bazen gayrimenkül bazen de bizzat insanın kendisinin; emeğinin, fikrinin, yeteneğinin, etinin bile bir ederinin var olduğunu biliriz ve bir bedel karşılığında ihaneti görüldüğünde “satılmış adam” veya ederi olmayana değer dahi biçmez de “beş para etmez” denilir…

Elan etrafınızda gördüğünüz her şeyin bir ederi bir değeri var gibi bir algı oluşturulmuş durumda, neye baksanız üzerinde adeta ‘Satılık’ levhası görür gibi oluyorsunuz. En değerli varlık olan İnsan bile satılıp alınan bir meta haline dönüşmüş, Öyle bir hal aldı ki insanlık, satılığa çıkarılmaması gerekenler dahi aleni mezata dökülmekte; şeref, onur, haysiyet, namus, organ… değer namına satılmadık hiçbir şey kalmadı gibi!

Her ödenen bedel de elde edilen değere değmeli, eğer buna değmiyorsa bedel ödemeden elde edilen her ne varsa kadri/kıymeti/değerinin olamadığı görülür ve çok çabuk çarçur/zayi edilerek elden çıkarılır, faş olur.

Bedel ödemeden başkalarının emeğinden geçinenler, değer üretmeyenler ve kendilerini akıllı uyanık olarak görenler bu söylediklerimizi anlama ve idrak etmede zorlanabilir ve bunları gereksiz boş lakırtı olarak da algılayabilir. Değer üretme ve çalışma denilince hem bedeni, hem fikri çalışma akla gelmelidir. İslam dinine göre, insan bu çalışmanın iki türü arasında bir tercih yapma şansına sahip değildir. Kur’an dengeyi korumayı aklı doğru kullanma, düşünme konusunda insana ciddi anlamda öğütler yöneltmekte, “aklını kullanmayanların üzerine pislik yağar”1 ve dengeyi koruyamayanların geleceğinin/ahirinin iyi olmayacağını önemle vurgular.2 Emeksiz değerin bir anlam ifade etmediğini hatırlatır. Ve insan için ancak çalıştığının karşılığı var der.

“Ve insan için kendi çabasından başka bir şey yoktur.”

“Şüphesiz kendi çabasını da yakında görülecektir.”

“Sonra da ona karşılığı eksiksiz verilecektir”3

Bu ayetlerin, genel konumları dikkate alındığında öncelikle manevi bir muhteva taşıdıkları, vurgu yapılan çalışmanın ahiret hayatına yönelik çalışma olduğu düşünülebilir. Fakat bu, aynı ayetlerin maddi çalışmayı da kapsamadığı anlamına gelmez. Kur’an’a göre her iş manevi bir içeriğe sahiptir. Çünkü yapılan her işin ahirette bir karşılığı vardır, onun üslubu içinde sadece manevi taraf ön planda gibi algılamak maddi boyutunu (dünyayı) ıskalamak olur.

İslam, insandan çalışma ve gayret isteyipte onun egosunu, hırsını, kaprisini ve bencilliği ile de nasıl baş edeceğini dahi kendisine bırakmamış, bu olumsuzlukları nasıl yöneteceğini yönlendirip terbiye edeceğinin kurallarını da belirlemiştir. Bunun genel çerçevesinin formüle edecek olursak ‘helal kazanç’ diye ifade etmek mümkündür. Kazancın helal olabilmesi için de emeğin meşru biçimde harcanması gerekmektedir. Bu bağlamda dinin meşru görmediği iş alanlarında rızık aramak doğru değildir. Miras ve hibe gibi istisnai durumlar dışında, emeğe dayanmayan kazanç alanları mü’mine kapalıdır. Bu dan dolayıdır ki, faiz, kumar, hırsızlık, gasp ve benzeri yollarla haksız kazanç/mülk edinme yasaklanmıştır. Kullanımı yasak olan malların üret(mek)iminde çalışmak ta haramdır. İslam’ın yasakladığı şeyleri yapmak meşru olmadığı gibi, zaruret bulunmadıkça yasaklanmış işlerin yapıldığı iş yerlerinde çalışmak ta meşru değildir. Geçimini sağlamak için başka bir iş bulamaması sebebiyle, böyle iş yerinde çalışmak zorunda kalanlar, daima meşru bir iş ve helal kazanç arayışı içinde olmalıdırlar.

Bu Konuda, Nebi aleyhisellamın şöyle buyurduğu söylenir:

Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın rasulü Davûd aleyhisselam da kendi elinin emeğini yerdi.4

Elinin emeğiyle geçinip kimseden bir şey istemeden iffetli yaşama konusunda söylenecek en güzel ve son söz, hiç şüphesiz bu hadis de ifadesini bulmaktadır.

Yukarıda zikredilen Ayet ve hadisden de açıkça anlaşıldığına göre, insanın görevi ve sosyal mevkii ne olursa olsun, kendi işini kendisinin görmesi, geçimini el emeği ve alın teriyle temin etmesi övgüye lâyık bir davranıştır. Mü’min, bir başkasının emeğinin üzerine çöken veya başkasından geçinen asalak değildir…

Tüketime değil, üretime yönelik büyük-küçük hayırlı her çaba övgüye layıktır.

Ekonomik krizlerin, geçim zorluklarının yaşanıldığı günümüzde büyük zorluklarla kazanılan paranın elbette yapılan alışverişler karşılığında geçerli olmaması söz konusu değildir. Fakat para asla ve asla bizi bozmamalı, kişiliğimizi, düşüncemizi, dinimizi satın almamalıdır ve bizi köksüzleştirip bir oradan bir buraya savrulmamıza sebep olmamalıdır.

“Herkesin de bir fiyatı vardır” kadim deyimini bu günlerde daha sıkça duymaktayız. Eline gücü/sultayı geçirenler veya bir şekilde imkanlara erişenler herkesi ve her şeyi satın alacaklarını zannederler de “ederin kaç para?” diye sorarlar. Bu suali Allah rasulüne de sormuşlardı; “Ya Muhammed! Gel bu sevdadan vazgeç.” Diyen Mekke’nin zengin ulularından Utbe bin Rebia: ‘Araplar içinde rezil olduk. Kureyş’in onurunu kırdın. Sen birbirimize kılıç çekmemizi mi istiyorsun? Beni dinle: Sana bir şeyler teklif edeceğim. Bak, belki bunlardan bazılarını kabul etmek işine gelir.’ Dedi nebi aleyhisselam “Söyle ey Velid’in babası! Seni dinliyorum” dedi.

“Senin şu getirdiğin ve üzerinde direnip durduğun şeyle, eğer mal ve servet sağlamak istiyorsan, sana, bizimkinden daha çok malın oluncaya kadar mallarımızdan verelim… Eğer bununla aramızda daha büyük şan ve şeref kazanmak istiyorsan, seni, kendimize büyük ve ulu tanıyalım. Senin emrinden dışarı çıkmayalım… Eğer bununla başımıza hükümdar olmak istiyorsan seni hükümdar yapalım… Şayet bu sana gelen, görüp de üzerinden atamadığın bir evham, cinlerden, perilerden gelme bir hastalık ve büyü ise, tabib getirelim, tedavi ettirelim. Seni bu halden kurtarmak için mallarımızı saçarcasına harcayalım…” dedi.

Nebi aleyhisselam; “Ey Velid’in babası! Boşaldın, söyleyeceklerini söyledin, bitti mi?” diye sordu. Utbe “Evet” dedi. Resulüllah “Sen de şimdi beni dinle” dedi ve Fussilet suresini besmele çekerek okumaya başladı. Surenin 13. ayetine (Eğer hala yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Âd ve Semûd’un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı sizi uyardım.”) gelince Utbe bin Rebia eliyle Resulullah’ın  ağzını tutarak “Allah aşkına sus, yeter” diyerek daha fazla dinlemek istemedi.”5

Ve devamında “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz bu davamdan vazgeçmem. Ya Allah bu dini üstün kılar ya da ben bu uğurda ölürüm.”6

Muhammed aleyhisselamı kendisine rehber edindiklerini iddia edenlerin takınması gereken duruşun bu olması gerekir elbette. Açıkça görülüyor ki, müşrikler bir insanın kolay kolay ret edemeyeceği ve satın alınabileceği metaları ortaya koyuyorlar, fakat Allah resulünü satın alamadılar!

Günümüz de ‘Müslim’ olduğunu söyleyipte davasını dünyalık basit şeylere satanlar; bakanlık, müdürlük, amirlik, memurluk… O’nu hangi konuda örnek alıyorlar? O bize sadece namazı, haccı ve güzel ahlakı öğretmedi! Bu davayı hậkim kılmada takip edilecek siyasetteki usulü/metodu da öğretendir. Eğer O bizim için örnekse, her konuda örneğimiz olmak zorunda değil midir? “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”7 Buyuran bu ayete rağmen “seni şu konuda örnek alırız ey Allah’ın resulü ama başka konularda sana uymayız/bakmayız/takmayız” demek bizi ne kadar mü’min kılar…?

Evet her şeyin bir bedeli var, kim neyi satıyorsa sattığı şeyin bedelini belirlemekte hak/mal sahibine düşer. Çünkü onun ederini ondan daha iyi kimse bilemez. Bu bağlamda hatta cennetin bile bir bedeli var! Cennet kime ait ise fiyatını belirlemek de ona düşer değil mi? Bırakın cenneti, insanı cennete götürecek dini bile satıyorlar.8 Bir başkasının malını rızası olmadan, onun belirlediği değerin altına çekmek, hem saygısızlık hem de terbiyesizliktir. Hiçbir ahlak kuralında böyle bir şey kabul edilip, mazur görülemez…

“Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü’minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da gerçek olan bir söz vermedir. Allah’tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.”9

“Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.”10 Bu bağlamda, Mü’minler satılık değildir! Onlar zaten Allah’ındır. Eğer kendilerini satacak olurlarsa ancak sahipleri olan, bir tek Allah’a satarlar. Bu alışverişin karşılığına denk gelecek dünyada başka bir şey de yoktur. Çünkü bedeli belirleyen emanetlerin sahibi olan Allah’tır. Kula düşen canını ve malını teslim etmektir. Buna karşılık Allah da onlara mükâfat verecek, nimetlere nail kılacaktır. İşte Yüce Allah buna satın alma adını vermiştir. ‘Can ve mal’ insanoğlunun arkasında koştuğu iki şey ve bütün bir hayat bu iki şeyin etrafında dönmektedir. Demek ki cennet öyle ucuz değilmiş! Zaten kıymetli ve güzel olan her şey her zaman pahalıdır, elde edilmesi zordur. Cennet de çok kıymetli bir yer olduğundan oraya varmak için çok çalışmak, çok yorulmak, emek harcamak, icap edince de uğruna candan ve maldan vazgeçmek lazımdır. Fani dünyada güzel bir daire veya güzel bir otomobil, bahçe satın almak için binlerce lira saymak gerekirken, Cenâb-ı Allah’ın emirlerini yapmadan, yasaklarından sakınmadan O’nun razı olacağı bir hayatı yaşamadan, öyle hemen elde edileceğini sanmak safdillik olur. Siz piyasada işporta malı gibi cennet pazarlayan sahtekarlara bakmayın, cennetin sahibi Allah, bedeli belirleyen de O, canı Allah’ın dini yeryüzünde hakim olsun diye11 zamanını, sıhhatini, fikrini ve ilmini insanlarla paylaşıp gerektiğinde bu yolda ölmeyi cana minnet bilen ki, bu işin zirvesi kıtaldir ve bu uğurda öldüğümüzde cana karşı cenneti satın almış oluruz. Mal, denilen şey hayatımızı idame ettirme adına dünyalık olarak bize Allah tarafından emanet edilen her şey, bu emanetin içerisinden ihtiyacımızı giderecek kadarını alıp kullanmaya müsaade edilmiş, geriye kalanı hak sahiplerine iade etmemiz istenmiştir.12 Emanetçi olduğumuz şeye sahiplenmek, hak sahibinin hakkını zimmetimize geçirmek olur ki, bu hak sahibine karşı yapılmış bir zulümdür. Bu uğurda malını verebilen, canını da çok kolay verir. “Allah, müminleri, kendi yolunda feda ettikleri canları ve malları karşılığında cennetle mükâfatlandırmayı, mecazî olarak satın almak şeklinde ifade ediyor. Burada akdin konusu olan şey, mü’minlerin canları ve malları; satılan şeyin karşılığı olan bedel de, cennet olarak gösterilmiştir. Dikkati çeken şudur: “Allah, müminlere cenneti canları ve malları karşılığında satmıştır.”13  Allah, bu alış verişi kulunun ihtiyarına terk etmiştir. Bu işlem, bu yer değiştirme kulun seçim ve rızası ile Allah’ın kabulüne bağlı bulunduğundan bu ilahi muamele sanki bir değişme, bir alış-verişmiş gibi temsili bir üslup ile ifade buyrul-muştur. Yoksa gerçekte kulun malı da canı da ona karşılık olarak verilen cennet de hepsi Allah’ın mülküdür. Aslında Allah Teâlâ, kendi mülkünü, yine kendi mülkü ile değiştirecektir. Ancak bu değiştirme işlemi, cebri olmayıp yine de kulun rıza ve ihtiyarına bağlanmış olduğundan Allah Teâlâ bu sözleşmenin şerefini kullarına bağışlamıştır.

Cennet, son derece lüks, konforlu ve tasavvur edilemeyecek kadar güzeldir. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin kalbine gelmediği nimetler vardır.” Cennet kışı yazı olmayıp, gölgesi daim olan, meyvesi, sebzesi, meşrubatı ve tüm nimetleri her daim mevcut olup hiçbir zaman tükenmeyen, ehli hiçbir zaman rahatsız edilmeyen, kişinin istediği her türlü nimet anında önüne gelen, maddeten veya manen insanı rahatsız eden en küçük bir durum söz konusu olmayan, özü ve sözü nimet olan, sonsuz genişliğe sahip, Cenâb-ı Allah’ın mümin kulları için yarattığı bir mekândır. Buraya girmemenin de öyle kolay olmadığını yine cennet sahibi bize bildirmektedir.14

“İman eden kullarıma söyle: “İçinde alışverişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, salâtı ikame etsinler, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli açık infak etsinler.”15

Rabbimizin bizler için hazırladığı cenneti hak edebilme duası ve umudu ile…Vesselam

1.(Yunus 100)

2. (Zilzal 7-8, Bakara 201)

3. (Necm 39)

4. (Buhari, Büyû’ 15, Enbiyâ 37)

5. (M. Asım Köksal; İslam Tarihi; Mekke Devri, s. 215-219)

6. (İbn Hişam, es-Sîre, C 1, s. 226.)

7. (Ahzab 21)

8. (Bakara 174)

9. (Tövbe 111)

10. (Tövbe 116)

11. (Bakara 286)

12. (Me’aric 24-25)

13. (Ebüssuûd, İrşâd-ı aklıselim ila Mezâyây-ı Kitâbi’l-Kerim, c.IV, s.104.)

14. (Bakara 214-Nisa 74 )

15. (İbrahim 31)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı