GenelYazarlardanYazılar

İbadetiniz Var Da Siyasetiniz Niye Yok?

Allah’ın Hz. Adem (as.) dan son elçisi olan Hz. Muhammed (As.) dahil göndermiş olduğu dinin adı İslam’dır. Allah İslam’dan başka bir din göndermemiştir. Zira Allah aynı Allah insan aynı insandır. Ne gönderen değişmiştir nede kendisine din gönderilin değişmiştir. Allah gönderdiği din ile insanoğluna şu mesajları vermektedir:

Rab ve ilah olarak bir tek beni tanıyıp beni kabul edeceksin benimle birlikte ikinci bir ilah edinmeyeceksin.  Buna tevhit ilkesi diyoruz ki hiç değişmemiştir. Ne yerde nede gökte hiçbir şeyi bana denk ve eş tutmayacaksın. Çünkü seni yoktan yaratan yaşatan karnını doyuran ayrıca da ne yapman gerektiğini elçiler göndermek suretiyle sana bildirip işini kolaylaştıran ilah da benim. Hayatının her salisesinde bana muhtaçsın. Zira aldığın nefesi veremesen veya verdiğin nefesi alamasan hayatın sona eriyor. Aslında kendini güç yetirilemez zannediyorsun da ölüm meleği gelince ne kadar zavallı bir yaratık olduğunda kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ey insan sana ne oluyor da rabbine karşı bir zorba oluverip çıkıyorsun? Oysa senin dünyaya gönderiliş gayen sadece seni yaratan rabbine kulluktu. Asli gayeni unutarak amacının dışına çıkmakla hem bu dünyanı hem de ahiretini perişan ediyorsun. Senin misyonun kendini Allah yerine koyup kendi heva ve hevesinin  diğer bir ifade ile aklının ürünü olan bir takım kanun ve kurallar ortaya koyup hayatını devam ettirmek değil seni yaratan rabbinin gönderdiği dine  diğer bir değişle kanun ve kurallara göre  dünyadaki bütün işlerini  düzenlemek ve böyle hareket etmek olmalıdır.

Allah’ın gönderdiği tek din olan İslam’ın sadece bir yönü yani ibadet kısmını alıp diğer bölümlerini dinden saymamak fikri bu dinin kendilerine ilk indirildiği peygamberlerin ilk muhatap oldukları toplumları tarafından aslında kabul edile bilinir bulunmuş. Yani ey elçi belirli bir zaman diliminde biz senin rabbine kulluk edelim sende bizim rab olarak kabul ettiklerimize kulluk et. İşin dış görünüşüne bakar iseniz fena da bir teklif değil gibi gözükmektedir. Meseleye kısa vadeli ve çıkar odaklı bakanların memnun olacağı bir durum da söz konusudur.

Peki! İşin aslı böylemi ? Elbette ki değil “ Sizin diniz size benim dinim bana. Siz yolunuza ben yoluma “ ilahi fermanı ile böyle bir ortaklığın asla mümkün olmayacağı kıyamete kadar gelecek ve bu tür iğrenç ve aşağılık teklifler ile Allah’ın dinine sadece bir kenarından veya ucundan yanaşmak isteyenlere böyle bir ortaklığın asla mümkün olmadığı deklare edilmiştir.

İslam’da kulluk ve ibadetler günün veya hayatın sadece bir bölümünü veya bir kısmını kuşatacak şekilde olmayıp o hayatın ve zamanın bütününe hükmetmek ve hâkimiyeti altına almak anlayışı üzerine gönderilmiş bir dindir. İslam’ın ne bir salise veya ne bir metre kare dahi olsa hükmetmeyeceği veya kapsamı alanı dışında bıraktığı bir zaman dilimi veya kara parçası asla yoktur. İslam demek yaşanılan hayat demektir.

Dini yaşanılan hayatın dışına atmak diğer bir ifade ile sekularizimin tarihi sanıldığı gibi  1793  yıllarda ortaya çıkan reform  hareketleri olmayıp son elçinin gönderildiği Mekke müşrik toplumuna hatta Allah’ın gönderdiği diğer elçilerinin Nuh, Lut, Salih, ve diğer toplumlara kadar eskiye dayanmaktadır. O zamanın müşriklerinin istedikleri ile günümüz müşriklerinin istek ve arzuları bitek noktada buluşmaktadırlar. O da: Sizin ilahınız ve rabbiniz dünya işlerine yani hayatımıza ve nasıl yaşayacağımıza karışmasın onun dışında ne yapar ise yapsın yağmuru yağdırıyormuş varsın yağdırsın, Güneşi ve ayı kendisine has yörüngelerinde döndürüp durduruyormuş varsın dön dersin biz bunlara asla karışmıyoruz ve saygı duyuyoruz, Ancak mallarımızı nasıl ve nereden kazanıp nereye ve nasıl harcayacağımıza biz karar veririz buna senin rabbin karışmasın veya karışmamalıdır. Diğer bir ifade ile Allah elçileri vasıtasıyla gökten indirdiği kanun ve kurallar ile bizlerin yeryüzü işlerine karışmasın bu alan bize aittir bu yetkimizi asla onunla paylaşmayız. Bu sözler kendilerinden öncekilerin geveleyip durduğu yalandan başka bir şey değildir. Sözleri ne kadar da birbirine benzemektedir. Yukarıda insanın fıtratının değişmediğini söylemiştim. Allah’ın elçilerinin hiç birisi kendi dönemlerinin müşrikleri tarafından sunulan ve Allah’a sadece bir ucundan kulluk yapmayı öneren hiçbir teklifi kabul etmemişlerdir.

Zira isteseler de kabul edemezlerdi. Fakat Allah’ın elçilerinin diğer canlılar içinde geçerli olan ölüm yasası onlarında başına gelip geldikleri dünyayı birer birer ter edince geride kalan ve onların ümmetleri olmakla övünüp duran tabiileri müşrikler tarafından yapılan bir takım teklifleri kabul etmek suretiyle Allah tarafından gönderilen o dinin orijinalini bozup dinden sapmanın ilk örneklerini verdiler. Bu gün ise bu sapmaların en iğrenç ve kötü örneklerini bizzat yaşayarak görmekteyiz. İçerisinde bulunduğumuz bu kötü ve inananları aşağılayıcı duruma nasıl gelindi birazda onun üzerinde durmak istiyorum. Sizlerin de bildiği gibi ortada kötü ve istenmeyen bir durum söz konusu ise bu duruma gelinmesin de bir tek neden değil birden fazla nedenler olmalıdır. Bir tek nedenden ziyade nedenler üzerinde durmalıyız. Bana sorar iseniz İslam coğrafyasının bu günkü hale gelmesinin en başat nedenlerinden birisi: İnananların veya İslam’ın mensupları olanların dünyayı hafife almaları diğer bir ifade ile dünyayı önemsememeleri ve dünyadaki işlerini bizzat Allah ve resulünün düşmanları olan kafirlere bırakmalarıdır.

Diğer bir değişle yazılı olan ayetleri sadece anlamadıkları dilden okudular diğer kâinat ayetlerini ise hiç okumadılar. Nasıl okusunlar ki yazılı olan ayetleri şayet anlayarak okusalar idi onun sayesinde kâinat ayetlerini de doğru okuyacaklardı.  Dünyadan el etek çeken bu anlayış sahiplerini sadece dinin ibadet, zikir, nafile ve diğer bir takım yönleri ile ilgilenir hale getir di. Onlara göre dünya müminin cehennemi kâfirlerin ise cenneti idi. Onlar esas cenneti ahirette beklemekte idiler. Oysa cennetin bu dünyada yaşanılan hayatın semeresi olarak karşılarına çıkacağı noktasında İslam düşmanları tarafından aldatılmışlardı. Bu anlayışın sahipleri olan tarikat ve tasavvuf mensupları inananları bir hırka bir lokmaya razı etmişler. İslam’ın düşmanları ise her türlü nimetlerden ölçüsüzce faydalanmayı bilmişlerdir. Oysa anlamadıkları dilden okudukları o kitap: “ Allah’ın inananlar için yarattığı o helal ve temiz yiyecekleri kim haram kılabilir diye “ her gün muhataplarına sormakta idi. Bunun neticesinde dünyayı ciddiye almayan inananlar yönetim işlerini düzenleyen ve bunun siyasetini öğreten ayetleri de anlamadan ve mesajından uzaklaşarak okudular. Siyaset denilince demokratik siyaseti kast etmediğimi bilmem söylemeye gerek var mı?

Evet, İslam’ın ibadeti siyasetinden siyaseti de ibadetinden asla ayrılmaz.  Onun kendisine has ceza hukuku,  dış politikası, ticaret hukuku, savaş ve barış konularında kendisine has koymuş olduğu kuralları vardır. Ve bu konuda başka bir düşünce ve yönetim biçimine de asla muhtaç değildir. Mesela İslam’ın kapitalizm veya demokrasiden ihtiyaç hissedip alabileceği hiçbir kanun ve kurala da ihtiyacı yoktur. Zira İslam Allah tarafından tamamlanan bir dindir. Bunu bir örnekle açıklayalım: “Ey iman edenler! Siz eğer kafir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye küfre çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.” (Al-i İmran-149) Evet, bu gün Müslüman olduğunu söyleyenler kimlere uymaktalar ve kimleri örnek almaktadırlar. Kendilerine ait kadim bir uygarlıkları var iken niçin batının vahşet, kan ve gözyaşları ile dolu sözüm ona medeniyetine! Öykünüyorlar. Onlar demiyorlar mı ki: sizler ibadetinizi yapınız fakat sizleri bizler istediğimiz şekilde ve istediğimiz kişilerle yönetir işlerinizi yönetiriz. Oysa  kardeşlerim bu konunun ihmale gelebilecek hiçbir yönü yoktur.

Evet, inanıp iman edenler için diğer bir ifade ile İslam için ibadet namaz önemli ve vaz geçilmez bir ibadettir. Ancak namaz İslam’ın tamamı demek değildir. Namaz dinin rükünlerden sadece birisidir. Namazın Allah tarafından inananların yerine getirilmesini emrettiği bir ibadet olması dinin ibadet boyutudur. Siyaset boyutu ise günde beş defa cemaatle kılınmasıdır. Öyle ki Allah resulü cemaatle namazı ihmal eden arkadaşlarını uyarmak zorunda kalmıştır. Yine haccın kendisinde o imkanı ye fırsatı bulup gitmelerini isteyen emir dinin ibadet boyutu iken hac esnasında toplu tavaf etmek ve Allah ve resulünün ayrıca da inananların müşriklerden beri ve uzak olduklarını ilan etmeleri ise bu dinin siyasetidir. Yine zekât emri bu dinin ibadeti iken inananların zekat toplayacak kurum ve sistemlerini kurmaları diğer bir ifade ile zekat toplayan memurlar kadrosunu oluşturmaları ile sorumlu tutulmaları bu dinin siyasetidir. Tarih boyunca bu dinin mensuplarını İslam’ın kendine has siyaseti ile kasıtlı olarak ilgilendirmeyip hatta onları bu siyasetten şeytandan kaçar gibi uzak durmayı imanlarının esasları haline getirip dillendiren ve kitaplarında yazıp bunu öğütleyenlerin hiç mi sorumlulukları yoktur? Hızlarını alamamışlar ve başınızda ki zalim sultan bile olsa onun idaresine boyun eğmeniz imanın şartıdır zira bu sizlerin kaderidir zira bunu Allah böyle dilemiştir sizler Müslümanlarsınız ve Allah’ın kaderine karşı gelemezsiniz o halde kaderinize razı olmalısınız diye hakkı gizleyenlerin hesabının zor olacağını söylemek kehanet olmasa gerekir. Bu gün abdestin mubah ve menduplarından ayrıca da mübarek gecelerin faziletinden bahseden medya hocalarının İslam’ın kendisine has siyasetinin nafilelerinden ağızlarını açıp bir cümlecik olsa da bahsetmemeleri sizce manidar değil mi? Bir kez daha aklıselim ile düşünmek dileği ile Allah’a emanet olunuz.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı