GenelKavram

Hûr’ul iyn

Hûr; “ha.ve. re.” Kökünden ve “ayın. ye. nun.” Harflerinden oluşan Arapçadaki ayn/ göz kelimesi bir araya getirerek oluşturulan bir isim tamlamasıdır. Literatürde ise Cennetliklere verilecek eş arkadaş anlamında kullanılmaktadır. Hûrul iyn; güzel gözlü kadın hûri/ eş demektir. Ayetin devamında: “Saklı inciler gibi” gözünün siyahı tam siyak beyazı tam beyaz iri gözlü kadın olarak tanımlanmaktadır. (vakıa 56/22-23) Konunun anlaşılması için, bu kelimelerin Kur’an’da nerede ve nasıl kullanıldığına bakarak meseleyi irdelememizin doğru olacağına inanıyoruz. Hûr ve Hûr’u-l iyn kelimelerinin Kur’an’da kullanıldığı yerler:

Hûr, Rahman suresinin 72. ayetinde “çadırlar içinde hûriler vardır” şeklinde ifade edilmektedir. Buradaki “Hûrün” kelimesi “Havra’nın” çoğuludur. Anlamı “beyaz tenli ceylan gözlü kadınlar” demektir ki, Türkçede güneş görmemiş veya kar gibi beyaz olan ten rengini anlatmaktadır. Ayette geçen “maksurat” kelimesi ise “maksure” kelimesinin çoğuludur. Çalışmayan, evde yaşayan kadın, haramdan korkan, örtük kadın ve tülle ayrılmış gerdek köşesi anlamlarına gelmektedir.”Hıyam” kelimesi ise hayme kelimesinin çoğulu olup çadır, kulübe, mesken demektir.

Kelimelerin çizdiği rotayı izlediğimizde görürüz ki, meskenlerinde eşlerinin hizmetine, saadetine tahsis edilmiş, güneşte kararmayan, gölgede sararmayan, kraliçeler gibi yaşatılan; iş ve aş telâşesi yaşamayan, sadece zevcinin mutluluğu ile ilgilenen kadınlardır. İleride açıklanacaktır, ama hatırlatalım yeri gelmişken, bunlar, cenneti hak eden dünyadaki kadınlardan seçilmiştir. Evlendirildiği eşle aynı statüye tabidir. Birilerinin Kur’an sadece erkek haklarından bahsediyor; kadınlar cennette ne olacak, onlar için ne gibi güzellikler vardır, sorularına Allah, tabiatları gereği onları gözleri aydın olacak eşlerle evlendireceğini bildirmektedir. Bunları yeniden inşa ederek eşsiz güzeller olarak cennette evlendirmektedir (56/35-38). Buna göre Rahman 72’yi şöyle anlamlandırabiliriz:

“Meskenlerde, eşlerinin hizmetine tahsis edilmiş, tenleri güneş görmemiş, ceylan gözlü kadınlar vardır.”

Bu kelime Vakıa suresinde Naim cennetinin ehli olan müminler için sayılan nimetler içinde de geçmektedir.

“İyilikte önde olanlar, karşılıklarını almada da önde olacaklardır.”(56/10)

“Naim cennetinde Allah’a yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. Onların çoğu önceki ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.”(56/11-12-13-14)

Cevherle işlenmiş koltuklara, sedirlere, karşılıklı otururlar. (56/15-16)

Çevrelerinde ölümsüz gençler (gılmanlar), baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kâseler, ibrikler, kadehler, seçecekleri meyveler, isteyecekleri kuş etleri ile dolaşıp onlara hizmet sunarlar. (56/17-21)”yapmış oldukları amellerine karşılık, sedefteki inciler gibi ceylan gözlü huriler vardır. Orada boş ve günaha sokacak hiçbir söz duymazlar.”(56/22-25)

“Sadece karşılık olarak ‘selam sözü işitilir.”(56/26)

Aynı suredeki defterleri sağdan verilenler için de şu müjde verilmektedir.

“Defterleri sağdan verilenler ne mutludur. O mutluların durumu nedir?”(56/27)

“Onlar dikensiz ak nilüfer ağaçları ve uzanmış gölge altında çağlayarak akan sular kenarında, bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında, yüksek döşekler üzerinde olacaklardır.”(56/28-34)

“Biz o kadınları defterleri sağdan verilenler için yeniden inşa ettik. Onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini aynı yaşta /bir birine denk kılmışızdır.”(56/35-38)

“Bunların birçoğu önceki ümmetlerden birçoğu da sonrakilerdendir”(56/39-40).

Bu ayetlerde bahsedilen kadınlar 55/72, 52/20, 44/54, 56/22. ayetlerde bahsedilen kadınlarla aynıdır. Ceylan gözlü, iyi huylu eşlerinden başkasıyla ilgilenmeyen, sedefteki inci gibi olan hurilerdir. Bu vasıflara sahip eşler her zaman ve zeminde insan için cazip ve beğenilen özelliklerdir.

56/35-38. ayetlerinde bahsedilen bu kadınlar önceki ve sonraki ümmetlerden olan Cenneti hak etmiş muttaki hanımlardır. Bu ayette geçen fiillere baktığımızda inşa etme (en şe e) var olanı inşa etme ve kılma (ce a le) fiilleri ile ifade edilmektedir. Ha la ka yaratma fiili kullanılmamaktadır. Daha önce yaratılmış olanları yeniden biçimlendirerek düzenlemek anlamındadır. Bunların bir kısmının önceki ümmetlerden bir kısmının da sonrakilerden olduğunu belirtmiş olması da bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kadınlar Allah’ın takdir ettiği kimselerle evlendirileceği bakire ve aynı yaşta/ birbirine denk  kıldığı kimselerdir. (44/54)

“Hûril ıyn ” kelimesinin Duhan suresindeki kullanıldığı ortam ise şöyledir:

“Muhakkak ki takva sahipleri emin bir yerdedir. Onlar bahçelerde ve çeşme başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.”(44/51-53)

“İşte böyle bunun yanı sıra Biz onları ‘iri gözlü hurilerle evlendiririz’. Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler. Orada ilk ölümden sonra ölüm tatmazlar. Allah onları Cehennem azabından korumuştur. Bunlar Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte büyük kurtuluş budur.”(44/54-57)

Bazı farklılıklarla Tur suresinde de aynı konu şöyle ifade ediliyor:

“Muhakkak ki takva sahipleri Cennetler ve nimet içindedirler. Onlar Rabinin verdiği şeylerle zevk sürerler. Rabbi de onları Cehennem azabından korumuştur.”(52/17-18)

“Onlara yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara kurularak afiyetle yiyin için (denilir). Ayrıca biz onları iri gözlü (huril ıyn) hurilerle evlendirmişizdir. Onlar ki iman ettiler. Zürriyetleri de imanda kendilerine tabi oldu. Zürriyetlerini de kendilerine katacağız. Hem onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kazandığıyla karşılık görür.”(52/19-21)

“Etraflarında saklı inciler gibi tertemiz hizmetçiler (gılmanlar) dolaşır. Birbirlerine dönüp dünya hallerinden sorarlar…”(52/24-25)

“İşte bu bir hatırlatmadır. Doğrusu muttakiler için güzel bir gelecek vardır. Kapıları yalnız kendilerine açık olan Adn cennetleri vardır. Orada koltuklara yaslanarak oturacaklar, orada istedikleri yemiş ve içecekler vardır. Yanlarında da gözlerini eşlerinden ayırmayan kendilerine yaşıt güzeller vardır. İşte hesap günü için size vaat edilenler bunlardır.”(38/49-53)

Mevzu bahis olan kelimelerin geçtiği ayet gruplarını ve anlamlarını vermeye çalıştık. Konu bütünlüğü içinde ne anlama geldiğini görmek ve değerlendirmek mümkün olsun diye.

Alman müsteşrikin Kur’an değerlendirmesinde “Hur” kelimesini A’ramicedeki “üzüm” kelimesi ile karşılaştırması onun ciddiyetinin derecesini göstermektedir. Allah Kur’an’ı Arapça olarak indirdiğini beyan etmesine rağmen onun kelimelerini alıp bir başka dile taşımak ve anlamlandırmak asla doğru olamaz.

O da bilir ki İlahi kitaplar gönderildiği toplumun diliyle gönderilmiştir. Tevrat İbranice, Incil Aramice, Kur’an ise Arapça bir dil ile gönderilmiştir. Kitabı gönderen gönderdiği kavmin, onu anlamasını, iman etmesini ve hayata geçirmesini istemektedir. Bu nedenle üç kitabın dili birbirinden ayrıdır. Arab’a Aramice bir kitap gönderilmemiştir.

“Her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki, Allah’ın buyruklarını onlara açıkça anlatabilsin.”(14/4)

“İyice düşünüp öğüt alsınlar diye bu Kur’an’ı senin lisanınla indirerek kolaylaştırdık.”(44/58)

“Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”(12/2)

Dil ile alakalı araştırma yapan insanın daha onlarca bu konuya taalluk eden ayeti görmemesi mümkün müdür? Bu tür olaylarda başka nedenlerin olduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Bu konuda Allah şöyle buyuruyor:

“(Ey Muhammed) senin inzarın ancak gaybî olarak Allah’tan korkanlara ve zikre tabi olanlara fayda verir. İşte onu güzel bir mağfiretle ve mükafatla müjdele.”(36/11)

Kur’an’a inanmayanın Kur’an hakkındaki düşüncelerini ciddiye almak mümkün değildir. Yapılanı ciddiye almak için onun sağduyusundan ve tarafsız bir araştırma ruhuna sahip olduğundan emin olmalıyız. Bu özelliklere sahip olmayan alaycı ve karalayıcı üslupların kayda değer bir tarafı yoktur.

Ayrıca cennet gibi tamamı gayb olan bir konuda bir müsteşrikin söylediği hiçbir şeye itibar edilemez. Ancak Allah’a ve ahirete iman edenlerin, Allah’ın bildirdiklerine teslim olmalarından başka yapacakları bir şey yoktur. Gaybi konularda yapılan yorumların karanlığa taş atmaktan başka bir anlam ifade etmediği bilinmelidir. Allah o cennet için müslümanların mallarını ve canlarını satın almıştır. Onun vaat ettiği eşler de gerçektir, yemişler de… Orada hiç kimsenin boş bir sözle bile rahatsız edilmeyeceği bildiriliyor. Biz buna inanır, Rabbimizden oraya girdirmesini niyaz ederiz.

Kur’an’ın her ayeti inananların imanını, inkâr edenlerin ve münafıkların da küfrünü artırır. Allah iman edenlere verdiği müjde de cennet nimetlerini saydıktan sonra orada insanın en çok hoşuna giden bir güzellik ile tezyin edilmiş gözlere sahip olan “hûril ıyn” ile evlendireceğini bildirmektedir. (52/20, 44/54)

Evlilik ancak iki insan arasında olması mümkün olan bir olaydır. Eğer bu ayetlerde yenmesi içilmesi muhtemel bir nimetten bahsedilmiş olsa idi, insan yanılabilir demek mümkündü. Ancak “tezevvüç” insanın karşı cinsiyle yapabileceği bir iştir. Bunun hiçbir şey ile tevili mümkün değildir. Allah bu evliliği boş yere yaptırmıyor, evlendirme karşılıklı cinslerin saadet ve hazzı içindir. İnsanlar orada da insan olacaktır; Yemesi ve içmesi olan insanın, diğer hazları da olacaktır. Cennette insanlar Ruhban olmayacaklar ki Allah hûrilerle evlendireceğini bildiriyor.

“Hûril ıyn” ibaresi Türkçeye tercüme edilirken, mütercim kabiliyet ve konuya intibakına göre anlam verir. İri gözlü, güzel gözlü, yumuşak huylu, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz olan, insanın en sevdiği göz biçimine sahip olan kimse, ceylan gözlü, mühür gözlü vb. gibi.

Burada herhangi bir abeslik yoktur. Fakat bu ve benzeri gaybi konularda insanların fazlaca tecessüs göstermeleri abestir. Allah insanın anlayış ve kapasitesine göre o âlemden bazı manzaraları bizim anlayacağımız ölçülerle vermektedir. Onun gerçek boyutlarını Allah nasip eder de cennete girersek, orada görür tamamına ereriz. Mahiyetini bilmediğimiz ve de bilme imkânına sahip olmadığımız halde biliyormuş gibi o âlemle ilgili fikir beyan etmenin doğru olmadığı inancındayız. Rabbimizin anlattıklarına inanır, O’na teslim olur, O’ndan rızasını ve cennetini umarız. Biz kulluğumuzu yaparsak O Rabliğini asla ihmal etmez ve vadini yerine getirir.

O’na kulluk etmeyenlerin Allah’ın cennetteki ikramlarını dillerine dolamaya hakları yoktur. Onlar cehennemi daha çok merak etsinler. Çünkü onları Allah orada ağırlayacağını vaat ediyor! Ateşten, kaynar sudan, irinden, zakkum ağacından ve sonsuza dek bu azabın devamından bahsediyor. Bunları düşünüp akletsinler. Ancak iman ile küfür arasındaki bu mücadele insanlık tarihi ile başlamış kıyamete kadar da devam edecektir.

Önemli olan bizim tarafımızı bilmemizdir. Müminler asla kâfirleri ve müşrikleri dost edinmemeli, onların telkinlerine kulak vermemelidir. Dinimiz ve dünyamız hakkında bakacağımız kaynak Kur’an olmalı, onu el kitabı olarak elimizden düşürmemeliyiz. Sabah-akşam okuyup hayata geçirmenin gayreti içinde olmalıyız. Dünyamıza ve ahiretimize ait bilgileri ondan alarak yaşamaya çalışmalıyız ki yarınlarımız hüsran olmasın…

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir