Genel

İşgalci İsrail Filistin’i öldürüyor

Yeni Şafak

Batı Şeria ve Gazze’nin dışında Filistin kimliğinin görülebildiği nadir yerlerden biri Kudüs. Eski şehir, mallarını Arapça satmaya çalışan yaşlı adamların ve kadınların sesiyle çınlıyor; Araplılığımızla ve Filistinliliğimizle hala gurur duyuyoruz. Bu kadar şiddetle ele geçirilen Hayfa, Celile ve diğer şehirlerden farklı olarak, Filistin kelimesini dile getirmek bile artık devrimci bir hareket olarak algılanıyor. Bu, İsrail’in Filistinlilere karşı İsrail vatandaşlığıyla ilgili 50’den fazla ayrımcı yasa uygulamasının bir yan ürünüdür.

İsrail’in yeni “bağlılık anlaşmasını bozma” kanun tasarısı, Filistin’den Filistinli kimliğini silmeye yönelik kötü niyetli bir başka girişim. Geçtiğimiz Perşembe günü, Kudüs’te yaşayan Filistinliler yeni bir parodiyle karşılaştı. İsrail parlamentosu, içişleri bakanına, İsrail’e tehdit oluşturan ya da daha spesifik söyleyecek olursak İsrail’e “bağlılığı ihlal ettiğinden” şüphelenilen her Filistinlinin yerleşim haklarını iptal etme izni veren bir kanun tasarısını onayladı.

Kudüs’teki Filistinliler, İsrail vatandaşlığına ya da Filistin pasaportuna sahip değiller. Onlar, pek de önemli olmayan daimi yerleşim belgeleri ve seyahat amaçlı geçici Ürdün pasaportlarıyla daimi bir arafta yaşıyor. 1967-2016 yılları arasında İsrail, İsrail devletinin kurulmasından çok daha önceki tarihlerden beri, nesillerdir orada yaşamalarına bakmaksızın 14 bin 500’den fazla Kudüs sakini Filistinlinin yerleşim haklarını iptal etti.

Trump’ın Kudüs’ü “İsrail’in bölünmemiş başkenti” olarak kabul etmesi sonrası, İsrail’in Kudüs’ü işgal etmek için cesaretlendiğinin bir kanıtı olan yeni kanun, sadece Kudüslü Filistinlilere bir saldırı değil, Filistinli kimliğine yönelik doğrudan bir saldırı girişimidir.

KUDÜS’ÜN NAKBA’SININ YASALLAŞTIRILMASI

Filistin’in devam eden kolonileştirilmesi, nüfusun yerinden edilmesiyle son bulmuyor. Bu aynı zamanda, bu topraklarda herhangi bir Filistin hissini tamamen silmek ve onu tamamen yeni bir karakterle değiştirme hareketidir.

Bunu, bir Batı Şeria kimliği taşıyıcısı olarak İsrail’den Kudüs’e ve Hayfa, Caffa ve Akra gibi diğer tarihi Filistin şehirlerine girmek için ender rastlanır giriş izni aldığımda daha somut olarak fark ettim. Ramallah’a her zaman gergin bir zihinle dönüyorum. Atalarımın toprağında yabancı bir işgalci olma hissi, İsrail çatısında barış görmeyi daha da zor hale getiren bir düşünce.

1948 saldırıları süresince, siyonist milisler, Filistinlileri evlerinden fiziksel olarak şiddetle evlerinden çıkarttı. Benzer bir çaba olarak, bugün başka bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu defa daha az kanlı ve sessiz bir yöntem; yasa. Tasarı, Filistin nüfusunu zorla nakledecek yasal bir çerçeve yoluyla Filistinlilerin kentten çıkarılmasını hızlandıracak. Bu aslında bürokrasi yoluyla bir etnik temizliktir.

İsrail için “barış” düşüncesinin tek anlamının, biz Filistinlilerin özgürce Filistinliler olarak yaşamamız değil de bir arka plan sesi olarak hayatımızı sürdürmemiz olduğunu fark ediyorsunuz. Bu durum özellikle, büyükbabamın büyüdüğü ve 1948 yılında terk etmeye zorlandığı Yaffa’yı ziyarete gittiğimde hakim oluyor. Bu gibi şehirlerde Filistinlilerin ayırt edici unsurlarının korkunç bir şekilde silindiğini çok keskin bir şekilde görüyorsunuz. Sonuç olarak Arap dili damgalanmış, mutfağımız İsrail kültürüymüş gibi tanıtılıyor ve etnik kimliğimiz bile Filistinli olarak değil de “İsrailli Arap” olarak geçiyor. Geriye kalanlar ise eski evlerin parçaları ve yavaş yavaş ölen bir neslin, nehirden denize uzanan Filistin’i de kendisiyle birlikte götüren uçup giden tarihi.

Bütün bunlara rağmen, İsrail’in işgalci güç olduğu gerçeği, Filistin ve Filistinliler hakkındaki tartışmalarda gözardı ediliyor. Aklı başında hiç bir toplum, katiline gönüllü olarak boyun eğmez ve eğmemeleri beklenmelidir. Bunu akılda tutarak; Filistinlilerin İsrail yasalarına uymayan ve İsrail’in kendilerine yönelik yaptırımlarına karşı her hareketi, İsrail’e “bağlılığı ihlal etme” olarak değerlendiriliyor. Filistin bayrağını belli bir noktada taşımak bile İsrail tarafından yasadışı sayılıyordu.

Son tasarı, İsrail tarafından alınmış bir savunma önlemi değil, şehirlerini işgal ederken karşılaşacakları Filistin direnişini kırmaya yönelik bir stratejidir.

İşgal altındakilerin, işgalcilerine bağlı olacağı bir gerçekliğin olmadığının bilincinde olan İsrail, Kudüs’ten ve Kudüs’ün Filistinli kimliğinden kalan ne varsa onu işgal etmek ve sömürmek için bu tasarıyı bir bahane olarak kullanıyor.

YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜME ŞAHİTLİK

Tasarının sınırları içinde gizlenmiş daha belirsiz olan bir etki ise daha ürkütücü. Filistinlilerin haklarının iptal edilmesinin somut sonuçları yetmezmiş gibi, yerleşim haklarının alınacağı korkusunun uyandırılmasıyla Kudüs’te Filistin kimliğinin yavaşça öldürülmesine de şahitlik edebiliriz. Bu yasa tasarısı ve İsrail’in diğer yeni çalışmaları, Amerikalı kaptan Richard H Pratt’in Yerli Amerikalılar ile ilgili emellerini hatırlatıyor: “adamın içindeki Kızılderiliyi öldür, adamı kurtar.”

Batı Şeria ve Gazze’nin dışında Filistin kimliğinin görülebildiği nadir yerlerden biri Kudüs. Eski şehir, mallarını Arapça satmaya çalışan yaşlı adamların ve kadınların sesiyle çınlıyor; Araplılığımızla ve Filistinliliğimizle hala gurur duyuyoruz. Bu kadar şiddetle ele geçirilen Hayfa, Celile ve diğer şehirlerden farklı olarak, Filistin kelimesini dile getirmek bile artık devrimci bir hareket olarak algılanıyor. Bu, İsrail’in Filistinlilere karşı İsrail vatandaşlığıyla ilgili 50’den fazla ayrımcı yasa uygulamasının bir yan ürünüdür. Bu, İsrail politikasının kötüye kullanılmasıdır, kimliklerimizi güvenilir dostlar arasındaki birer fısıltıya dönüştürmek umuduyla evlerimizin köşesine itmektir.

KURTULUŞUN YOLU

Bir kez daha, bu yeni tasarı aslında Filistinlileri bir seçim yapmak zorunda oldukları yanılsamasıyla görevlendiriyor. Bu baskıcı önlemlere meydan okumak ve ikametlerini ve sahip oldukları az sayıdaki hakkı kaybetme riski ya da İsrail yönetimine boyun eğmek ve Filistinliliklerini yitirmek; asimile olmak, onlara yalnızca kendi şehirlerinde birer yabancı turist gibi bu araf devlette yaşama şansı sağlayacak. İki seçenek de Filistinlilere hizmet etmiyor; ya zorunlu asimilasyon altında haysiyetsiz bir yaşam ya da aşağılanma, mülksüzleştirme ve insan hakları ihlallerinde bir döngü.

Kurtuluşumuz, “eşit haklar” elde edeceğimiz zaman değil, başımızı yüksek tutabildiğimiz ve yüksek sesle “işgalcimize sadakat göstermeye gerek duymadan Filistinli olduğumuzu” haykırarak özgürce dolaşabildiğimizde gerçekleşecektir.

* Bu yazı 12 Mart 2018’de El Cezire İngilizce web sitesinde yayınlanmıştır.

** Tercüme Fatma Nur Aktaş

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close