GenelHaberlerYazarlardanYazılar

“Ilımlı İslam”/ “Şeytan’ın ‘Sağ’dan Yaklaşımı”nın Değişik Versiyonları

Türkiye’nin “Militarist Cumhuriyet”ten “Demokratik Cumhuriyet”e dönüşüm sürecinde bir hayli gündem yaptığımız “Ilımlı İslam” adı verilen sapkın kavramın Batılı güç odaklarınca üretilmiş bir proje olduğunu biliyoruz. Bu projeyle birlikte gündeme gelen politikalar ve stratejiler, özde aynı felsefi arkaplana sahip olsalar da bazı farklılıkları olduğunu da unutmamalıyız. Zaten “Ilımlı İslam” versiyonlarının da(Başka bir biçimde anlatılması, sürümü, değişik yorumu ve anlayışı…) farika vasıfları(belirleyici özellikleri), bu sapkın kavram çerçevesinde rol alan aktörlerin yaslandıkları/işbirliği  yaptıkları -daha çok- iç ve dış güç odaklarının tercih ettikleri “strateji farkları” değil mi?

Emperyal amaçları belirgin olan, “Müslümanları” ve “Müslümanların” yaşadığı coğrafyayı kontrol amaçlı bu sapkın, iki yüzlü, çeldirici, eklektik, şeytan’ın sağdan yaklaşımının tipik özelliklerine sahip bu üretilmiş kavramın “ideolojik” ortak paydası bilerek veya bilmeyerek ıskalandığı içindir ki yanlış tanımlamalar, anlamlandırmalar ve yorumlar yapılmaktadır.Oysa Batı patentli “Ilımlı İslam” kavramının ideolojik ortak paydası, “ılımlı laiklik” ekseninde -Sözde evrensel- Batılı değerlerle “Müslümanlar”ın değerlerini telif etmek/uzlaştırmaktır.Ve bunun karşılığı olarak üretilen kavram ise “Radikal İslam”dır.Tabiidir ki burada “radikal” kavramı “köktenci” anlamında değil de terör/tedhiş/”ilkesiz şiddet” çağrıştıracak şekilde bir algı yönetiminin bir parçası olarak -ısrarla- kullanılmaktadır.Üstelik tüm çeldiriciliğine karşın her iki kavram da küresel düzlemde “sistem-içi” kavramlardır.Biri diğerinin alternatifi olarak sunulurken Allah’ın dini/indirilmiş din, özellikle yok sayılmakta ve buna özen gösterilmektedir…

Pekiyi, “Müslümanların” Sorunlu Tarihi’nin oluşturduğu zaaflardan yararlanılarak üretilen projelerin ilki midir, “Ilımlı İslam”?..

Tabii ki değildir! Küresel güç odaklarının bir süredir başvurdukları “kullanılabilir” kavramsallaşmaların yeni şartlara uygun son versiyonu ve en sofistike olanıdır şüphesiz…”Aydın din adamı”, “Yeşil Kuşak”, “İslamizasyon Politikaları” isimleriyle maruf üretimlerin son halkası ve en kapsamlı olanıdır…

Değişen dünya ve bölge dengelerinde, 1. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan ve 2. Dünya Savaşı sonrası revize edilmiş olan, “Müslümanların” yaşadığı coğrafyadaki dengeler hızla değişmektedir.Görünürde “Ulus devlet”ler arası ilişkiler düzleminde yürütülen ilişkilerin gerçek çehresi ortaya çıkmaktadır.Ve uluslarası ve ulus ötesi aktörlerin, güç odaklarının belirginleştiği, çok kutuplu bir uluslar arası yapı/düzene doğru evrilme hızlanmaktadır.İşte böyle bir süreçte, “Müslümanlar” ve “Müslümanların” yaşadığı coğrafyanın kontrol altına alınabileceği bir düzene ihtiyaç duyulmakta.Değişimin kaçınılmazlığı; baskın, otoriter yönetimlerin tasfiyesini, yeni şartlarla uyumlu daha derin ilişkilerin kurulacağı bir bölge dengesi hedeflemektedir.

Söz konusu zorunluluk, önce “Ilımlı İslam” projesi çerçevesinde “Kontrollü Demokratik Değişim” stratejisini gündeme taşıdı. Bu meyanda Batı açısından bir “cephe” ülkesi konumu ile öne çıkan Türkiye değişen bölge ve dünya şartları nedeniyle yeni bir konuma ve misyona doğru evrildi.Adeta bölgede “merkez ülke” konumuna gelmesi ve stratejik misyonuyla Türkiye’nin “ılımlılaştırıcı” etkisi daha da derinleşti…

Türkiye’nin değişim ve dönüşüm süreci, hemen sonrasında Genişletilmiş BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) çerçevesinde ABD’nin, Yakın, Orta ve Güney Asya ile Ortadoğu’daki siyasal ve ekonomik boyutlu kaygılarının bir sonucuysa da aslında bu proje ve stratejilerin birincil amacı bölgede ve dünyada “Müslümanlar”ın kontrol edilmesinin yeni yöntemlerini aramaktı…

Bu proje çerçevesindeki stratejik hususlar, daha öncesinde de değişik vesilelerle gündeme gelmiş olsa da 2001 yılı 11 Eylül’ünde  -“ikiz kuleler”e yönelik saldırı ile birlikte- başta ABD olmak üzere Batılı düşünce kuruluşlarında bu konular enine boyuna konuşulmaktaydı…Özellikle 1990 yıllardan bu yana “düşünsel savrulmalar”ın yoğunlaştığı; Modernist ve Tarihselci okumaların öne çıktığı bölgemizde de bunların yansımaları güçlü bir şekilde hissedilmekteydi.Ve beklenmedik bir zamanda İran’da gündeme gelen “devrim”, Humeyni’nin vefatından sonra iktidara gelenler eliyle hedefi/çizgisi’nden hızla saptırılmıştı…Türkiye’de çok daha eskilere dayanan düşünsel ve siyasal savrulmalar, Abant Toplantıları/”Abant Konsili” olarak nitelediğimiz bir ideolojik çizgi, Yeni Türkiye’nin değişim süreciyle paralel etkinliğini giderek arttırmaktaydı…Böyle bir süreçte “Ilımlı İslam” kavramının iki versiyonunu içiçe görmekteyiz: 1) AK Parti/AKP’nin temsil ettiği yorum; 2) FETÖ’nün, -ilk aşamada- sosyal bir unsur olarak görüldüğü, ama sonrasında en sofistike, en derin, uluslararası ağı ile çok daha güçlü olduğu anlaşılan “sürüm”ü…

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu sapkın kavramın değişik versiyonları olarak ortaya çıkan farklı biçimlerinin ortak paydaları, tabii ki “Ilımlı laiklik” ekseninde oluşturulan -Batılı değerler ile “Müslümanlar”ın değerlerinin uyumu- ideolojileriydi.Zamanla bunların farklı politika ve stratejilerinin parçaları olmaları ve dolayısıyla, özellikle iç ve dış güç odaklarıyla bağlantıları netleşti…Nitekim bu derin bağlantılar arasındaki fark, AKP iktidarının belirli bir döneminden sonra hissedilmeye başlanılsa ve bunun emareleri daha net görülse de derin iktidar çatışması, Batı/ABD’nin “Kontrollü Demokratik Değişim” stratejisini değiştirme ihtiyacı duymasıyla daha da kritik bir noktaya doğru evrildi…

Küresel güç odakları arasındaki yöntem farklarının yanı sıra “Ilımlı İslam” Projesi’nin zamanlaması ve yorumu konularındaki anlaşmazlık, bölgede, “Kaos” Stratejisi’ne geçişi hızlandırdı.”Ilımlı İslam” çizgisinin farklı versiyonları arasındaki çatışmanın giderek hızlanması ve derinliğinin ortaya çıkmasıyla “sistem-içi” mücadele, adeta bir savaşa dönüştü…Hamleler, operasyonlar, Gezi ve benzeri olaylar derken süreç 15 Temmuz darbe girişimini de aşan boyutlara ulaştı… Bu süreçte “sistem-içi” tarafların aldatıcı görünümleri -gören gözler için- çok netleşti.Algı yönetimi teknikleri ile bu netlik bozulmaya çalışılsa da toplumda iki taraf(Eski Türkiye-Yeni Türkiye) karşı karşıya geldi hemen hemen her alanda.

ABD’nin “Kaos Stratejisi”ne geçişiyle birlikte, başta “stratejik müttefiki” Türkiye olmak üzere “müttefikleri”ni yüzüstü bırakması, hatta onları kendi stratejisine yönlendirmek adına “terör örgütleri” ile işbirliği yaparak,(bahse konu ülkelerle) dolaylı olarak(?!) savaşması bölgedeki belirsizliği daha da içinden çıkılmaz hale dönüştürdü.Algı yönetimi teknikleriyle ABD/Batı, bu durumun üstünü örtmeye çalışsa da yaşananların gerçek niteliği ortalığa saçılmış oldu…

Sapkın “Ilımlı İslam” Çizgisi’nin Değişik Versiyonları

“Ilımlı İslam” Projesi’nin iki farklı versiyonunun Türkiye içinde ve dışında -arkalarındaki güç odaklarıyla birlikte- tam anlamıyla birbirleriyle savaşıyor olmaları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin oluşturduğu atmosfer bir süre sonra AKP’yi dostlarının büyük kısmıyla karşı karşıya getirmiş oldu.Aynı zamanda, yaşananlar ve Türkiye’nin müttefiklerinin gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasıyla “Yerli ve Ulusal” kesimle, Batı ile işbirliğini çıkar birliği çerçevesinde yorumlayanlar net bir şekilde belirginleşmeye başladı…Bu arada sürecin gidişatından yararlanan “Yerli ve Ulusal” kesim “Ilımlı İslam” Projesi’ni NFETÖ’ye yıkarak kendisini başka bir konuma yerleştirdi.Sanki AKP çevresinde oluşan ideolojik çizginin “Ilımlı İslam” ile hiç alakası yokmuş, “Abant Konsili” toplantılarıyla netleştirilen “Ilımlı İslam”ın ideolojik zemininden vazgeçmişler gibi bir ima/algı oluşturma yoluna girdiler. “Ümmet”in, bölge “Müslümanları”nın lideri algısını oluşturdular…

Evet, NFETÖ, uzun yılların ürünü olarak bir  planın ortaya çıkardığı bir aktördü. Ve devletin bütün kılcal damarlarına sirayet ettiği gibi ülke dışında da geniş bir ağa/network’a sahipti. ABD, İsrail, Almanya ve İngiltere ile birlikte derin ilişkilerini yıllardır sürdürmekteydi. Son planda bunların gerçek gücü, tüm boyutlarıyla ortaya saçıldı. Ama tüm bu derin ve yıkıcı gerçeklikler onların AKP çizgisiyle “ideolojik” birlikteliklerini/farklı yorumları olduğu gerçekliğini ortadan kaldırmaz; AK Parti’yi beraat ettirmezdi.

Son planda “Ilımlı İslam” Projesi’nin üç belirgin versiyonundan söz etmekteyiz. Pakistan’da yaşanan ‘Yargı darbesinin arkasında da benzer unsurların yer aldığı bilinse de bu makalede bahse konu sapkın çizginin üç yorumu ele alınmakta…

  1. AK Parti/AKP versiyonu,
  2. NFETÖ versiyonu,
  3. Suudi Arabistan versiyonu.

Öncelikle şu hususun altını çizmemiz gerekir ki “Ilımlı İslam” projesinin değişik versiyonları; küresel odakların, değişen dünya ve bölge şartlarındaki hamleleri, çıkarlarının sonucudur ve Müslümanların kontrolünü sağlamak üzere oluşturdukları projelerin unsurlarıdır. Bahse konu projeyle bağlantılı politika ve stratejiler de bağlamlarıyla birlikte okunulması gerekir…Burada şüphesiz NFETÖ ve Suudilerin konumu ile Türkiye’nin derin yapılarının konumu aynı değildir.Ve/veya söz konusu unsurların son planda misyonları arasındaki farkı görebilmek önemlidir…

Türkiye’nin değişen dünya ve bölge şartlarında taşıdığı yeni konum ve misyonuyla “Ilımlı İslam” Projesi’nin bir parçası olması ve süreç içerisinde strateji değişikliğine -herşeye rağmen- direnmesi doğru okunmalıdır.Bu söz konusu projenin sapkın, eklektik, iki yüzlü, aldatıcı “ideoloji”sinden uzaklaşması anlamına gelmez.Yeni dünya ve bölge şartlarının açtığı alanda tarihi ve stratejik derinliğinin kendisini mecbur kıldığı/dayattığı bir yoldur.Zira Türkiye’nin güvenlik ve gelecek kaygıları, “Kontrollü Demokratik Değişim” Stratejisi ile paralellik arzetmekte, küresel ve bölgesel müttefiklerinin “Kaos” Stratejisi ile de çelişmektedir.Yani hiçbir ülke kendi güvenliğini ve gelecek beklentilerini tehlikeye atmayacaktır.Dahası ne gerekiyorsa onu yapmak adına her türlü riski alabilecek bir duruş sergilemesi çok net bir şekilde görülebilmektedir…

(Suud-Amerikan Ortak Yapımı) “Ilımlı İslam’a Dönüş Projesi”

Kral adayı/Suud Prensi Muhammed bin Selman: “Daha önce olduğu gibi tüm dünyaya, geleneklere, halklara ve dinlere açık olan ‘Ilımlı İslam’a dönüyoruz” ifadelerini İngiliz gazetesi The Guardian’a verdiği özel demeçte kullanmıştı… Selman, -devamla- “1979’daki İran Devrimi’nden sonra farklı ülkelerde insanlar, bu modeli kopyalamak istedi.O ülkelerden biri de Suudi Arabistan’dı.Bununla nasıl baş edeceğimizi bilmiyorduk.Problem bütün dünyaya yayıldı.Şimdi bundan kurtulma zamanı…” demişti…

Kral adayı Selman doğru söylemiyor, kamuoyunu manipüle etmekte…Başta ABD’ni yönetenler olmak üzere küresel güçlerin bir süredir yapmaya çalıştıkları sistematik “Algı Yönetimi” çalışmalarının bir parçası/uzantısı olan söz konusu açıklamalarıyla ABD-İsrail ve müttefiklerinin, yeni stratejilerine katkıda bulunmakta.Aynı zamanda Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez bölgesinin yeniden dizayn edilmesi/yapılanmasının Suud ailesi adına kabul edilebilir bir şekilde ortaya çıkmasına güya zemin hazırlamakta, ön alınmaya çalışılmaktadır…

Öncelikle belirtmeliyiz ki Prens Selman, İran devrimi ve bu devrimin özellikleri/siyasi niteliği hakkında da doğru söylememekte.Ve ısrarla Batı/ABD’nin bakış açısıyla uyumlu yorumlar yapmaya özen göstermektedir.Oysa İran Devrimi’ndeki siyasi “radikallik” ile ABD’nin bir projenin parçası olarak gündeme gelen “radikallik”/ “ılımlılık” kavramları, felsefi arkaplanları itibariyle birbirine zıt zihinsel okumalardır…Ayrıca Batı’da üretilen “Radikal İslam”/ “Ilımlı İslam” gibi birbirlerine zıt gözükmesine rağmen aslında bu kavramların, Batı projelerini besleyen iki “ideoloji”/yöntem olduğu da hatırdan çıkarılmaması  gerekmektedir.Değişen dünya ve bölge dengelerinde “Müslümanlar” ve “Müslümanlar”ın yaşadığı coğrafyayı kontrol ve/veya yeniden düzenlemenin düşünsel ve siyasal anlamlarıyla stratejik yaklaşımlarıdır.Değişen dünya ve bölge dengeleri yeni yaklaşımları, yeni stratejileri beraberinde getirmektedir.

Dolayısıyla küresel güçlerin bölgeyi kontrol sadedinde değişik projeleri, bu projelerle uyumlu politika ve stratejilerinin gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Nitekim bahsekonu küresel güçlerin arasındaki düşünce, yöntem ve strateji farklarına rağmen bunların ortak hedefleri, geçmişte olduğu gibi, bölgemizi yönetmeye devam etmektir.Bu bağlamda “Kontrollü Demokratik Değişim Stratejisi” ve “Kaos Stratejisi” küresel güçlerin hedeflerine ulaşmak için oluşturdukları projelerin birer uzantılarıdır.Ve “Kaos Stratejisi” ile birlikte “Ilımlı İslam” gibi sapkın/iki yüzlü/çeldirici kavramların hangi versiyonlarının öne çıkarıldığına dikkat etmek lazımdır.Güç ve strateji savaşlarının yoğun bir şekilde yaşandığı bölgemizdeki konjonktürel/dönemsel dengeleri de bu çerçevede okumanın hayati öneme sahip olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır…

Bir süredir değişen dünya ve bölge dengeleri gereği devam eden bölgesel ve dolayısıyla küresel değişim sancılarının bölgemizde yeni bir aşamaya geldiği artık çok net bir şekilde görülmektedir…Çok daha gerilere gitmeye gerek yok, yeni şartlara paralel olarak Türkiye’nin değişimi, yeni konum ve misyonuna uygun dönüşümler, yine Türkiye’ye “Ilımlı İslam”ın belirli bir versiyonunun gereğini yerine getirdiği için Batı’da gündeme gelen güzellemeler, takdirler, ödülleri hatırlamaktayız.Sonrasında ABD’nin strateji değiştirmesi Suriye politikasındaki zikzakları ortaya çıkardı ki bölgede yeni bir planın gündeme gelmesinin adımları atılmaktaydı.Ve ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerini tehdit eden -ekonomik ve siyasi sıkıştırmaları- adımlarını güçlendirmekte, hatta bölgesel müttefiklerini açık veya kapalı bir şekilde tehdit etmektedir.Yine anlaşıldı ki ABD ve müttefiklerinin bir kısmı -ABD’ndeki başkan değişimine rağmen- bölgedeki stratejik hamlelerini devam ettirmekte kararlı gözükmektedir…

Filistin’de önceki stratejilerin hilafına; bölgede iki devletli bir çözüm önerisi terk edildi; İsrail’in yeni şartlara paralel bir çizgiye çekilmesi yerine ABD’nin yeni stratejisi İsrail’in/ “Radikal Yahudiler”in/Siyonistlerin taleplerine yakın bir görünüme dönüşmekte… ABD-İsrail öncülüğünde Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Ürdün gibi ülkelerin oluşturduğu blok, “Ilımlı İslam”ın Suudi versiyonunun ideolojik zeminini oluşturduğu yeni planı uygulamaya koymak adına peş peşe hamleler yapmaya başladılar. “Küreye el basanların fotoğrafı” sonrası gündeme gelen “Katar Krizi”, “Barzani’nin bağımsızlık ilanı” girişimi ve Suudi Arabistan’daki operasyonlar bu çerçevede okunabilir…

Bu politika/stratejinin, değişen dünya ve bölge şartlarında ne kadar gerçekçi olduğu, başarı imkanının ne kadar olduğu tartışılmakta.Lakin, Suudi Arabistan Kral adayının açıklamaları ve sonrasındaki gelişmeler; gerek Suudi Arabistan ve Körfez bölgesinde, gerek daha geniş bir coğrafyada ve gerekse de küresel çaptaki gelişmelerde ciddi değişimler ve kırılmalar oluşturacağından şüphe edilmemelidir.Zira Suudi Arabistan merkezli gözüken bu stratejik hamlelerin hazırlıklarının bir süredir devam etmekte olduğunun işaretleri alınmakta, bölgeye yansımaları konjonktürel zeminde tartışılmaktaydı.Ama söz konusu stratejinin büyük resim ile paralelliğinden/gerçekçiliğinden söz etmek mümkün gözükmemektedir.Ama geçtiğimiz Eylül ayında, New York’ta “Müslüman Coğrafya”nın her yanından toplanılan yaklaşık 400 “Alim” (?!)/Kanaat Önderi’nin de katıldığı “Amerika ve İslam Dünyası İlişkileri” başlıklı bir toplantı, dünya çapında örgütlü ve bir Suud-ABD yapımı olan RABITA tarafından düzenlendi…Toplantının ileriye dönük amaçlarının olduğu, yeni açılım politikalarına zemin teşkil edeceği ve konuşmacıların teşkil şekli, sözkonusu gelişmelerin önemli bir ayağını oluşturmaktaydı.Toplantıdaki konuşmacıların önemli bir kısmı ABD’nden seçilmiş “Yahudi-Hıristiyan Din Adamları” ve “İslam” dünyasına yönelik çalışan “Oryantalist”lerdendi…Keza “İslam” dünyasından seçilen konuşmacılar  da aynı amaca hizmet eder zihniyettekilerdi…Toplantının “Sonuç Bildirgesi”ni okuyan ve kapanış konuşmasını yapan ise meşhur “Kabe İmamı” Abdurrahman es-Sudeysi idi.Sudeysi’yi, geniş tepkilere neden olan “ABD ve Suudi Arabistan, dünyanın iki kutbu olarak dünyayı yönetiyoruz.” açıklamasıyla tanıdığımızı hatırlayalım…Daha sonra toplantının düzenleyicisi ve Rabıta’nın başkanı Vatikan’a gidip Papa’yı ziyaret etti…

Aynı sürecin bir devamı olarak malum Prens Selman’ın açıklamaları geldi.Suudi Arabistan’ın yeniden yapılandırılması çerçevesinde reformlar, projeler tartışmaya başlanıldı. “Neom” Projesi’ni bu bağlamda doğru okumak ve doğru anlamlandırmak gerekir…

Bu projenin gerçekleşeceği 470 kilometrekarelik bir havza, stratejik bir coğrafya.Ve bu sıradan bir serbest ticaret bölgesi olarak anlaşılmamalı.Kadın ve erkeklerin birlikte denize girecekleri plajları içermekte.Teknolojik merkez/Teknoparklarla bahse konu proje, bölgenin yeniden yapılandırılmasının ekonomik merkezi işlevi görecek…

Neom Projesi’nin en önemli boyutlarından olan hususlar ise İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine dair söylemler ve Riyad’da ABD desteğiyle kurulan bir merkezde -Eğitim müfredatı ile ilgili- yapılan çalışmalar…Ve Prens’in söylemleriyle birlikte okunması gereken ve global boyutuyla öne çıkan bölgesel “bloklaşmanın” adımlarının öne çıkmasıdır…Bölgedeki merkez/mihver ülkeler -Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan- arasındaki ilişkilerin bu süreç sonrasında nereye doğru evirileceği de merak konusudur…Ayrıca Neon Projesi ve 2030 vizyonuyla bir yandan liberal temelli ekonomik açılımların da gündeme gelmesinin kaçınılmaz sonuçları önemsenmelidir.

Ezcümle, emperyalist Batılı odaklar/devletlerin “Ilımlı İslam”ın değişik versiyonları üzerinden ideolojik/sosyoekonomik bir dönüşümü zorladıkları çok açıktır.Ancak bölge gerçekliklerini doğru okuyanlar, (sapkın, eklektik, iki yüzlü) “Ilımlı İslam” versiyonunun öne çıkmasının kaçınılmazlığını göreceklerdir.Tabii ki Müslümanlar, Allah’ın dini olan İslam’ın gereklerini sistematik olarak ortaya koyduklarında bu “oyun bozulacaktır”.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir