Genel

İnsanın darlığı ve genişliği

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

“Devekuşları kanatları olduğu halde uçamıyor, neden acaba?” diye sordu meraklı olan. Bu soruyu, “Gövdelerini çok büyüttükleri için olabilir mi?” diye başka bir soruyla cevapladı diğeri.

‘İnsan denen meçhul’den ‘insan denen malum’a… Anlam yokuşundan teker yuvar yuvarlanıyoruz nice zamandır. ‘İnsan’ın kim olduğunu, nerede başlayıp nerede bittiğini ya da nerede başlayıp nerede bitmediğini merak etmeyi çok zaman önce bıraktık. Tabii bir insan teki olarak kim olduğumuzu, nice olduğumuzu da… Çünkü insanlığın tarih boyunca cevabını aradığı bu sorunun cevabını bildiğimiz vehmiyle yaşıyoruz. Bize ilk ezberletilen şeylerden biri belki de bu… İnsan bedendir, baştır, eldir koldur, ayaktır, ettir, damardır, sinirdir, beyindir, midedir, böbrektir, pankreastır. Ve insan belki biraz sevgi ama daha çok arzudur, ihtirastır, nefrettir, doymak bilmez bir iştahtır. Ve yine insan, yaşamaktan en az ölmekten korktuğu kadar korkan bir çaresizliktir. Bu devrin, ‘insan denen malum’u budur. Bizim hayatımız, günlerin içine tıkıştırdığımız ıvır zıvırı ve zaman içinde her biri birer bıktırıcı şikayete dönüşen hayal kırıklıklarını çıkarırsak CV’mizde ifade edildiği kadardır ve çoğumuz için ona eklenecek çok fazla şey yoktur. ‘İnsan’ı hayatlarımızla boydan boya, zirvelerinden en dip noktalarına kadar, içinden dışına çeperlerine kadar yaşadığımıza inanırız ama ‘insan’ değildir aslında o, üstüne ‘insan’ etiketi yapıştırılmış bir kurgusal aldatmacadır. İnsan diyerek kandığımız, inandığımız, benzemeye razı, yaşamaya gönüllü olduğumuz şey koskoca bir yalandır, insanın çok daha azıdır. Bu olsun diye vazgeçtiğimiz şeydir gerçekte insan olan… Uçsuz bucaksızdır o, toplayınca tek dağıtınca sonsuz, hakikati bir hikayesi bin bir… İnsan, insan için meçhuldür, öyle olmalıdır, ki hayat o meçhulün rengarenk bilmecesini çözmeye niyet ederek adımladığımız bir yol olsun. Varoluşun denklemi budur. İnsan, insanı malum bilirse, yol orada biter, yolculuk sona erer, anlam dört duvar içinde mahpus kalır. Kendini bu darlık içinde yaşamaya alıştıran, sonsuz genişliklerden sadece mahrum kalmaz; unutur bilahare, insan olmanın sonsuza açılan bir kapısı olduğunu.

“İnsan, tekrar yücelmesi için kendini yeni baştan inşa etmek zorundadır. Ve bu yenileşmeyi ızdırap çekmeden yapamaz. Çünkü o hem mermerdir, hem de heykeltraş. Hakiki biçimini yeniden kazanmak için, büyük çekiç darbelerini kendi maddesine indirerek kıvılcımlar çıkaracaktır” diyor ‘İnsan Denen Meçhul’ kitabında Alexis Carrel.

Zamanla günlük tutanlar azalacak. Çünkü günlerin tutulacak yeri kalmayacak. Çünkü bir gün bir önceki günü fazlasıyla andıracak. Ve bir sonraki günü kendine çok benzemesi için kandıracak. Ve insan, önüne gelen günü yaşayacak. Tıpkı ‘Modern Zamanlar’da Şarlo’nun yaptığı gibi bir vidayı sıkacak ve sonrakini sıkacak ve sonrakini ve sonrakini…

“Aradığımda seni hep burada bulabiliyor olmam güzel bir şey!” dedi kapıdan giren. “Belki de gidecek hiçbir yerim olmaması acıklı bir şeydir” dedi hep orada olan.

Bir de şunu düşünün; hayatı ne kadar yaşarsa yaşasın kendisine hep bol gelen bir insan ne hisseder?

“Sözün gerçekten söz ise” dedi meczup, “ömrün biter söyleyeceğin yine de bitmez!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı