GenelYazarlardanYazılar

 İnsanın İlk Düşünme Çabası

Felsefe olguyu, insan düşüncelerinin dayandığı temellerdir diye tarif eder. Her bir felsefe, temelini bazı olgulardan alır. Yapılan gözlemler, çalışmalar bu olguları ortaya çıkarma amacı taşırlar. Felsefede de tüm olgular, araştırmacıların yaptığı gözlemlerle ortaya çıkmaktadır.

Biz bunu biraz daha yalın hale getirecek olursak, vakıa veya olay, hatta nesnel olan her şeyi dahil edebiliriz.

Bir bakıma, şeyi anlama veya anlamlandırmanın diğer adıdır, denebilir.

İnsan var olduğu günden beri zihinsel faaliyetine start verildiği, seçme veya tercih özelliğinin gereği eşya üzerinde düşünsel faaliyette bulunarak, ben/ de varım! Demiştir.

Varlığa anlam kazandırma çalışması, yer yer haddi aşma, isyan pahasına da olsa, bilinen gerçeklerdir.

İblis/ şeytan bu çabaya verilebilecek ilk örnek olmaktadır. Tercihini isyandan yana kullanmayana ise melek örneği verilebilir.

Burada öğretilmiş ( vahiy) bilgiyi test etme şansından vaz geçip. Teslim olma tercihini kullanmak, olgu, olay ve şey hakkında verilebilecek en isabetli tesbittir.

Vahiy kitabında ” insan neyden yaratıldığına bakmaya davet edilir. Sebebi hikmeti muhteşem olsa gerek. Bu özelliğini unutmadan, kendimize verilen düşünsel hareket sahasında, hududu çiğnemeden bir eylem, çaba ibadet iken kabahate dönüştürmememiz tavsiye edilip, yaratılış özelliğimizdeki aciz veya basitliğe vurgu yapılarak haddimiz, hududumuz, sınırımız da hareketi, sınırsız, hudutsuz, hadsizliğe dönüştürmememiz önemle vurgulanır.

Sınırlı akılla var edilmiş insanın sınırsız bir varlığın, varlığını anlayacak zihinsel, kalbi yetkinliğe ulaşarak, çalışma sahasını nesnel varlık âleminde, hem kendisine hem de insanlığa yaralı olacak olabilecek, maddi ve düşünsel gayrete teksif etmesiyle, kulluğu olgunlaştırabilmektedir.

Düşünülecek şeylerin varlığı, düşünce merkezinin ( akıl, zihin, dimağ) varlığı, olay vakıa şeyin varlığı ile tamamlana bilmektedir.

Akla ilka edilen vahiy ilk düşüncenin hareket noktası olarak( Ademe eşyanın isimlerinin öğretilmesi) vahyin alınması, bilinmesi elzemdir.

Vahyi anlamak, onu bilmekten hayatı düzenlemesine, insan ve toplum için vaz geçilmez ön şart olarak görülüp, insan hayat ve kainata dair oluşabilecek problemlerin onunla çözümlenmesi, düşünen / düşünebilen her insan için gereklidir.

İnsan, vahiyle bağını hayatın tüm katmanlarında ve zamanın bütününde ( teklifle muhatap olup ölünceye kadar) oluşturmakla mükelleftir.

İnsanın kemâli, olgunluğu, yetkinliği ancak ve ancak bu kaynağı lider edinip ona uygun yaşaması ile mümkün olabilir. Bu da Sırat-ı Mustakimde olmaktır. Aksi halde, şeytanlaşan, tagutlaşan sorumsuzlaşan , sömüren zulmeden bir türe dönüşmesi kaçınılmazdır.

Hepimizi Allah topraktan yarattı. Ateşten yaratılmışız gibi, şeytanvari duyguları ilke edinmemiz, cehennem ashabı olmamızı gerektirmektedir. Cennetten vaz geçmeden elde edebileceğimiz bir şey değildir. Hem cennetten olup hem de cehennemi kazanmanın yolu ” müstağnileşmekten geçmektedir.

İnsan aklını, nefsini, heva ve hevesini Rab edinerek bu yolda bulunmaktadır. Üstelik cennet beklentisi ile (!).

Cennetin sahibi bu tür bireysel ve toplumsal yaşayış biçimine, cennet değil, cehennem vaad ediyor.

Siz/ biz mi iyi bilir, beyan ederiz? Yoksa Allah’ mı?

Bu sorunun cevabına herkesim Allah derken, Allah’ı, dinini, kitabını, elçisini ve onun kitabı hayatına uygulamasına( sünnet) umursamaz olmak nasıl bir olgudur, anlamak anlamlandırmak veya anlatmakta cidden zorlanıyoruz.

Mekke müşrikleri gibi bir hayat yaşayarak müslim veya mümin olduğumuzu Zannetmemiz! Hakikaten masum sapmaların ve kılıflarının mazeretlerinin  bizi getirdiği, insan ve toplumun zihninin aklının iğfal ( orjinalitesinin kaybolması)  edilmişliğinin birer karinesi olarak orta yerde duruyor.

Şeytanın yareni olmak vahyin yerine aklı koymakla elde edilen bir özellik olduğuna göre, toplumda vahyi tercih etmeyenlerin oranıyla ilgili düşününce, sadece söz ile vahyin tarafında, yaşamda vahyin karşısında olan, bir toplumsal yapıda yaşıyor olmanın sıkıntısı düşünülmeye değer.

Böyle bir olgunun oluşum süreci tetkik edilerek, neden ve niçinleri tespit edilip, çareler penceresinden konuyla ilgili sıkıntılara hüküm beyanında bulunmak, insanım diyenlerin boynunun borcu olsa  gerekir.

Neme lazım diyemeyeceğimiz bir hayattan sorumluyuz. İslam’ın, tevhidin gereği de bu olduğu bilinciyle.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir