GenelMektuplara Cevap

İbadetleri Allah Belirler Kullar Yapar

Zehra Karatekin /Osmaniye

Soru: Ben bir üniversite örencisiyim, hocalarımız Cuma namazının sünnet olduğunu ifade ediyorlar. Olayın sebebini de şöyle açıklıyorlar:  Medine de bir Pazar kurulurmuş; insanlar Cuma günü işi gücü bırakır topluca namaza giderlermiş. Ardından her Cuma bunun tekrarlanması ile Cuma namazı gelenekselleşmiş. Böylece farz değil sünnet haline gelmiş.  Bazı insanlar da pazarda alış veriş ile ilgileniyorlarmış. Cuma suresindeki ayetler inmiş ve herkesin namaza gitmesini istemiş. Durum bundan ibaretmiş. Benim sizden ricam bu olayın aslı esası nedir? Gerçekleri aslına uygun olarak anlatmanızı istiyorum.

Cevap: Sayın Karatekin! Bu konuyu bizimle paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyoruz. Baştan şunu teslim edelim ki, duyarlı olmak işi ciddiye almak öğrenmek için gerekli bir haslettir. Dinimize ve dünyamıza karşı duyarlı olalım ki, bir kez yaşama şansına sahip olduğumuz bu hayatı doğru yaşama imkânımız olsun.  Kitabı ve hikmeti öğreten rabbimiz takip etmemiz gereken usulü şöyle belirtiyor:

“İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartışıyorsunuz; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysaki Allah, her şeyi bilir siz ise bilmezsiniz.” (Ali İmran3/66)

İslam haktır, hakikatin kendisidir, insanları hakka ve hakikate çağırır. Ciddiyete, samimiyete,  hayatın gerçeklerini doğru olarak öğrenmeye, sebep sonuç ilişkisini doğru kurmaya,  bilgiyi doğru kaynaktan almaya,  yaratanı ve yaratılmışları doğru anlayıp doğru inanmaya çağırır. Bunun için de insan, hayat ve kâinat hakkındaki en doğru bilgileri içeren tek kaynak olarak gönderilen kitaba Kur’an’a çağırır.(İsra 17/9) İnsana aklını kullanmayı öğütler ve aklını doğru kullanmayanları davarlara benzetir.(Furkan 25/44) Bu kitabı düşünen, akleden bir kavim için gönderdiğini ifade eder. (Rum 30/24)Akledenlere dinin sahibinin Allah olduğunu ve dinde hüküm koymanın da Allah’a ait olduğunu anlatır.(Yusuf 12/40)

İnsanlar şunu bilmelidirler ki, bir dinin Peygamberi dinin tebliğcisidir. Allahtan almış olduğu vahyi ümmetlerine tebliğ eder.  İnananların ilki olma sıfatıyla yapıp,  yaşayıp gösterir.  Dinde bir ibadeti koymak onun elinde olmadığı gibi;  konulmuş olan bir ibadeti değiştirmekte onun elinde inisiyatifinde olan bir durum değildir.  Bu ancak dinin sahibi olan Allah’ın elinde olan bir yetkidir. Bu nedenle daha önce farz kılınmış olan dört rekâtlık öğle namazını kaldırıp yerine Cuma namazı namıyla iki rekât bir namaz koymak, Elçinin yetkilerini aşmaktadır.  Bu nedenle Cuma namazının hükmünün sünnet olması söz konusu olamaz. Cuma suresinin 62/9-10’ cu ayetlerinin açık beyanıyla Müslümanlara o gün öğle namazının vaktinde iki rekât toplantı namazı kılmaları emredilmiştir. Özellikle “toplanma günü namaz için çağrıldığınızda “alış verişi” yani bütün işlerinizi bırakıp Allah’ı anmaya koşun.”  İfadesi kesindir. “Emir” kipiyle yapılması istenen bir hüküm farz;  yapılması yasaklanan bir fiil de haramdır.  Bu nedenle Cuma namazı Müslümanların üzerine farz kılınmış bir namazdır sünnet değil.

Sünnetin fıkıhtaki tanımı ise “nafile demektir.” Yani farz ve vacip olmayan, yapanın sevap alacağı, yapmayanın ise günahkâr olmayacağı bir davranış olarak tanımlanır. Cuma namazı ise kesin bir emirle yapılması istenen farzı ayın (herkesin bizzat yapması gereken bir farz.) olan bir ibadettir.

Cuma namazının ilk uygulaması, Resulullah henüz Medine’ye gelmeden önce başlamıştır. Akabe kayalıklarında Medinelilerle Resulullah’ın yapmış olduğu ikinci akabe biatinden sonra Medineli Müslümanlar kendilerine İslam’ı öğretecek bir muallim istemişlerdi.  Muhammed (as) da onlara Mus’ab bin Umeyr’i göndermişti. Cumayı farz kılan ayetler (Cuma 62/9-10)  hicretten önce gelmiş, Muhammed (as)  bu durumu bir mektupla Medine’nin reisi olan Esad bin Zürare’ye bildirerek şöyle demiştir:

“Arube günü öğle namazının vaktinde iki rekat toplantı namazı kılın. Yahudilerin ibadet için hazırlık yaptıkları günde.”  Çünkü Arap takviminde bu ayetler gelmeden önce bu günün adı” Arube” günüdür. Yahudiler için Cumartesi günü çalışmak haram olduğundan Arube gününde ibadet için hazırlık yaparlarmış.  Yanlış anlaşılmasını önlemek için bu günü tanımlarken Resulullah bu ayrıntıyı da zikrederek Yahudilerin ibadet için hazırlık yaptıkları günde diyerek doğru anlaşılmasını temin etmiştir.    (Bu mektup, Muhammed Ebu Zehra’nın “Resulullah’ın Mektupları” kitabında mevcuttur.)

Mektubu alan Esad bin Zürare bu günden sonra Arube günü şehir dışındaki bir taş ocağında Müslümanları toplayarak Musab bin Umeyr’in İmametinde “toplantı namazını”Cuma namazını kılmışlardır. İlk yapılan bu toplantının ayrıntıları anlatılırken Esad bin Zürare’nin bir koyun kestiğini ve bunun etini iki öyünde yediklerini ifade etmişlerdir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Resulullah’ın hicretini müteakip Kuba Köyünden Medine ye gidişinde Ranune de kıldırdığı Cuma namazı kılınan ilk Cuma değil; Resulullah’ın kıldırdığı ilk cumadır. Daha önceleri Esad’ın riyasetinde ve Musabın imametinde kılındığı ifade edilmişti.

Mekke de Resulullah’ın kıldırmayışının sebebi, orada Müslümanların hâkimiyetinin olmaması idi. Medine’de ise hâkim olan Müslümanlardı. Aslında Resulullah hicret etmeden önce Medine de İslam devlet olmuştu. Sadece devlet başkanı Esad tarafından vekâleten yürütülüyordu. Resulün gelmesiyle bu da asaleten tamamlandı. Malum devleti meydana getiren dört unsur vardır. Vatan/Medine, Millet/ Ensar – Muhacir ve tüm Medine halkı, rejim/İslam, Lider/ Resulullah.

Resulullah Medine ye gelir gelmez; Mescidin inşası, sınırların tespiti, nüfus sayımı, vatandaşlık anlaşması, Şehir dışına gönderilen Küçük askeri birliklerin teşekkülü,  yolların denetimi, belli yerlerde gözcülerin ve nöbetçilerin bulundurulması vs gibi devlet olmanın gerekleri de icraya başlanmıştı.

Medine de İslam dan önce de Pazar vardı. Resulullah geldikten sonra İslam’a uygun şartlara sahip yeni bir ticaret ve Pazar anlayışını oluşturdu. Bu anlayışa göre ticaret yapılıyordu. Cuma ayetlerinden sonra surenin en son ayetinin gelmesine sebep olan olay ise kıtlık yıllarında Cuma günü tam Resulullah minberde cemaate hitabedenken kervanın Medine’ye girdiğini duyan bir gurup Müslüman kervanı karşılamak için mescidi terk etmişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ yapılan yanlışı düzeltmek için surenin son ayetini göndererek şöyle buyurmuştur:

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma 62/11)

Cumayı farz kılan ayetler önceden gelmiş olduğu için Resulullah Cuma namazını kıldırıyor, namazdan sonra da hutbeye çıkarak Müslümanlara hitap ediyordu.  Ümeyye oğullarından Muaviye’nin devleti ele geçirmesine kadar da bu böyle devam etmiştir. Muaviye namazdan sonra kimse beni dinlemek için beklemez diyerek hutbeyi namazdan önceye almıştır. Bu olayda Resulullah önce namazı kıldırdığı için konuşma esnasında nasıl olsa namazı kıldık işimiz bitti düşüncesi ile kervanın geldiğini duyan cemaatten bazıları mescidi terk etmişlerdi. İşte surenin son ayetinin anlatmış olduğu olay budur:

“Ey iman edenler; cum’a günü namaz için çağrıldığınız vakit, hemen Allah’ ın zikrine koşun ve alış-verişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”

“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma 2/9-11)

Görüldüğü gibi önce gelen ayetler alışverişi bırakıp Allah’ı anmaya/namaza koşmalarını söylüyor; namazı eda ettikten sonra da rızık için yeryüzüne /işlerini yapıp rızıklarını kazanmak için işe koyulmalarını istiyor. Ancak icra edilen ibadet bitmeden Resulullah konuşmasını sürdürürken, rızık endişesi ve ya eğlence için kalkıp gidenleri uyarıyor Ve buyuruyor ki; “Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar.  Onlara deki, Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

Olayın aslı esası budur. Bu ibadetin zamanını tayin eden ve hükmünü belirleyen Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle Cuma namazı Müslüman, mukim/yolcu olmayan, aklı ve sıhhati yerinde olan kadın ve erkek tüm müminler üzerine  farzı ayındır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı