GenelYazarlardanYazılar

İnsanları Sadece Allah’a Çağırmak Varya!

Bütün davetçi ve çağırıcıların insanları çağıracağı tek merci, tek makam ve otorite kendilerini gönderen ve sorumluluk yükleyen makama olmalıdır. İslam dini söz konusu olunca da bu makam ve otorite yalnızca Allah’tır. Bu bir emirdir ve aynı zamanda da bir gerekliliktir. Bu durum davetin ve davetçinin olmazsa olmaz şartlarındandır. Allah’ın kendisine elçi olarak seçmiş olduğu bütün resulleri insanları sadece Allah’a çağırmışlardır. Resullerden sonra bu kural bozulmuş ve davetçiler Allah ile beraber insanları başka otorite, ideoloji, sistem ve düşüncelere çağırmışlardır. Onlara çağırmayı Allah’a çağırmakla eş görerek insanları kandırmışlardır aslında onlar bununla insanları kendilerine veya göbek bağı ile bağlı oldukları sistemlerine çağırmaktadırlar.

Bu gün Müslüman âleminin içerisine düşmüş olduğu çıkmazların başında gelen sebeplerden biri veya birkaçı insanları İslam’a çağırdığını söyleyen cemaat liderlerinin veya sözcü kadrolarının aslında kendi cemaat lirine ve guruplarına çağırıyor olmalarıdır. Zira herkes Allah’a çağırmış olsa idi bu gün İslam’ın ve Müslümanların İslam’ın düşmanları karşısında aşağılanmış, horlanmış, ülkeleri işgal edilmiş kutsalları ayaklar altına alınmış olmazdı. İslam ümmetinin parça parça. fırka fırka, gurup gurup olmalarının en başta gelen nedenlerinden birisi sadece Allah’a çağırmaları gereken davetçilerin bu görevi tam olarak yerine getirememelerinden kaynaklanmaktadır.Yüce Allah bu konuya bizlerin dikkatlerini çekerek kendisine elçi olarak seçmiş olduğu hiçbir resulünün insanları ne kendilerine nede başka birine değil sadece Allah’a çağırdıklarını şöyle belirtmektedir.

“Hiçbir insana yakışmaz ki kendisine kitap, yetki ve peygamberlik verildikten sonra insanlara dönsün de Allah’ı bırakarak bana kul olunuz ”desin tersine ona yakışan söz “ Okuyup öğrendiğiniz bu kitap gereğince Allah’a kul olmayı benimseyiniz demektir. Onun size, melekleri ve peygamberleri ilah edinmenizi de emretmesi düşünülemez. O size Müslüman olduktan sonra, kafir olmayı emreder mi hiç ? (Al-i İmran-79-80) Evet, “Sebebin hususi olması hükmün umumi ligine mani değildir.” Yukarıdaki ayetin elçilerinin nevi şahsına münhasır olması peygamberi bir misyonun temsilcileri için bağlayıcı olmaması asla mümkün değildir. Allah elçilerinin şahsında bütün İslam davetçilerine çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır. Davetçi kim adına neye çağıracak elbette cevabı da hazır Allah olacak.

Bu ayetin yorumu ile ilgili olarak Allah ecrini versin Seyyid Kutup bakın neler söylemiş bundan sonrasını diler iseniz ondan dinleyelim:   “Peygamber, kendisinin kul olduğunu, Kullarında kullukları ve ibadetleriyle yöneldiği biricik ilahın Allah olduğunu kesin olarak biliyordu; İnsanlardan Kulluğu gerektiren ilahlık sıfatını kendisine yakıştırmalarını istemesi mümkün değildi. Hiçbir peygamberin insanlara “Allah’ı bırakarak bana kul olun” demesi söz konusu olamaz. Peygamberin onlara çağrısı “Allah’a kul olmayı benimseyin” şeklindedir. Allah’ın kulları ve köleleri olarak Allah’a bağlanın, ibadet ile yalnız ona yönelin. Hayat sisteminizi yalnız O’dan alın. Böylece tertemiz ve Rabbaniler olarak O’na yönelin. Kitabı bilmenizin ve onu tetkik etmenizin hükmü ile Rabbaniler olunuz. Çünkü kitabı bilmenin ve onu tetkik etmenin gereği budur.

Peygamber, insanlardan, melekleri ve peygamberleri ilah edinmelerini asla istemez. Peygamberleri onlara, Allah’a teslim olduktan ve O’nun ilahlığına bağlandıktan sonra inkâr etmelerini emretmez. Zira O, insanları saptırmak için değil Allah yoluna iletmek için gelmiştir. Onları kâfir yapmak için değil, İslam’a iletmek için gönderilmiştir. Buradan da anlaşılıyor ki, bu kesimin İsa’ya (Selam üzerine olsun) izafe ettiği iddianın imkânsız olduğu ortaya çıktığı gibi “Bu Allah katındadır ”şeklinde ki iddiaların da Allah adına uydurulan bir yalan olduğu anlaşılıyor.-Aynı zaman da bu kesimin Müslümanların safında şüphe ve kuşku yaymak amacıyla tekrar ettikleri bütün çabalar boşa çıkıyor. Zira Kuran, onları Müslüman cemaatin duyacağı, göreceği biçimde bütün çıplak yönleri ile ortaya koyuyor. Ehli-i kitabın bu kesimi gibi bir de Müslüman olduklarını iddia eden bir grup vardır. Bunlar, daha önce belirtildiği gibi, dini bildiklerini de iddia ediyorlar. Hâlbuki onlar, bu gün bu Kuran ayetlerinin kendilerine cevap olarak yöneltilmesi gerekenlerin başında gelirler. Onlar değişik şekillerde Allah dışında başka ilahlar icat etmek için Kuran ayetlerini eğip- büküyorlar.”(Fazılalar-il Kuran cilt bir sayfa 117 )Yukarıdaki ayetten kim neye çağıracağını gayet açık ve net olarak sanırım bu satırı yazan dâhil yazıyı okuyan herkes anlamıştır. Konumuzu yüce Kurandan bir ayet ve ne anlaşılması gerektiğini de belirterek bitirelim inşallah. İnsanları sadece Allah’a çağırmakla alakalı en can alıcı ayetlerden biriside şu ayettir:  “Şüphesiz Ben, Müslümanlardanım” deyip iyi işler yaparak Allah’a davet eden kimseden daha güzel sözlü kim vardır?” (Fussilet-33)Allah bütün vücudu ve benliği ile kendisine iman edip inandıklarını hayatına uygulayan kimselere Müslüman ismini vermiş onun verdiği ismi iman edenlerin beğenmeme gibi bir lüksleri olamaz olmamalıdır da. Yine inananların inandıkları davayı yeryüzüne yaymak ve din Allah’ın olup fitneden eser kalmayıncaya kadar da mücadele etmeleri onların İslam gibi bir dinin mensubu olmalarından kaynaklanmaktadır. Onlar bu mücadeleyi verir iken yine Allah’ın koyduğu kanun ve kurallar içerisinde hareket etmek zorundadırlar. Zira Allah’ın rızasını kazanmaları bu kurallara uymalarına bağlıdır. İslam’a davet edenlerin mutlaka bu prensipleri dikkate almak gibi bir mecburiyetleri vardır aksi halde Allah’a çağırıyorum diye kendi mezhep, tarikat, üstat ve şeyhine çağırmaları halinde hesabı zor verenlerden olmaları mukadder olacaktır. Başka bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı