GenelYazarlardanYazılar

Hz.Yunus’un,kavmini terk etmesi?

Konuyu iki bölümde inceleyecek olursak.

1.Terk edişten önceki hayatı

2.Mecburi dönüşle gerçekleşen gelişmeler.

1.Terk edişten önceki hayatı

İslami kimlik, gelenek ve içeriği tahnit edilmiş ibadetlerle oluşan zayıf silik fonksiyonsuz algılardan meydana gelmiş bir coğrafyada, amaçsız başıboş tembel özgürlük adı altında uyuşmuş, yasalarla; her zaman ve durumda olabilen müstağni-leşmiş, Ceberut yöneticilerin marifetleri, icbar edilen sebeplerin aşılamaması, acelecilik.

Toplumun ilkeleri, değerleri, ölçüleri ve sınırlarını belirleyenlerin nefsi, rasyonalist akıllarından türemiş, basit bir zan üzere oluşturulan geleneksel muhafazakârlığın nüks ederek hayatı kuşatması.

İnsan, imkân, ilişki, dava, zaman, üretim ve işbirliği israfının ve hayatın çar çur edilmesi esasına dayalı yaşam şekilleri.

Vahye dayanmayan, ona göre hayatı inşa etmek ve yaşamın niteliğini belirlemek fonksiyonuna sahip olmayan bir din anlatımı söz konusuydu. Hayatın tüm alanları, ayinle ilgili (ayinsel) ve sembollere indirgenmişti.

Bu hayatta istedikleri elde edilemiyor olsa da, kaynak itibarı ile vahiyden onay almasa da, hiç olmazsa risk ifade etmiyordu! Hayatın katmanlarının yeniden düzenlenmesine karşın mükellef tutulmadıklar bir kültürel algının kendilerini sorumlu kılmıyor oluşu, mücadelenin vekâleten yürütülmesinden razı oldukları gerçeği en göze batan hususlardandı.

Yunus’u inşa eden düşüncenin aksine,  hakikaten konforlu bir hayat ve emin oldukları bir gelecek inşa etmişlerdi. Kim dinler Allah’ı ve elçisini? Yunus’u.

O ilahi görevli olmak gibi bir sorumluluk sahibi olarak toplumdaki tüm kirliliğe kokuşmuşluğa yozlaşmalara rağmen, aldığı(verilen vazifeyi) Yerine getirebilmek için çırpınıyordu. Bu azim bu sebat onda bitmek bilmeyen bir enerjiye dönüşüyor olmasına rağmen, etkilenmiyorlardı, dinlemiyorlardı. Ve hatta bu devirde sen halen gökten bir şeyler getirip bizimle oyun mu oynuyorsun gibi söz ve ifadelerle onu pasifize etmeye çalışıyorlardı.

Ne tuhaf değil mi? Vahiyle muhatap olanların, gerek resuller gerekse onunlar beraber olanların değişmez kaderiydi bu!
Nuh(as)dan örnek verecek olursak. “Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.” Nuh.6,7,8,9,

O ve benzer toplumlar değişecekti. sünnetullah işlerlik kaydecek elçilere verilen misyon vaadi ilahi gereği başaracaktı. Tabidir ki; bu başarıda insan faktöründen istenen şeyler vardı. En önemli şey ise Onların tümünün sahibinin dilemesiydi. O dilemeden(hidayet) kimse bu rahmete ulaşamıyordu.

2.Mecburi dönüşle gerçekleşen gelişmeler.

Kavmine kızıp, terk etmesiyle başlayan yeni bir süreç, dönüş.

Ne değişmişti.

Canı teninde ve cismi balığın karnındayken; ““…Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).”

“Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiyâ 21/87)  dua ve yakarışta bulunmuştu.

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!” diyerek yalvardı.

Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız.21/87.88

Yeni bir başlangıçtı bu dönüş, bilgi ile hareketin bütünleşerek yürütüleceği, kemiyetten ziyade keyfiyete önem verileceği bir sıfır noktasıydı.
Yeryüzünde hiç bir hareket Allah’tan bağımsız değildi/olamazdı da Güç merkezi oydu. İslami hareketler onun ilkeleri istikametinde şekillenmek zorundaydı. Öyle de oldu ki, O halde yeniden kolları sıvayacak rabbini yüceltmenin say ve gayretinde olacaktı.
Rabbimizin şahadeti ile “Biz onu yüz bin veya daha çok kişiye gönderdik. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik. saffat.147.148

Bu davanın öncülerinin ve yürekten sahiplenenlerin, çoğunluklar değil, azınlıklar olduğunu; bu samimi ve sadık azınlıkların, Allah tarafından, birlerinin bin yapıldığını fark etti.

Kalplerin sahibi olan Allah’ın hidayet etmediklerine, kimsenin hidayet edemeyeceğini öğrendi. Bunun ötesi cahilane bir çıkarımdır.

Gelinen noktadan hareketle Sünnetullah’ın onda ilim ve hikmetle çözümlenmesiydi. Allah’ın müessir olmadığı, ondan bağımsız olunamayacağı, oluş ve sürecin onun kontrolünde olduğu bilinci, hayata işlenerek yeniden toplumsal mücadeleye başlamanın ilk adımıydı.

Bölgedeki iman sahiplerinin, odak noktasının ümmet organizasyonu ile iletişim, ilişki, iyilik, yardımlaşma ve işbirliği içerisinde yeniden yenilenerek başlamıştı. Sonuç olarak; Biz onu yüz bin veya daha çok kişiye gönderdik. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik. saffat.147.148

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir