GenelMektuplara Cevap

İslam İnsanın Fıtratına Hitap Eder

Zekiye Zengibar /İskilip                                                                                                                                      Soru: İslam dini evrenseldir, tüm insanlık için gelmiştir denilmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan insan topluluklarının geleneği, göreneği, hayata bakışı, bilgi ve kültürleri birbirlerinden çok -çok farklıdır. Ayrıca her insanın renkleri ve zevkleri de farklıdır. Bunca farklılığa rağmen İslam, bunların hepsini nasıl memnun edecek? Bu konuda Kur’an insanlara nasıl cevap veriyor?

Cevap: İslam, Kurallarını Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimini       kayıtsız şartsız kabul edip Allah’a teslim olan kimseye de Müslüman denir. Müslüman teslim olan kimseye verilen bir sıfattır.  Bu nedenle iki hususu belirtmekte yarar vardır.

Birincisi: Teslim olan kimse; kendisi hakkında belirlenen yasalara eleştiri getiren, şurası burası benin zevklerime, benim anlayışıma, benim geleneğime, benim atalarımdan intikal eden dini anlayışıma uygun düşmüyor deme lüksü olan kimse değildir. Yaratıcının insan için belirlemiş olduğu şartlara kayıtsız şartsız teslim olmak zorundadır. Aksi halde teslim olan sıfatını kazanamaz.

İkincisi: İnanların dillerinin, renklerinin, kavim-kabile ve aşiretinin, ülkesinin ve yaşadığı tarih diliminin farklı olması; insanın fıtratı ile alakalı şeyler değildir. İnsanın benliğine konulan ve adına fıtrat dediğimiz özellikler insanların hepsinde eşittir.

Örneğin: yeme, içme, teneffüs etme, uyuma ve yediklerini çıkarma gibi özellikler her insanda aynıdır. Yediği şeylerin veya teneffüs ettiği havanın yaşadığı ülkenin farklı olması bu konularda farklı tepki oluşturmuyor. İnsan nerede olursa olsun acıkıyor. Su içme ihtiyacı duyuyor. Ve uyumak istiyor.

Bir diğer özellik ise: içgüdüsel olan özelliklerdir. Örneğin: tapınma /inanma özelliği,  karşı cinse ilgi duyma özelliği ve bir şeye sahiplenme özelliğidir.  Şimdi bunlardan doğan davranışlara bakalım: İnsan dünyanın neresinde olursa olsun bir şeye inanma ihtiyacı duyuyor. İnsanlık tarihi boyunca insanlar bu ihtiyaçlarını tatmin için çok şeye inanmıştır. Çeşitli dinlerin, mabet ve mabutların varlığı bunu göstermektedir. Bu özelliği olmayan insan niçin inanacak ve inanmak için bir şeyler arayacaktı ki?  Ayrıca kendisine inanmasını isteyen Allah insana böyle bir ihtiyaç vermese idi, ne diye sadece bana inanacaksınız diyecekti? Veya niçin elçi ve kitap göndererek kendisine inanmaya çağıracaktı? İnsanı karşı cinse ihtiyaç duyacak şekilde yaratmasa idi, karşı cinsi yaratmanın ne anlamı olacaktı? İnsana sahiplenme özelliği vermese idi insanlar bir şeylere niçin sahiplenmek için birbirini hırpalayacaklardı? İşte tüm bunları yerli yerinde yaratan Allah insanın bu ortak fıtratına hitap eden “ED DİNİ” İslam’ı göndererek tüm bu ihtiyaçların doğru bir şekilde tatmin edilip doyurulmasını istemektedir. Bunlar doğru şekilde tatmi edilmediği zaman insan asla huzurlu olamaz. Aynı zamanda allah zayıf yaratılmış olan insana merhamet edip yol göstererek razı olacağı bir hayatı elçileri aracılığı ile insanlığa sunmuştur.

Dikkat edilirse Allah Teâlâ’nın insanlardan istemiş olduğu davranışlar/ Emir,  yasaklar ve tavsiyeler yukarda saydığımız insanın fiziki ihtiyaçları ve içgüdüleri ile alakalıdır. Yememiz, içmemiz, inanmamız, karşı cins ile evlenmemiz, neye nasıl sahip olacağımız ve insanlarla münasebetlerimiz konusundadır.  Şimdi düşünelim bu durumlar ilk insandan günümüze kadar tüm insanlarda ortak özelliklerdir. İşte Allah dinini Eşyanın değişmeyen özellikleri ve İnsanın değişmeyen fıtratı üzerine bina etmiş ve bu özellikleri muhatap alarak insanlığa hitap etmiştir. Onun için yaşadığınız coğrafyanın ait olduğunuz toplumun ve yaşadığımız zaman diliminin farklı oluşunun dinin ilkeleri konusunda hiçbir farkı yoktur. Mağaralarda barınan insan         ile gök delende barınan insan arasında sadece görüntü farkı vardır. Her ikisi de elindeki imkânlar çerçevesinde barınma ihtiyacını karşılamak için bunu yapıyor. Gerisinin bir önemi yoktur. Şimdi yaratılış ile ilgili şu ayetlere bakmaya çalışalım:

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa 4/1)

Kadın ve erkeğin birbirlerine ilgi duyup aile oluşturması için aralarına bir sevgi bağı da koymuştur:

“O’nun delillerinden biri de, içinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranıza muhabbet ve sevgi bağı koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum 30/21)

Sonra bu çiftten, birçok insan toplulukları olan kavimleri ve kabileleri oluşturmuştur:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık türettik. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah’ın yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınız/saygılı olanınızdır.  Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 49/13)

Sonra bunları yeryüzüne yaymıştır:

“De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!” (Mülk 67/23)

“De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.” (Mülk 67/24)

Sonra bunların her birine farklı -farklı fiziksel görünüm, farklı -farklı renkler ve çeşit -çeşit anlaşma aracı olan diller vermiştir:

“O’nun delillerinden biri de, göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin ayrı -ayrı olmasıdır. Şüphesiz bunda, bilenler için deliller vardır.(Rum 30/22)

Buraya kadar verdiğimiz ayetlerden anladığımız kadarıyla insanı ve ona bağlı olarak tüm insanlığı önce bir nesneden nefis denilen çamurdan, sonra da bir kadın ve bir erkekten oluşan çiftlerden yaratıp türettiğini görüyoruz.

Burada şu ayrıntıyı da bilmemizde yarar vardır. Toprağa atılan her tohum fidana dönüşmeyip çere çöpe dönüştüğü gibi, her çiftin birleşmesinin sonucunda da çocuk olmuyor. Bunu yaşadığımız çevremizde gördüğümüz gibi bizzat Rabbimiz bunun kendi takdiri ile olduğunu bildiriyor:

“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuğu, dilediğine de erkek çocuğu verir.” “Yahut hem kız hem erkek çocuk verir. Dilediğini de kısır yapar. O her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.” (Şura 42/49-50)

Yine yaratılışta tüm insanlara verilen görme, işitme, düşünüp anlama, hemcinsiyle anlaşmak için konuşma, kendisinden başlayarak sevme, nefret etme, sevinme, üzülme, ağlama- gülme, hayranlık ve nefret gibi tüm özellikler ile insanı donattığını görüyoruz. Tüm bunların bağlı olduğu iki özelliği; fucur ve takvayı/ kötülük yapma ve iyilik yapma; diğer bir ifadeyle İsyan ve İtaat etme özelliklerini tüm insanların benliğine yerleştirmiştir:

“Yere ve onu yayıp döşeyene, Kişiye ve onu şekillendirene, Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene Andolsun ki: Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” (Şems 91/6-9)

Bütün bunlar bize gösteriyor ki insana verilen temel özellikler aynıdır. Allah insana hitap ederken “Ey insanlar!” komutu ile hitap ediyor.  Bu hitap kadınıyla erkeğiyle, siyahıyla beyazıyla, Arabıyla Acemiyle tüm insan cinsini muhatap alıyor. Dillerin farklılığına işaret ederek hangi topluma hitap ediyorsa kitabını o kavmin diliyle gönderiyor:

“Ey Muhammed! Şehirlerin anası Mekke’de ve onun çevresinde bulunanları uyarman; hakkında asla şüphe olmayan toplanma gününe karşı korkutman için sana Arapça bir Kur’an vahyettik. O gün insanların bir kısmı cennete, bir kısmı da çılgın alevli cehenneme girerler.” (Şura 42/7)

“Düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf 43/3)

Allah insanların ne dediğini anlamaları için her kavme kendi içlerinden bir elçi gönderip onlara kendilerinden biriyle kendi konuştukları dil ile hitap etmiştir:

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitabı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara 2/151)

Bunun bir adım daha önüne geçerek :

“Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe de azap edecek değiliz.” (İsra 17/15)

Allah Teâlâ yaptığı her işi hikmetle yapar adaletle uygular. Bir toplumu anlayacağı dilden uyarmadan o toplumu yaptıklarından dolayı yok etmez. Bu demektir ki,  dünyanın dört bir yanında yaşayan insanlara duymaları gerektiği kadar hakkın ve hakikatin ne olduğu duyurulmuştur. Ancak birileri duyup teslimiyet gösterirken birileri de kulağının dibinde okunan ezanı duymamıştır.

“Allah, eğer onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.” (Enam 8/23)

Allah Teâlâ insanın duyması gereken her şeyi onun anlayacağı dilden anlayacağı seviyede duyurmaktadır. Ayetin şahadetiyle insan ya duyup işittim ve itaat ettim, işittim ve iman etim diyor. Ya da duymuyor veya duyup yüz çeviriyor. Bu nedenle hiç kimse tesadüfen cennete veya cehenneme gönderilmiyor.  İnsanı yaratan ve insanı çeşitli özellikler ile donatan Allah İnsana şunu söylüyor:

“Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.” “O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”( Mülk 67/1-2)

İşte herkese fırsat eşitliği dediğimiz şey budur. Herkes kendisine verilen imkânlar ile imkânı ölçüsünde iş yapacak; bu yapılan işe göre Allah değerlendirecek değer verecek. Yüklenilen sorumluluk herkesin maddi ve manevi gücüne göre verilmiş; buna göre de sorumlu tutulacaktır:

“Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyi yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”(Bakara 2/286)

Allah tüm ihtiyaçlardan beridir. Muhtaç olan ise insandır. İnsanlığa yüklemiş olduğu sorumluluğun yerine getirilmesi için insanlığa merhametinin gereği olarak rehberlik ediyor. Ve ona sorumluluğunun ne denli büyük olduğunu hatırlatıyor:

“Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahildir.” (Ahzab 33/72)

“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)

Şimdi oturup düşünelim, bu yükün altından nasıl kalkacağız? Bize Allah’tan başka kim yardım edebilir? Bunca nimeti veren bir gün hesabını soracağına göre, yüzümüzün akı ile hesabı verebilecek miyiz?  Milenyum çağının bilge(!) insanları hesap günü Allah’ı mı hesaba çekecekler yoksa ilminde sınır olmayan Allah onları mı hesaba çekecek; bekle gör kuralına göre bekleyip göreceğiz!!!

Diyebilirsiniz ki bunca inanmayan insan; yada Allah’ın istediği gibi inanmayan insan inanmaya mecbur mu? Onlar da hiçbir şeye inanmak istemiyor. Şimdi onları öldürecek miyiz? Yâda ne yapacağız?

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?” (Yunus 10/99)

“Aklını kullanmayanların üzerine Allah pislik yağdırmasından dolayı;  o pislikten kurtulmayanların iman etmesine Allah izin vermez.” (Allah’ın, eşyaya koyduğu kanun gereği bunlar bu haldeyken iman etmeleri mümkün olmaz. Olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Küfrü terk etmeden İslama teslim olmanın imkânı yoktur. Bu ayetin ifade etmek istediği şey budur. ) (Yunus 10/100)

Şimdi iş insana kalmaktadır. Ey insan!  İster düşünüp iman et, ister düşünüp inkâr et, söz ve karar senindir. Nasıl olsa tüm işlerin sonu Allah’a varacak. Ölüm hak hesap gerçek. Yol Allah’ın kervan senin istediğin yere çek!..  Ancak şunu da unutma ki, Yolun sonu hep Allah’a çıkacaktır…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı