Genel

İran’da ‘Suriye politikasına’ aykırı sesler

Time Türk Haber Merkezi

İran’da ekonomik sebeplerle başlayan protestolar kısa sürede yönetim karşıtı gösterilere dönüşmüş, “Ruhani’ye ölüm” sloganları havalarda uçuşmuş, kısa bir süre önce de onlarca kişinin gözaltına alındığı ifade edilerek kargaşanın sona erdirildiği belirtilmişti. Sona ermesindeki en önemli sebeplerden biri olarak ABD’den gelen destek açıklamalarının işaret edildiği gösterilerde akıllarda kalanlardan bir nokta da ‘Suriye‘ sesleriydi. Protestoların ilk günlerinde “Suriye’yi terk edin, bizi düşünün” sloganları halkın İran’ın Suriye politikasınıeleştirdiğine dair bir resim çizmişti. Peki gerçekten öyle mi?

Araştırmacı Adem Yılmaz, Suriye Gündemi için kaleme aldığı “İzlenen Suriye politikasına dair İran’da aykırı sesler” başlıklı makalesinde İran’daki muhalefetin Suriye politikası konusunda yürüttüğü muhalefeti kaleme aldı. İşte o makaleden bazı kesitler:

KASIM SÜLEYMANİ 2017’DE DİLE GETİRMİŞTİ

İran Devrim Muhafızlarının dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani 19 Ağustos 2017’de “Dünya Mescit Günü” programında yaptığı konuşmada: “İçerde ve dışarıda bazı dostlar Irak ve Suriye’ye müdahale etmemize karşı çıktılar, hatta yüksek mevkide biri; “yani Suriye’ye girelim ve diktatörümü koruyalım” diye sorunca Devrim lideri Ali Hamaney; “bizim için öncelik maslahattır kim diktatör kim değil mühim değil diye cevapladı” ifadesini kullanmıştır. Rafsancani bu ifadelerine yapılan eleştiriler sonrası sözlerinin çarpıtıldığını söylemiş ve Suriye iç savaşında Amerika’yı suçlamıştır.

BU ‘YÜKSEK RÜTBELİ BİRİ’ RAFSANCANİ OLABİLİR Mİ?

Beşar Esad için diktatör ifadesini kullanan “yüksek mevkide biri” ocak ayında vefat eden Ayetullah Rafsancani’yi akla getirdi. Zira İran dünyanın birçok yerinden Şii milisleri henüz Esad rejimine desteğe göndermeden evvel Rafsancani’nin yaptığı konuşma bu minvalde idi:

“Allah Suriye halkına merhamet etsin, her lahza füze ve bomba sesine hazırlar. Suriye halkı son iki yılda çok eziyet gördü. 100 binden ziyade insan öldü, dâhil ve hariçte 8 milyon mülteci var. Zindanlarda yer kalmadığı için spor salonları hapishane olarak kullanılıyor. Halk kendi devleti tarafından kimyasal bombaya maruz kalırken diğer taraftan Amerika müdahalesi de yakın.“

TAHRAN ESKİ BELEDİYE BAŞKANI YARGILANIYOR

Tahran eski Belediye Başkanı Gulam Hüseyin Kerbasçi, Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hasan Ruhani’ye destek için İsfahan’da bulunurken yaptığı konuşmada: “Gönlümüz ister ki Suriye, Lübnan ve Yemen’de barış olsun. Mazlumlar desteklensin, Şia’lar güçlensin. Ama bu iş sadece para verip, silah alıp, öldürüp, vurmakla olacak bir iş midir?” ifadelerini kullanmıştır. Müzakere ve diplomasi ile çözümün gerçekleşeceğini ifade eden Kerbasçi, bu sözlerinden ötürü kutsal mekân koruyucularına (Irak ve Suriye’deki ehl-i beyt türbelerini korumak iddiasıyla İran’ın organize ettiği Şii milisler) hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanması devam etmektedir.

ESKİ BÜROKRAT TACZADE’DEN ELEŞTİRİ

Hatemi dönemi İçişleri bakan yardımcılığı görevinde bulunan, 2009 seçimlerinden sonra Devrim Rehberi Ali Hamaney’e hakaret ettiği gerekçesiyle 7 yıl hapis yatan Mustafa Taczade’nin Ruberu(Yüz Yüze) isimli dergiye verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı: “Her gün daha fazla Suriye’deki bataklığa sürükleniyoruz. Adeta Rus ordusunun piyade erleri gibiyiz. Diyalog seçeneği yerine dünyanın dört bir yanından Şii milisleri Suriye’ye topladık. En büyük çelişkimiz şu ki Kaddafi aleyhine yapılanları devrim, Esad aleyhine yapılanları fitne diye okuduk, hâlbuki ikisinin tek farkı birinin Alevi diğerinin Sünni oluşuydu. Sadece bu hal dahi İran’ın tarafgirliğine delildir. Eğer Suriye’de olmasak Huzistan ve Kirmanşah’ta DAEŞ ile savaşırdık görüşü de sağlam temellere dayanmıyor. Zira henüz ortada DAEŞ yokken Suriye halkı sade bir şekilde hak talebinde bulunurken Esed’e destek verdik. Mustafa Taczade’nin bu sözlerine Devrim Muhafızları üyesi Hasan Abbasi aynı sertlik ile cevap vermiştir: “Eğer Mustafa Taczade’nin evinde şeref, izzet ve namus bulunuyorsa Suriye’ye giden gençlerimiz buna vesiledir. Biz Beşar Esad’ın değil Şam’da Seyyibe Zeyneb’in koruyucusuyuz.”

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİNDEN SERT SÖZLER

Devrim Muhafızları üyesi Hasan Abbasi’nin Tebriz Üniversitesi’nde katıldığı panelde bir öğrenci söz alarak Abbasi’ye hitaben: “Sizin teorileriniz diktatör ve kan dökücü Beşar Esad’i desteklemektir. Milletin milli ve mezhebi hislerini okşayıp İdlip ve Humus’ta mevcut olmayan türbeleri müdafaa etmektir. Türbeler nerede? Teori ve söylemleriniz İslam, insaf ve hukuk dışı katliamları savunmaktır, milletin bütçesini Lübnan Hizbullah’ı için sarf etmektir” cümlesini kullanmıştır.

Kasım Süleymani’nin memleketi Kirman’da bir üniversitede “Öğrenci Günü” dolayısıyla tertiplenen, İran meclis başkanı yardımcısı Ali Mutahhari’nin katıldığı programda söz alan bir öğrenci Mutahhari’ye hitaben: “Tarih en adaletli mahkemedir ve korkarım ki bizler mahkum olacağız. Acaba biz hakkın tarafı mıyız? Beş yüz bin insan öldü, Suriye viran oldu ve nesiller tükendi, biz kimin tarafında duruyoruz? Maalesef muhalifte hiç bir görüş ifade edilemiyor, Ali Mutahhari bile fikir beyan etmiyor. Kimseden bir şey beklemiyoruz ama milletin sesi olarak sizden beklentimiz var. Biz Suriye’deki çocukların gözyaşları ile beraber mahkum olacağız” diye itirazda bulunmuştur.

AKADEMİSYEN ZİBAKELAM’DAN ZARİF’E MEKTUP

Tahran Üniversitesi’nde akademisyen, siyaset bilimci Sadık Zibakelam’ın okul girişinde yere serilen İsrail ve Amerika bayraklarına basmadığı için kendisine gelen eleştirelere hitaben, “Eğer son birkaç yılda Suriye’de (Yermuk bilhassa) Esad rejimi tarafından öldürülen Filistinli sayısı hesaplansa korkunç rakamlar çıkacaktır. İsrail’in son 60 yılda bu kadar Filistinli öldürdüğüne inanmıyorum. Eğer yaptığı zulüm ve cinayetler yüzünden bir ülkenin bayrağı çiğnenecekse sadece İsrail değil birçok ülke bayrağı yere serilmelidir. Amerika’dan İngiltere’ye Suriye’den Rusya’ya hatta İran’a dek” cevabını vermiştir.

Hükümet Suriye’de ne yaparsa yapsın tasdik etmeye mecbur bırakılmaktan da şikâyet eden Zibakelam, İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’e yazdığı mektupta: “Arap baharı başladığında gelişmeleri “İslami uyanış” diye okuyan sizler neden Suriye’deki halk hareketlerini “Siyonist fitne” diye tefsir ettiniz? Suriye’deki Esad’ın Hüsnü Mübarek, Saddam Hüseyin, Kaddafi ve diğerlerinden ne farkı var? Neden gözlerimizi Suriye’deki rejimin gerçeklerine kapatıyoruz? Eğer Beşar Esad reform ve diyalog yerine halkla kurşun diliyle konuşmasa DAEŞ türü örgütler türer miydi? Milli menfaatlerimiz ve Arap âleminde muhabbet, itibar ve hürmeti kaybetmemek için gayret sarf edeceğinize inanıyorum” ifadelerini kullanmıştır.

ELEŞTİRİLERE YANIT

İran Meclis Başkan Danışmanı Emir Hüseyin Abdullahiyan, Suriye politikasını eleştiren sloganları kastederek :”Eğer Suriye’de olmasaydık bugün Tahran’daki metro istasyonlarında DAEŞ ile savaşırdık” demiştir.

MUHALİFLER SUÇLAMALARLA KARŞI KARŞIYA

İran’ın Suriye’de verdiği kayıpların günden güne artması ve hayatını kaybedenlerden geriye kalan hikâyeler, askeri / siyasi yetkililerin katıldığı kalabalık cenaze törenleri, ehl-i beyti müdafaa söylemi, ulusal güvenlik gibi sebepler, İran toplumunda Suriye meselesine ayrı bir kutsallık atfetmektedir. İran’da mevcut Suriye politikasına dair muhalif beyanı bulunanlar ehl-i beyt büyüklerine hürmetsizlik, Suriye’de ölen Iran kökenli askerlere hakaret gibi suçlamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close