GenelYazarlardanYazılar

İktidar – Cemaat ve Siyaset

Günümüz dünyasında ülke savaşlarından daha çok insan farklı mezhep ve ırktan olmaları yüzünden
katlediliyor.

İktidar sahiplerinin, kendi halklarını çocuk, yaşlı, kadın demeden varil bombaları ve kimyasal silahlarla
acımasızca ve vahşice öldürüşünü neredeyse kanıksadık artık.
Bu kanıksama ve normal addediş, İslam dünyasında iktidar felsefesine ilişkin ürkütücü bir anlayışın
hâkim olduğunu göstermekte.

Sağcısından solcusuna, İslamcısından gayri İslamcısına uzanan çizgide iktidara talip tüm unsurlar ve fiili
muktedirler zahiri olarak zıt ideolojilere dayansalar da iktidar felsefeleri neredeyse birbirinin aynısı ve tüm
rejimlerde, iktidar için milyonlar feda edilebilir anlayışı hâkim.

Halka hizmetle yükümlü anonim bir kurum olması gereken yönetimlerin temelinde toplum/insan
asıl olması gerekirken uygulamada iktidarın kutsallığı ve insanın değersizliği var.

Ve maalesef tüm yönetimler küresel güçlerin tayiniyle belirlenen ve sırtını onlara yaslayarak halkına
zulmeden, belirli mezhebi/ırki temelleri esas alarak iktidarını güçlendirmeye çalışan hükümetlerden
oluşuyor.

Garip olansa, iktidar dışı sivil oluşumların mevcut hükümetleri İslam dışı/tağuti addederken, iktidar yanlısı
pozisyon aldıklarında yapılan adaletsizlikleri olası görme ve iktidarı meşrulaştırma arayışına girmeleridir.
Bu belki de cemaat – iktidar –siyaset ilişkilerinin iç içe geçtiği dönemleri yaşıyor oluşumuzdandır.
Egemen güçlerin uzunca bir süredir islamofobi siyaseti eşliğinde ılımlı/uyumlu ve seküler İslamcılığa
yatırım çabaları zaten bilinmekte.

Gelinen süreçte başta Ak Parti hareketi ile ülkemizdeki İslami yapılanmalarla beraber; Tunus’ta
Nahda ve Mısır’da İhvan olmak üzere genel İslami hareketlerin İslami demokrasiyi iç bünyelerinde
tartışmaya mecbur kalışı ve beraberinde seküler anlamlandırmalarla dine yeni tanımlamalar getirme
çabaları önümüzdeki olası yaşanacak sürecin başlangıç işaretleri olsa gerek.

Yanı sıra ılımlı ve uyumlu İslami yapılanmalar dışında kalan düşünceleri sakıncalı gösterme çabaları,
şiddeti temel belirleyici gören radikal örgütleri daha da ötekileştirmekte şüphesiz.
Buna paralel bu oluşumların eylemlilik surecinin artan grafiksel yükselişi ve vahşeti andıran uygulamalarla
gündem olması, Müslüman zihinlerde de bu hareketlerin İslamiliğine yönelik istifhamları
güçlendirerek onları yalnız/marjinal kılma çabalarına katkıda bulunmakta.

Bu örgütlerin kullandıkları yeni eylem metotları ve geçtikleri yollar üzerinde bıraktıkları dehşet
izleri, biraz da geçmiş Moğolların istila ve korku öyküleri ile benzerlikler arz ederken; egemenlerin
İslami düşünceyi ılımlı-radikal nitelendirmeler arasında sıkıştırarak farklı düşünce oluşumlarının
engellenmesini de sağlamakta.

Sonuçta mutedil olanı savunma güdüsü zamanla içselleşerek İslami düşünceyi pasifize kılmaya,
İslam’ın temel mücadele argümanlarını gündemden düşürmeye, İslam dışı sistemlerin/iktidarların
yanında durmaya ve onları meşru görmeye sürüklemekte.

Bu anlamda günümüzün belki en önemli sorunlarından biri iktidarlarla işbirliği çabaları ve beraberinde
yaşanan yozlaşmadır.

Güçlü olma isteği, mevcut cemaatleri her alanda iktidarı meşru görmeye, desteklemeye,
gelecek inşalarını iktidara endekslemeye ve beraberinde iktidarın yaptığı her şeyi meşru
görmeye ulaşırken, iktidar karşıtı her unsuru da düşman bellemeye sevk etmekte.

Oysa temeline kardeşliği, iyiyi ve daveti alması, toplumun tüm kesimleri ile barışık olması
gereken yapılanmaların iktidar yanlısı ve sistemi meşrulaşıcı hamleleri tarafsızlığın ve meş-
ruiyetin yitirilişi demektir.

İktidarın arka bahçesi görüntüsü veren ve hükümetlerin değnekçiliğine soyunan İslami oluşumların davette
mesafe alması ve halk kitleleri üzerinde etkinliği nasıl beklenebilir ki.

Gelinen noktada sisteme alternatif bir siyasi hedefin kalmayışı ve devletin kanatları altına girerek otoritenin
bir parçası olmayı kabulleniş her şeyin bitişi aslında çoğumuz göremesek de.

Diğer yandan yakın geçmişte Küresel güçlerin isteği ile gerçekleşen “hükümet- cemaat” birlikteliğini
ve iktidarla uzun süre iş tutmuş bir cemaatin, muktedir olabilmek için tozu dumana katan bir iktidar
savaşı vererek her kötüyü kullanma çabalarını yaşadık.

Beraberinde bağlıların eleştirel bir düşünce geliştiremeden sınırsız itaate adanmaları İslam dünyasında
ve özelde ülkemizde iktidar/cemaat ilişkilerinin doğru anlamlandırılması ve yeniden gözden
geçirilmesi gerekliliğini zaruri hale getirmekte.

O halde “İktidar-cemaat- siyaset ilişkisi nasıl olmalıdır?” sorusu günümüzün en ehemmiyet arz eden
konusu olsa gerek.

Bu soruya öncelikle yaşananlardan hareketle; İslami cemaat, devlet içerisinde kadrolaşma faaliyetlerini
gizli kapaklı bir biçimde yürüterek, stratejik noktalarda yoğunlaşan, kendi iç hiyerarşisini
oluşturarak gizli ajandasına göre hareket eden bir yapı olmamalıdır diyerek başlayalım.

Hiçbir cemaat, Siyasi parti ve yerel yönetimler üzerinde örgütlü topluluk olma önceliğini kullanarak,
baskı grupları oluşturup menfaat temini amacı taşımamalıdır.

Siyasi otorite ile işbirliği çabaları onu muhalif oluşum ve düşünceleri dışlamaya götürmemeli, davete
muhatap tüm çevrelere eşit mesafede, adaleti gözeten bir topluluk olmaya çalışmak asıl olmalıdır.
Etkinliklerinde siyasi elitlerin cirit attığı, hatiplerini siyasi parti yöneticilerinin oluşturduğu ve her
oturumda bir siyasi parti goygoyculuğunun yapıldığı yapılanma hiçbir zaman cemaat değildir.

O, hiçbir siyasi partinin koltuk değneği değil, bilakis yanlışlarında en acımasız muhalefeti yapan
olmalıdır.

O, sistemin bozulan, eskiyen, yıpranan parçalarını onarmaya talip değil; amacı toplumu ıslah ve davet
olan; iyiliği emrederek kötülükten nehyeden dinamik bir yapıdır.

Mensuplarına belirli şekli giysi ya da görünümleri farz kılan, giymeyenleri dışlayan; düşünsel güncellemelerden
uzak, elinde kalın ve uzun asalarla ve çatık kaşlarla yerlere vurarak yürüyen, korku dolu gözlerle ve tedirginlikle izlenen bir topluluk da değildir.

O halde cemaat, üzerinde Allah’ın elinin olduğu, işlerini istişare ile düzenleyen ve yürüten, adaleti
ve hakkı en yüksekte tutan bir topluluktur.

İnsanları, servet ve makamlarına göre değil, samimiyet, takva ve bilgi üçgeninde tartarak değerlendiren
ve bünyesinde en değerli olanın takvaca üstün olan olduğu bir topluluktur.

Allah, dinin sahibidir ve dini sabit tutacak, iktidar yapacak, hükümleri ile hükmettirecek olan yalnızca
O’dur.

Kullara düşen de Allah’a yardımcılar olma, dininin mücadelesini verme ve daveti kitlelere ulaştırmaktır.
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler
bunlardır.”(Ali İmran 104)

Onlardan her birey, toplumun neşesi ve göz nurudur.

Adaleti ve hakkı hâkim tutup, âlemlerin Rabbine hesap verme bilinciyle insanları Allah’ın gölgesinde
gölgelenmeye çağıran, hataları affedici olup hiçbir inanca ve düşünceye düşmanlık gütmeden arı ve
saf dini tebliğ edendir.

Cemaat liderleri ise öncüdür, eleştiriden muaf ve kutsal değildir ve her cemaat, kişilikleri olmayan,
maskeleri ile gezen ve tornadan çıkmış gibi aynı şeyleri tekrarlayan, dünyaya ve olaylara karşı birikimi
olmayan, dar görüşlü liderler ve yöneticiler tarafından yönetiliyor olabilir.

Onlar kendilerini çok akıllı ve donanımlı zannederek eleştiriye tahammül gösteremez ve muhalif
düşünceleri hazmedemeyip dünyayı kendi etraflarında dönüyor zannedebilirler.

Oysa en çok eleştiri bekleyen ve bu eleştiriler üzerinde kafa yoran cemaat liderleri ve yöneticiler
olmalıdır yenilenebilmek ve dönüşebilmek adına.

Unutmayalım ki, her iktidar gücünü yönettiklerinden alır.

Kendilerini cemaat içerisinde, “gassal elinde meyyit” gibi konumlandıran, büyük bir sürünün parçası
gibi hareket eden, her durumda uyumlu, hiçbir şekilde sorun çıkarmayan, bağımsız taleplerde bulunamayan,
muhalefet etmeyen ve sürekli edilgenlik arz eden kesimlerin, İslami bütüne yönelik herhangi
bir katkıda bulunabilmeleri beklenmemelidir.

Düşünen, araştıran, sorgulayan, eleştiren, önerilerini sıralayan bir nesil yetiştirmek her daim temel
hedef olmalıdır.

İslami cemaatin en öncelikli amacı,“Allah’ın dini”ni hâkim kılmak için toplumsal zemini sosyal ve
kültürel olarak hazırlayarak, toplumun fitne, fesat ve şer damarlarını kurutup, kültürel bir İslami
dönüşüme tabi kılmaktır.

İğdiş edilen körpe beyinlere açık ve aleni daveti götürerek onları ibadet şuuruyla tanıştırmak, net ve
berrak İslam düşüncesinin gönüllere akışına zemin hazırlamaktır.

Kokmuş, çürümüş, beyni dumura uğramış, işi gücü fitne-fesat olan, gıybeti yol azığı yapan, İslam
dışı seküler düşünceleri İslami düşüncenin merkezi zanneden, ibadetleri ve takvayı önemsemeyen,
yöneticilere sırtını yaslayarak izzeti İslam da değil de siyasi iktidarlarda arayanların oluşturduğu bir
yapı İslami olamaz.

Nihayetinde Cemaat, Elçinin çağırısı ve gönül aydınlığıdır.

Heva ve heveslerin oluşturduğu çürük temel ve malzeme donanımlı yapılar değil, içerisinde Allah’ın
hoşnutluğu ve rıza-i bari olan birlikteliklerdir.

Koşumuz yalnızca Allah’a, gayretimiz dosdoğru yola olsun.

Şüphesiz hiçbir hiç kimse hatadan münezzeh ve bigünah değildir..

Aslolan Allah’ın dinini ikame etmek ve kalpleri gönendirmektir.

Selam ve dua ile…

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı