GenelYazarlardanYazılar

İslam Yaşanılması Zor Bir Din Değildir

İslam/Kur’an, evreni ve insanı yaratan Allah’tan gelen ilahi bir me­sajdır. Şüphesiz yarattığını en iyi bilen Allah’tır. Bu yüzdendir ki İslam, insan yaratılışına en uygun ve en yaşanılabilir dini ve insani yükümlülükleri içerir.

Din, erdemli, ilkeli, adalet ve merhameti esas alan insan ve toplum inşa etme projesidir. İslam’ın yaşanılması zor bir din olduğu yönündeki kanaatin sebebi İslam hakkındaki bilgilerimizin yetersizliği ve gerçekten dinden olmadığı halde zaman içinde üretilen inanç ve kabullerdir.

İslam’ın kendisi ile İslam adına üretilen dini kültürü bir­birinden ayırmak gerekir. İslam Kur’an ile ortaya konulan din, her zaman ve her dö­nemde geçerli olacak olan dindir. Dinin kültürü genellikle tari­hin belirli dönemlerindeki etkileşimler, inanç ve kabuller üze­rinden şekillenir. Dini kültürde değişim normaldir ama dinin kendisinde değişim söz konusu değildir. Allah’ın hükmü her zaman ve herkes için aynı şekilde geçerlidir.

Allah Maide 3. ayette “… Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” buyurmaktadır. Bin dört yüz yıldır dine eklemeler yapılmıştır. Sünnet namazlar, yenilmemesi gereken şeyler, haramlar vb. şeyler… Oysa farz namazlar bellidir. Müslüman sadece Allah’ın farz kıldığı namazlardan sorumludur. İsteyen istediği zaman, istediği kadar nafile namaz kılabilir. Bunları farz namazların yanına zorunluymuş gibi eklemek doğru değildir.

Haram yiyecekler leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvanların etleri (5/3, 2/173, 4/115, 6/145) olarak belirlenmiştir. Deniz ürünleri de helal sayılmıştır (5/96). Dinde haram helal koyma Allah’a aittir: “Dillerinizin yalan-yanlış nitelendirmesiyle şuna helal, buna haram demeyin. Yoksa Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ulaşamazlar.” (Nahl/116)[1]

Hal böyle iken dine 1400 yıldır eklemeler yapılmıştır. Bu eklemelerle külliyatlar oluşmuştur. Dini öğrenmek ve yaşamak isteyen insanlar dinin kaynağı olan Kur’an’a değil de bunlara bakacak olursa meselenin içinden çıkamaz. Gözü korkar haklı olarak “ Bu din yaşanılmaz.” der. “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle sorumlu tutar.” (2/286). “…Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez…” (2/185).

Tasavvuf, fıkıh, kelam ve asılsız hadislerle dine pek çok eklemeler yapılarak dini genetiğiyle oynanmıştır. Berzah alemi, kabir azabı, gavs, şeyh, “Şeyhi olmayan şeyh, şeytandır.” sözü, kader inancı, recm, ruhlar alemi, gaybı bilme, kıyamet alametleri, dinden çıkanın öldürülmesi bunlardan bazılarıdır. Oysa bunların hiçbiri dinin kaynağı olan Kur’an’da yoktur. Yaşanılması ve anlaşılması zor olan İslam değil, İslam’a sokulan, eklenen şeylerin din zannedilmesidir.

İslam, ayet dinidir; rivayet dini değildir. Allah’ın ayetleri dindir. Hiçbir rivayet din değildir. Bu yüz­den Allah’ın ayetlerine şüphe ile yaklaşılmaz ama rivayetlere eleştirel ve şüpheci yaklaşmak gerekir. Dini konulardaki sap­malar, akıl ve fıtrat devrede olacak şekilde Allah’ın ayetleri ile düzeltilmelidir. Kuran’dan başka hiçbir kaynağa Kuran gibi gü­venilemez. Bunun için dinin ne olduğu ve ne olmadığı konu­sunda ölçü alınacak tek kaynak Kur’an’dır. Mezhep­ler, rivayetler,  âlimler ya da çeşitli kitaplar dinin değildir. Dini konularda herkes dinlenebilir her kitaba bakılabilir ancak her­kes bunların geçerliliğinin ölçüsü Kur’an olmalıdır.

Kur’an dışında kalan tefsir, hadis, siyer, fıkıh, kelam ve İslam tarihi (Müslümanların tarihi ifadesi daha doğru) gibi kaynaklar dinin kaynağı değil, dindar insanların dinin kaynağından anladıkları ve bu anlayışla ortaya konulan yaşam biçimidir.[2]

Her kültür bir şekilde gelenek, örf ve adetlerini dini kimlik altında sürdürmeye çalışmıştır. Hz. Pey­gamberden sonra ona ait olduğu iddia edilen öyle çok ri­vayet üretilmiş ve bu rivayetler o kadar çok kitaba girmişlerdir ki herkes kendi görüş ve kabulünü desteklemek için doğrudan ya da dolaylı olarak bir şekilde bir rivayet bulabilmiştir. Din tektir. Ancak din anlayışları ve yorumları farklı ola­bilmektedir. Bunun temel nedenleri ırksal, tarihsel, kültürel, geleneksel ve coğrafi açılardan insanların farklı kabul ve tu­tumlara sahip olmalarıdır.

Akla uygun olamayan şeyleri din diye sunup dayatan kesimlerde dini yaşanmaz hale getirmektedir. Bazı Müslümanların akla ve düşünceye karşı olmaları ya da düşünüp sorgulamaya düşmanca yaklaşmaları İslam’a fatura edilemez. Bu tutumun nedeni İslam dini değil, bu tarzda bir din algısına sahip kişi ve çevrelerdir. İslam âleminin bugünkü durumunun en öncelikli sebeple­rinden biri, aklın terk edilmesidir. Ne zaman akıl terk edildi, Allah’ın ayetleri de terk edildi. Akıl devre dışı kalınca, Al­lah’ın ayetleri de devre dışı kaldı. Allah’ın ayetleri aklını kul­lanan kişinin işine yarar. Aklını kullanmayanın işine yaramaz.

Mezheplerin birinin haram dediğine diğeri helal, birinin helal dediğine diğeri helal demesi İslam’ı yaşanılmaz göstermektedir. Oysa herhangi bir mezhep ya da oluşumun İslam’a eşitlen­mesi veya İslam’ın temsilcisi olarak kabul edilmesi söz konusu olmadığı gibi bunu yapmanın İslam’a verilecek en büyük za­rarlardan biri olduğu bilinmelidir: “Hz. Peygamber’in vefatına müteakip ortaya çıkan ve dini nitelik taşıyan bütün oluşum­lar, dinin anlaşılma biçimleridir. Bütünüyle beşeri olan bu tür oluşumların İslam’la özdeşleştirilmesi hem İslam’ın evrensel­liğine, hem de insan gerçeğine aykırı olacaktır. Bu sebepten, İslam’ın ve İslam’ın anlaşılma biçimlerinin birbirinden ayrıl­ması gerekmektedir.”

Kur’an’da kitap ehlinin de Allah’ın ayetlerine rağmen kendi ara­larında mezheplere ayrıldıkları ve gerçeği yalanladıkları görül­mektedir. Şüphesiz bu ayetler ve uyarılar Müslümanlar ben­zer hataları tekrar etmesinler diyedir: Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsu­nuz? (Âli İmran 71). Kitap Ehlinden olanlar, ancak kendi­lerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar. (Beyyine 4). Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır. Ki­tap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, ara­larındaki ‘kıskançlık ve hakka başkaldırma’ yüzünden ayrı­lığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir. (Âli İmran 19)

Kur’an’da hiçbir ayette olumlu manada mezheplerden/ayrışmalardan bah­sedilmemiştir. Aksine çeşitli ayetlerde Müslümanlara hiziplere (mezheplere) ayrılmamaları ve Allah’ın ilahi hükümlerine tes­limiyet çatısı altında birleşmeleri emredilerek mezheplere ay­rılmanın kişiyi dini konularda yanlışa sürükleyeceğine dikkat çekilmiştir: Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın. (Âli İmran 103). Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler; senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. (En’am 159). Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Bü­yük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkârcıların ha­line! (Meryem 37). Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hi­zipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. (Rum 32)

Beşeri nitelik taşıyan bütün olgu ve oluşumlar tabiatı ge­reği, her türlü tahlil ve tenkite açık olacağı için, dinin anlaşılma biçimlerinin her ne sebeple olursa olsun, din gibi mütalaa edil­mesi, gelecekteki din anlayışının geçmişe göre şekillenmesi, İslam’ın evrenselliği ile bağdaşmayacaktır. Müslümanlar her zaman ve mekânda İslam’ı en iyi şekilde anlama ve yaşama imkânına sahiptir… Hz. Peygamber’in sağlığında ne siyasi ve itikâdî mezheplerden söz edebiliriz, ne de fıkhî-amelî mezhep­lerden. Mezhepler Hz. Peygamber’in vefatından çok sonraları teşekkül etmeye başlamıştır… Bir insan kim olursa olsun, hangi mezhebe mensup bulunursa bulunsun eğer Allah’a, Ahiret gü­nüne, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna ve Kuran’a ina­nıyorsa Müslümandır. Her insan Müslüman olup olmayacağına kendi özgür iradesi ile karar verir. Mezhepler dinin anlaşılma biçimlerinden başka şey değildir; bir insanın Müslüman olması için mutlaka bir mezhebe bağlı olması da gerekmez.”[3]

Sözün özü: Dini anlamak ve yaşamak için Kur’an dışı her kaynak ve Kur’an dışı her yol eleştiriye açıktır, sapmaları, dayatmaları zorlaştırmaları kaçınılmazdır. Onlara bakıp dinden soğumak pireye kızıp yorgan yakmak gibidir.


[1] Bakınız: 10/59

[2] Hüseyin Bülbül, Müslümanların SoruNları, 1. Cilt, s.324

[3] Hasan Onat, Türkiye’de Din Anlayışında Değişim Süreci, s. 155-157.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı