GenelOkuyucu Yazıları

İnsan ve  Kader

Ali Göçmez

[ Prof  Dr.  M.  Sait  Şimşek. YARATILIŞ  OLAYI .Beyan Yay.İstanbul.1998.s 135-141]

İnsanın  sorumluluğunun  temelinde  hür  bir  irade ye  sahip  olmasının  yattığına  dikkat  çekmiştik.  Ancak kader  inancı  ile  hür  irade  bağdaşır  mı?  Her  insanın  bir kaderi  olduğuna  ve  yazılı  olan  bu  kader  mutlaka  ger çekleşeceğine  göre,  insan  iradesi  nasıl  hür  olabilir  ki?

Kur’an-ı  Kerim’de  “kader”  kelimesi,  sözkonusu  etmekte  olduğumuz  “kader”  anlamında  kullanılmamaktadır. Kur’an,  bu  kelimeyi,  evrenin  Allah  tarafından  be lirlenmiş  kurallar  ve  ölçüler  içerisinde  yaratığı;  rastgele ve  tasadüfi  bir  şekilde  yaratılmadığı  anlamında  kullanmaktadır.179

Bu  arada  Kur’an’ın,  kaderi,  imanın  bir  prensibi  olarak  sunmadığını  da  belirtelim.  Ancak  bu, Kur’an’da  kader  konusunun  yer  almadığı  anlamına  gelmez.  Kader’in  imanın  bir  bir  prensibi  olarak  zikredilişi Peygamber  (s.a.v.)in  hadislerinde  geçmektedir.  Kur’an’ da  kader  konusunun  yer  alışı,  olayların  anlatım  akışı içerisinde  sözkonusu  edilmektedir  ve  bu  nedenle  anlatım  içerisindeki  bağlamları  gözardı  edilmeden  konuyla ilgili  bütün  ayetler  bir  araya  getirilmek  ve  onları  dikkatli  bir  değerlendirmeye  tabi  tutmak  suretiyle  ancak Kur’an’ın  kader  konusundaki  bakış  açısı  tespit  edilebilir.

Kur’an’ın  değişik  yerlerinde  kader  konusuna  değinilirken  kimi  ayetlerden  cebr,  kimilerinden  de  tam  bir hürriyet  anlamı  çıkarılabilir.  Nitekim  kimi  mezhepler kader  konusunda  cebr  ifade  eden  ayetleri  esas  almış  ve diğer  ayetleri  buna  göre  te’vil  etmiş,  kimileri  tam  bir hürriyet  ifade  eden  ayetleri  esas  alarak  diğerlerini  buna göre  te’vil  etmiş,  kimileri  de  orta  bir  yol  takip  etmiştir. Burada  konuların  ayrıntılarına  girmek  istemiyoruz.  Konuyu  dağıtmadan  özet  bilgi  vermek  istiyoruz.

Kur’an-ı  Kerim,  inanmak  ve  inanmamak,  iyi ameller  işleyip  cennete  girmek  ya  da  yaptıkları  sonucu cehenneme  girmeyi  bir  kader  olarak  ileri  sünmemekte dir.  Kişinin  iman  etmesi  de,  etmemesi  de  kendi  hür seçimine  bağlıdır:

“De  ki:  ‘Gerçek  rabbinizdendir’  Dileyen  inansın,  dileyen  inkar  etsin. Şüphesiz  zalimler için,  duvarları  çepeçevre  onları  içine  alacak bir  ateş  hazırlamışızdır.  Onlar  yardım  iste diklerinde,  erimiş  maden  gibi  yüzleri  kavu ran  bir  su  kendilerine  sunulur.  Bu  ne  kötü bir  içecek  ve  cehennem  ne  kötü  bir  duraktır. İyi  hareket  edenin  ecrini  zayi  etmeyiz.Doğrusu  inanıp  yararlı  iş  yapanlara,  işte  onla ra,  içlerinden  ırmaklar  akan  Adn  cennetleri vardır.  Orada  altın  bilezikler  takınırlar,  ince ve  kalın  ipekliden  yeşil  elbiseler giyerek  tahtları  üzerinde  otururlar.  Ne  güzel  bir  mükafat  ve  ne güzel yaslanacak  yer. “180

Ayetlerde  inanmanın  da,  inkar  etmenin  de  insanın  hür  iradesine  bırakıldığı  ve  cennete  girmenin  de, cehennemi  hakketmenin  de,  kişinin  yaptıklarının  so nuçlan  olduğu  açık  bir  şekilde  anlatılmaktadır.Allah’ın,  yaptıklarımızı  önceden  bilmiş  olması,  bizi,  o yaptıklarımızı  yapmaya  zorladığı  anlamında  değildir. Bilakis  Allah’ın  bilgisindeki  o malumat,  yaptıklarımız sebebiyledir.

Kur’an-ı  Kerim,  insanın  üstün  vasıflarının  yanın da  zayıf  ve  eksik  taraflarını  da  ortaya  koymaktadır. İnsanı  tanımadan,  zayıf  yönlerini  tesbit  etmec;len  onu eğitmek,  toplumsal  meselelere  çözüm  bulmak  mümkün değildir.  Gerek  fert,  gerek  aile  ve  gerek  toplum  hayatını  düzenleme  amacında  olan  Kur’an-ı  Kerim  işte  bu sebeplerle  insanın  zayıf  yönlerine  de  değinmektedir.  İnsanın  bu  yönlerini  şöylece  maddeleyebiliriz. Buna  göre  insan:

A-Zayıftır:

Güçlü  veya  zayıf  olmak  ancak  bu  yönlerle  ilgili imtihan  sözkonusu  olduğunda  tesbit  edilebilir.  Nice  insan  görürsünüz;  işlerinin  yolunda  gittiği  zamanlarda adeta  güçlülük  gösterisi  yapar. Ama  bir  sıkıntıyla  karşılaştığında  durum  hemen  değişiverir:

”Allah  sizden  (yükünüzü)  hafifletmek  ister. Çünkü  insan  zayıf yaratılmıştır. “181

İnsanın  bu  yönü  başka  ayetlerde  de  anlatılmaktadır:

“İnsana  bir  zarar  (sıkıntı)  dokunduğu  zaman  yan  yatarak,  oturarak  veya  ayakta  durarak  (bütün  hallerde  o  zararının  giderilmesi  için)  bize  dua  eder,  fakat  biz  ondan  sıkıntısını  kaldırınca,  sanki  kendisine  dokunan bir  sıkıntıdan  ötürü  bize  dua  etmemiş  gibi geçip  gider.  İşte  böylece  haddi  aşanlara  yapmakta  oldukları  şeyler  süslü  gösterildi. “182

Daha  önce  Allah’ı  hiç  anmayan  kimselerin  sıkıntılı  anlarında  nasıl  Allah’a  yalvarmaya  başladıklarını, daha  önce  fakirleri  gözetmezken  nasıl  adaklar  adıyarak  fakirlere  dağıttıklarını  hep  görmüşüzdür.

Bu  sebeple  yüce  Allah  insanı  uyarmak  için  zaman zaman  onu  müsibetlerle  karşı  karşıya  getirir.

B-Zalim, Cahil  ve  Nankördür:

Yüce  Allah  insanın  bu  özelliğini,  insana  verdiği nimetleri  sıraladıktan  sonra  söylemektedir:

“Gerçekten  insan  çok  zalim  ve  çok  nankördür. “183

Allah’ın  insanlara  verdiği  nimetler  gözönünde  bulundurularak  onların  davranışlarına,  Allah’ın  emir  ve yasaklarına  karşı  takındıkları  tavırlara  baktığımızda başka  ne  diyebiliriz  ki. İnsanın  zalim  oluşu,  bir  de  kendisine  “emanet”in verildiğini  anlatan  ayette  zikredilmektedir.  Burada  insa nın  bu  özelliğinin  yanında  cahilliği  de  zikredilmektedir:

“Biz  emaneti,  göklere,  yere  ve  dağlara  telif ettik  de  onlar  bunu  yüklenmekten  çekindiler, (sorumluluğundan)  korktular. Onu  insan yüklendi,  çünkü o,  çok  zalim,  çok  cahildir.”184

Ayette  sözkonusu  edilen  emanet,  insana  verilen hilafet  görevidir. Yani,  insanın  yaratılış  sebebi  olan  şeydir.İşte  bu  şey  konusunda  insan,  kendisine  zulmetmekte  ve  geleceğinin  gereğini  hakkıyla  yerine  getirmemektedir.  Cahil  oluşu,  görevini  hakkıyla  yerine  getirmemesiyle  ortaya  çıkmaktadır. İnsanın  zalim,  cahil  ve  nankör  oluşu,  potansiyel olarak  kendisinde  bu  vasıfları  taşıması  anlamındamıdır,  yoksa  bunlar  insanın  fıtratında  var  olan  ve  dışa yansıması  kaçınılmaz  nitelik’lermidir?

Müfessirler  genelde  bu  niteliklerin  potansiyel  olarak  insanda  mevcut  olduklarını  fakat  insanlar  selim fıtratlarını  bozmadıkça  bunların  dışa  yansımayacağını söylerler.  Buna  göre  sözkonusu  niteliklerin  dışa  yansımaları  gerçekleştiğinde  insan  bu  niteliklere  sahip  olur. Dolayısıyla  bütün  insanlar  bu  niteliklerde  ortak  değildirler.  Ancak  selim  fıtratlarını  bozanlar  bu  niteliklere sahip  olurlar. 185  O  halde  insanın  cahil  ve  nankör  oluşu, emaneti  yüklenmeyi  kabul  edişinden  dolayı  değil, emanetin  gereğini  yapmamasından  kaynaklanmaktadır.  Bu konuda  Süleyman  Ateş  şöyle  demektedir:  “Bu  son  cüm le,  zalim  ve  cahil  olduğu  için  insan  emaneti  yüklendi anlamına  gelmez.  Emaneti  yüklenmek,  emanete  riayet büyük  fazilettir.  Ancak  insan  haksızlığa  meyyal  olduğundan,  kaprislerine  kapıldığından  dolayı  emanetin ağır  sorumluluğunu  düşünmez,  emanete  aykırı  hareket eder.  Zaten  cehil  (çok  cahil)  kelimesi,  birşey  bilmez  anlamına  değil,  şehvetlerine  ve  kaprislerine  göre  hareket eden  insan  anlamındadır.”186  Diğer  müfessirler  de  ge nelde  benzeri  izahlar  yaparlar. Zalimlik  ve  cahillikte  zirvede  olanlar,  münafıklar la  Allah’a  ortak  koşanlardır,  bunu  bu  ayetin  hemen  ardından  gelen  şu  ayettir:

“(Allah  bu  emaneti  insana  vermek  suretiyle) münafık  erkeklere  ve  münafık  kadınlara, puta  tapan  erkeklere  ve  puta  tapan  kadınlara  azap  edecek,  inanan  erkeklerin  ve  inanan kadınların  da  tevbelerini  kabul  buyuracaktır.Allah  çok  bağışlayan, çok merhamet edendir. “187

Bununla  birlikte  sözkonusu  ayetten  bizim  anladığımız,  bu  niteliklerin  insan  fıtratında  varolduklarıdır. Her  insanda  bu  nitelikler  potansiyel  olarak  var  olduğu gibi  hayatına  da  yansırlar.  Ancak  fıtrat  gereği  olanı miktarından  dolayı  kişi  sorumlu  değildir.  İnsanların çoğu  bu  niteliklerinin  farkında  değildir.  Yüce  Allah’ın bunlara  dikkat  çekmesi,  bu  konularda  uyanık  olmamız ve  bu  niteliklerin  her  an  için  meşru  miktarın  üzerine çıkma  istidatları  olması  nedeniyledir.

C.Acelecidir:

Kur’an-ı  Kerim  iki  yerde  insanın  bu  özelliğini  anlatmaktadır.  Bu  ayetlerden  biri  İsra  suresinde,  diğeri ise  Enbiya  suresindedir.  İsra  suresindeki  ayette  şöyle buyurulmaktadır:

“İnsan,  hayra  dua  eder gibi  şerre  dua  etmek te  (hayrı  ister  gibi  şerri  istemekte)dir.  İnsan pek  acelecidir.”188

Enbiya  suresindeki  ayet ise  şöyledir:

“İnsan  aceleci  olarak  yaratılmıştır.  Size  ya kında  ayetlerimi  göstereceğim.  Şimdi  siz acele  etmeyin. “189

Her  iki  ayette  de  muhataplar  inanmayanlardır. Yine  ayetlerin  ikisinde  de  insanın  hesabını  yapmadan ve  geleceğin  getireceği  sonucu  iyiden  iyiye  ölçüp  biçme den  ne  olacaksa  bir  an  önce  olsun  sabırsızlığı  içerisinde olduğunu  anlatmaktadır. Aslında  acelecilik  insanın  yapısında  vardır. Daima  bir  sonraki  anın  ne  getireceğini  merak  eder. Bir  an önce  gelmesini  ister.  Oysa  geçen  anı  geri  getirmek  için varını-yoğunu  harcasa  da  onu  geri  getiremez.

D.Tartışmacıdır:

Bütün  peygamberlerin  ümmetleri,  peygamberle rinden  arda – arda  mucizeler  istiyorlardı. Bir mucize  istiyorlardı,  istedikleri  mucize  gelecek  olursa  bununla da  yetinmeyip  başka  bir  mucize  istiyorlardı,  ama  mucize  istekleri  bir  türlü  son  bulmuyordu.  İnsanoğlu  bir şeyi  kabullenmek  istemedi  mi,  yüz  delil  getirseniz  yüz birincisini  ister.  Olmadık  bahanelerle  işi  yokuşa  sürükler:

“Hakikaten  biz  bu  Kur’an’da  insanlar  için her  türlü  misali  döküp  saymışızdır.  Fakat insanoğlu  tartışmaya  çok  düşkündür. “190

İnsanın  bu  özelliği  sadece  peygamberlerin  getirdiği  mucizelere  karşı  değildir.  Hayatın  her  alanında kabullenemediği  ya  da  işine  gelmeyen  meselelerde  bu özelliğini  ortaya  koymaktadır.

E.Cimridir:

Ebedi  yaşama  tutkusu,  bunun  sonucunda  dün yaya  tutukunluk  ve  cimrilik  insanın  olumsuz  hasletle rindendir.  Hatta  yaşlandıkça  bu  hasletler  onda  daha da  kuvvet  kazanır.  Kur’an-ı  Kerim  inasanın  bu  hasle tine  değinerek  şöyle  buyurmaktadır:

“De  ki:  Eğer  siz  Rabbimin  rahmet  hazinele rine  sahip  olsaydınız,  bu  durumda  harcama endişesiyle  gerçekten  cimrilik  edip  (elinizde) tutardınız.  Doğrusu  insan  çok  cimridir.”191

Ayet  bir  yandan  insanın  cimriliğinden  sözeder ken,  diğer  taraftan  Allah’ın  rahmetinin  genişliğine  de işaret  etmektedir.

Cimriliğe  karşı  çıkan  Kur’an-ı  Kerim  israfa;  “har vurup – harman  savurma”ya  da  karşı  çıkmakta  ve  bunu da  olumsuz  bir  tavır  olarak  değerlendirmektedir.

Kişinin  elindeki  serveti,  kendisine  verilmiş  bir  emanettir. Allah’ın  bir  nimetidir.  Canının  istediği  şekilde  onu  israf edemez.  Elbette  insanın  güzel  yaşama,  Allah’ın  nimet lerinden  yararlanma  hakkı  vardır.  Ancak  çevresindeki f akir  ve  zavallı  insanları  da  gözetmelidir.

Müfessir  Fahruddin  er-Razi  mal  sevgisinin,  malın insana  güç  kazandırmasından  ve  ihtiyaçlarını  giderme sinden  kaynaklandığını  söyledikten  sonra  insanın  cim riliğine  değinmekte  ve:

“Ölmek  üzere  olan  yaşlı  birine, eğer  fazla  mal  biriktirmiş  servet  sahibi  biriyse,  ölüm döşeğinde  malının  çalındığını  söyleseniz,  artık  malın kendisine  bir  faydasının  dokunmayacağını  bilmesine rağmen  büyük  bir  üzüntü  içerisine  girer.  Malının  artık kendisine  bir  faydası  kalmadığı  halde  hasret  çekerek üzülmesi  cimriliği  sebebiyledir.”192

Razi,  ardından  cimriliğin  ilacını  da  maddeler  halinde  sıralamaktadır.  Biz  bunlardan  birkaç  tanesini nakledeceğiz:

  1. Herşeyden  önce  kişi,  ihtiyaçlarını  azaltmalıdır. Gerçekten  insanın  ihtiyaç  duyduğu  şeyler  vardır,  bir  de zorunlu  ihtiyaç  olmadığı  halde  ihtiyaçmış  gibi  gördüğü şeyler  vardır.  En  azından  kişi,  bu  ikinci  türden  ihtiyaç larının  önüne  geçebilir.
  2. Ölümü  çokça  hatırlayarak  ebedi  bu  dünyada yaşayacakmış  gibi  duygulardan  sıyrılmalıdır.  Kişi  yaş daşlarındaiı  ölenleri  hatırlamalıdır.
  3. Cimriliği  yeren  ve  cömertliği  öven  ayet  ve  ha disler  üzerinde  düşünmelidir.
  4. Cimrilerin  durumlarını  ve  insanların  onlar hakkında  neler  düşündüğünü  anmalıdır.  Bilmelidir  ki, eğer  cimri  davranacak  olursa,  insanlar  kendisi  hakkın da  da  aynı  şeyleri  düşünecek  ve  söyleyeceklerdir:.
  5. Bilmelidir  ki,  biriktirdiği  maldan  yararlanma sının  yolu,  o  malı  harcamasıdır.
  6. Bir  gün  mutlaka  malı  elinden  çıkaracaktır;  ya ölürken  bu  maldan  ayrılacak  ya  da  hayattayken  şu  ve ya  bu  şekilde  bu  mal  elinden  çıkacaktır.  Malını  hayırlı şeylere  harcamalıdır  ki,  ahiretine  azık  olsun. 193

İslam,  insandaki  bu  olumsuz  yönlerin  itidal  çizgisine  çekilebilmesi  için  birtakım  ibadetleri  emretmekte, insan  nefsini  eğiterek  ahlaki  prensiplere  riayet  etmesini  istemekte,  bununla  insan  orta  yola,  yani  itidal çizgisine  çekilemiyorsa  uyulması  zorunlu  olan  emir  ve yasaklar  getirmektedir.


Dipnotlar :

179:  Mahmut  Şeltut,  el-Fetava,  s.  42.

180:  18  Kehf29-31.

181: 4  Nisa  28

182: 10  Yunus  12.

183 :14  İbrahim  34.

184 :33  Ahzab  72.

185 : Ebu’s-Suüd,  İrşadu’l-Akli’s-Selim,  VII.118;  Kasimi,  Mahas inu’t-Te’vil,  Mısır-1959,  XIII.  4924.

186 : Süleyman  Ateş,  Kur’an-ı  Kerim  Tefsiri,  İstanbul-1988,  IV. 2095.

1 87:  33  Ahzab  73.

188:  17  İsra  11.

189:21  Enbiya  37.

190:  18  Kehf  54.

191: 17  İsra  100

192 :Fahruddin  er-Razi,  Kitabu’n-Nefs  ve’r-Ruh,  İslamabad.1968,  s.  113.

193:  a.k.,  s.114-115.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close