Genel

İhtilaftan tefrikaya, farktan fırkacılığa

Ergün Yıldırım/Yeni Şafak

Allah bize “ihtilaftan tefrikaya varmayın” diye emrediyor. İslam âlimleri de fırkacılığı men ediyorlar. Fırkaların fırkacılığa varmasını da büyük tehdit görüyorlar. Çünkü fark gerçek, fırkacılık ise bu gerçekten saparak ortaya çıkan parçalanma. İhtilaf da meşru, farklı olmak da. Meşru olmayan ise ihtilaftan tefrikaya varmak ve farktan da fırkacılığa gitmek. İkisi de İslam toplumlarını tarih içinde tahrip eden en önemli tehditlerden. Bugün de bütün bir İslam dünyasında bununla karşılaşıyoruz. Türkiye’de de öyle…

80 sonrasında başlayan “yeniden İslamlaşma” sürecinde çeşitli çevrelerden İslami camiaya insanlar geldi. Ülkücülerden gelenler ve Milli Mücadele’den gelenler bunların başında yer alır. Özellikle büyük işkence ve hapis ortamlarından çıkan ülkücüler, kendileriyle de ciddi anlamda bir hesaplaşma yaşadılar. Milli Mücadeleciler de büyük bir yüzleşme yaşadı. (Çok değerli insanlarla tanıştım bu iki camiadan da). Yükselen İslamlaşma dalgasına bunun gibi çevrelerden katılımlar oldu. Kimisi İslamcı oldu, kimisi Nakşi, kimisi Nurcu, kimisi de Milli Görüşçü.

Şimdi İslamlaşma büyük bir kırılma anından geçiyor. İktidar, dünyevileşme, küreselleşme gibi tecrübeler onu da dönüştürüyor. Kirlenmeler, kopuşlar, yozlaşmalar ve iç tartışmalarla yüz yüze geliyor. İhtilaflar yükseliyor. Özellikle siyaset üzerinden yeni tartışmalar doğuyor. Hemen “proje” ve “MİT’in çalışması” gibi ifadeler kullanılıyor. Bütün bir radikal İslamcılık, neredeyse MİT’in desteğiyle tercüme edildiği söylenen Kutub’un İslamda Sosyal Adalet kitabı ile açıklanacak. Ya da bütün bir ülkücülerin İslam’a yönelişi, eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür’ün “ülkücüleri biz İslamcılığa yönlendirdik” sözüyle açıklanıyor. Camiamızda olan önemli bazı kişilerin tasvip edilmeyen tutumları da geçmişlerindeki Milli Mücadele’den gelmeleri ile açıklanıyor. Hatta İslamcılık bile bir bütün olarak ABD’nin anti-komünizm siyasetiyle yorumlayanlar bile var.

Bu nasıl bir anlayış? İslam, sanki bu topraklarda çok yabancı ve de sadece bazı grupların tekelindeymiş gibi görülüyor. İslam ne Nurculuğun ne Milli Görüş’ün, ne Nakşiliğin ne de İslamcıların tekelindedir. Bir grup dini değil, Allah’ın dinidir. Üstelik bu coğrafyanın da ruhunda olan bir miras. Ayrıca insanları akılsız ve bilinçsiz kuklalar olarak algılayıp her şeyi dış bir aktör, güç ya da projenin ürünü olarak görmek de büyük bir arsızlık. Çünkü Türkiye zaten büyük bir kırılma yaşamış. Hatta bütün Ortadoğu… İnsanlar da trajediler ve travmalar yaşamış. Bunlar da onları yüzleşmelere ve yeni arayışlara yöneltmiş. Ayrıca insanların da kendi akılları ve tecrübeleri var. Hayatları üzerinde karar vererek adım atabilirler. Bu topraklarda insanın başı varoluşsal belaya girince, ruh köklerine dönmesi de çok tabii bir şey.

Her nedense, bazı gruplar İslami camiayı kendi özel mülkiyetleri gibi görüyor. O nedenle kendilerine sonradan katılanlarla ufak bir dünyevi rekabete girdiklerinde hemen önlerine geçmişlerini koyuyorlar. Ortaya bir çok tartışmaya neden oluyorlar. Bu tartışmalarla gelen ihtilaflar doğrudan tefrikaya yol açıyor. İnsanlar dışlanma ve ötekileştirme ile karşı karşıya kalıyor. Sadece geçmiş grupları üzerinde bu ihtilaflar sürmüyor elbette. İslami kesimin maalesef dünyayı paylaşma konusunda içine girdiği rekabetlerden de doğuyor. Gözü dönmüş hırslı Müslümanlar rakiplerin soyu, geçmişi, aile kökeni ve etnisitesi gibi konularda çok ilkel bir faşizm üzerinden harekete geçiriliyor. Cahiliye asabiyeti modern donanımlarla yeniden tezahür ediyor.

Bugün İslami camianın içinden geçtiği en büyük iç ihtilaf budur. Tarihselcilik, feminizm ve deizm gibi tartışmalar ile kolayca başa çıkabiliriz. Ancak doğrudan insanın etiyle, kemiğiyle, varlığıyla oynanan bir ihtilaf tarzı iftiraları ve yalanları beraberinde getirir. Bu ihtilaflar tefrikaya götürür. Fırkayı da fırkacılığa. Cemaatler, tarikatlar ve çeşitli dayanışma çevreleri fırkacılığa dönüyor. Peygamber’in men ettiği cahiliye asabiyetinin yeni tarzları ortaya çıkıyor: Klikçilik, memleketçilik, akraba kayırma, cemaatçilik, tarikatçılık…Hepsi de İslam alimlerinin Müslümanları parçalayacağını düşündükleri ve bu nedenle de telin ettikleri fırkacılık. Tefrikacılığın kolektif beslenme kaynakları. İslam için Müslümanlar kardeştir. “İslam yurttaşlığının prensibi” budur! Bu prensibi temel almadıkça tefrikacılığa su taşımaya devam ederiz. Parça parça oluruz. İslami camia önce saygınlığını sonra da kudretini kaybeder. O zaman bu milletin ruh köklerine dönüş hareketinin mimarlığını da mihmandarlığını da kaybederiz.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir