GenelYazarlardanYazılar

“İSLÂM’İ HAREKET” Bir düşünce denemesi

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, İslami Hareket, hem İslam denince ne anladığımız, hem de hareketten anladıklarımızla doğrudan ilintilidir.

Bir hareket Müslümanlar tarafından yapılıyorsa İslamilik vasfı olmak zorundadır ; ki hareketin merkezinde , Vahiyden başka bir şey olmasın, hareket ise yine aynı mahreçten neşet edip aykırılık arz etmesin.

Hem hareket hem İslam rabbani metot ile bezenmiş Kur’an ve sünnetin yolu olan sıratı müstakim olsun.

Hareket denilince akla metot gelmektedir, metot bir düşünceyi bir ideolojiyi, bir davayı (adı şekli ne olursa olsun)neticeye götüren;  “Yol,yöntem,tutulan gidilen şey tarz demekse, İslami hareketin ana dinamikleri,  Kuran ve sünnetin amir hükümlerinde varit olduğu şekli ile ortaya konulmalıdır.

Değişim nedir diye sorarak devam ederken . Memnun olunmayan halden olunan hale dönüşmek denebilir. Bu ancak akılla,duyularla ve özellikle FİKİR ile olacaktır.

İslâmî, Tevhidi, Kur’anî, Peygamberî bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirmeye talip insan, bu çerçevede vakit kaybetmeksizin bir çaba ve gayret göstermenin gereğine inanan, bu yönde verilecek bir kulluk mücadelesinde gönüllü aday olan, sözüne sadık, kendisine inanılıp güvenilecek insandır mümin..

Müslüman insan, Allah(cc) için yaşarken, ilâhî rızaya ulaşmak uğruna başına türlü hadiselerin geleceğine, çeşitli badireler atlatacağına, denemelerden, keskin virajlardan ve sınanmalardan geçeceğine ve bütün bunların kendisinden önce yaşamış Peygamberlerin ve muvahhit Müslümanların ortak bir kaderi, yani hayatın ta kendisi olduğuna inanır.

‘(Ey müminler!)Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?!

Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihayet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman” diyecek duruma gelmişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.’ (Bakara, 2/214)

Açık, anlaşılır, temsil edilebilen, net ve örnek tavırlardan, tutarlı söylemlerden beslenen, uzun soluklu bir kulluk mücadelesini öngörmekle beraber, öncelikle gerçekçi ve Tevhidi misyona sahip bir yürüyüşe, kuşatıcı hareket anlayışına ulaşmış, değişim/ dönüşümünün öncüleri olan kardeşlerimizi her zaman sevgiyle selamlıyoruz.

Kişilerin, kurumların değil, sadece Allah(cc)’ın kulu olan, gözünü budaktan esirgemeyen, İnsanlardan değil sadece Allah(cc)’tan korkan, Suç işlemekten değil, Günaha düşmekten çekinen, Yasaklarla değil, Haramlarla kendisine çeki düzen veren, Hapishanelerden değil, Cehennemden korkup çekinen, Yasallıktan değil, Meşruluktan beslenen bir İslamlıktır.

“Kalk ve Uyar” diye emredildiğinde, O teslim olmuş mutmain bir gönülle Rabbinin rızasına yöneldi. Yönelmeliyiz.

Besmeleyle ayağa kalktı ve ömrünün sonuna kadar durup dinlenmeden kıyamda kaldı, Allah(cc) için gayret gösterdi.

Şahitliklerimiz, duruşumuz ve örnekliklerimizle hayata maya çalarak, vahyin ışığında arkamızdan geleceklere ve çevreye ufuk açmakla, rol modelimiz ve “Kur’an’ın ilk Talebesi” olan Hz. Muhammed(sav)’i adım -adım takip etmekle bu hedefe ulaşabiliriz.

Halimizden asla şikâyet etmeden, müzmince ve özgün projeler üretmekle, beşerî boyundurukların esaretinden kurtulmak için,

“Mümince çareler aramakla meşgul olmalıyız. Tavizsiz, uzlaşmasız, İnkılâbî, Nebevî yol ve yürüyüşlere hep birlikte çıkmakla emrolunmuşuz.

İslâmî/Siyasî/Kur’anî ilmin Tevhidi ilkelerine sadık olmak Müslimliğimizin gereğidir.

‘İnsan yalnız ‘iman ettik’ demekle, hiç imtihan edilmeden bırakacağını mı sandı?

And olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.’ (Ankebut, 29/2-3)

Ümmetçi olup kardeşlik eksenini genişletmek, kuşatıcı/kucaklayıcı olmak, kardeşlerimizle dayanışma ve birbirimizle işbirliği köprülerini inşa etmek hedefimiz olmalı.

Ahiret’e yatırım yaparak, Cennet ekseninde beklentiler taşımak insanlık kulluk şiarımız olmalıdır.

Tavizkâr, uzlaşmacı, teslimiyetçi, ulusalcı, sentezci, modernist, pragmatist, reformist, oportünist veya münzevi olmamalıyız, bu anlayışları eleştiriyor, şeytanın şerrinden Allah a sığınıyoruz.

Hiçbirimiz dün durduğumuz yerde bu gün de durduğumuzu söyleyemez, yarınlar için garanti veremeyiz.

Dolayısıyla Peygamberler dışındaki herkesin gerektiğinde usulüne göre uyarılıp eleştirilebileceğine ve hatta gönül rahatlığıyla terke dilebileceğine inanmalıyız.”Halika isyanda mahluka itaat gerekmez ilkesine istinaden”

Bu bağlamda “Kavimler (toplum)nefislerindekini değişmezse Allah o kavmin halini değiştirmez” rad 11. ayetinin hükmünü çok iyi tahlil edip değişimin dönüşümün ilkelerini Mekke modelinde olduğu gibi test ve tespit etmeliyiz.

Günümüz Mekkesi ile bire bir örtüşen ayetlerin (Mekki olanların) nebevi sünnette var olan şekli ile kıyas edilerek değerlendirilmesi sonucunda,  Rabbani metot konusunda eksiklerimizi ikmal etmeden büyük işlere kalkışmak değil , büyük düşünceler ve projeler üretmek durumundayız.

Fikir üreticiliği olmadan fiili hareketin sünnetullaha uygun olmadığı gerçeğini görebilmeliyiz..

Fikri hareketler, sonucunu Allah’ın tespit ettiği hareketlerdir. Kuran bir fikir kitabıdır, onu en güzel anlayan Peygamberimizdir. Vahyi, fikri Kainat kitabı ile birlikte öğrenmek durumundayız.

Toplumu değiştirip dönüştürmek isteyenlerin Rad 11 i ve Sünnetullahı çok çok iyi bilmeleri gerekmektedir.

Aksi halde eğri okun elde kaldığı gibi Müslümanlarda yerde kalır.

Kıyam, sade kulluk projesi olarak ele alınmalı,vahyin İnzal sırası dikkatten hali edilmeden hatta çok önemsenerek özümlenmeli, son ve sonuçtan Allah’ın elçisi dahi mesul değilken bizler sonuca gitmek gibi bir lükse düşmemeliyiz.

“Rabbani metot nebevi sünnette çok açık ve net” olduğunu, onu çok iyi tahlil ederek görenlerin; hem İslam (teslim) oldukları, hem de hareketin bizzat yol ve yöntemini bilen lider şahsiyetler olacakları gerçeği asla gözden uzak edilmemelidir diye düşünüyorum…

Selam ve dua ile.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir