GenelYazarlardanYazılar

İslam’ı Temsil Yeteneğini Kaybeden Müslümanlar

Allah’ın Hz. Adem as dan başlayarak son elçi Hz. Muhammed as a kadar gönderdiği dinin adı İslam’dır. Allah İslam’dan başka bir din göndermemiştir. Dinini Cebrail isimli melek ile insan olan elçilerine göndermiştir.  Şüphesiz Allah’ın bütün elçileri kendilerini elçi seçen makamın gönderdiği dini en güzel ve kusursuz, eksiksiz temsil etmişlerdir. Bu konuda Allah bütün elçilerinden razı olmuştur. Her elçi kendisine verilen görevleri bütün engellemelere, zorluklara rağmen kimi zaman da canları pahasına ödemişlerdir. Bu konuyla ilgili birçok örneğe rastlamak mümkündür. Bizler son örnek olması açısından son elçi Hz. Muhammed as. üzerinden konumuzu siz kardeşlerim ile paylaşmaya çalışacağız.

Kuran’ın ifadesiyle bir ömür boyu içerisinde yaşadığı toplumda kendisi gibi temiz kalmayı başaran birkaç insandan birisi olan Abdullah’ın oğlu Muhammed o dönem de bile  “Muhammedül emin” unvanını alacak kadar tolumda sevilip sayılan önemli bir şahsiyet olarak hayatını devem ettirmekte idi. Elçi seçilmeden önce aklına, düşüncesine ve fikirlerine müracaat edilen birisidir. Toplumunda bir türedi değil bütün yönleriyle sevilip sayılan bir şahsiyet. Mekke site devletinin işleyişin de önemli fonksiyona sahip olan Darun Nedve ve Hılful fu dul meclislerinde görev üslenmekten çekinmeyen cesur ve aynı zaman da donanımlı bir kişi. Kendisi elçi seçilene kadar da yaşadığı toplumla hiçbir sorun yaşamamıştır.

Ancak Allah tarafından elçi seçilip kendisine vah yedileni kavmine ilan etmesi diğer bir ifadeyle okuması istenince işte ondan sonra yaşadığı toplum ile sorunlar yaşamaya başlamıştır. Kavmi önce onu ve ona indirilenleri görmezden gelip ciddiye almaz iken zamanın ilerleyip İslam’ın kısmen taraftar bulmasıyla fikirlerini değiştirip onunla müzakere masasına oturup anlaşmayı denediler ve her insanın nefsine hoş gelecek ve zaaf göstereceği teklifler sundular. Bununla Allah’ın elçisini inandığı davasından vazgeçire bilecekleri ümit ve sevdasına kapıldılar. Oysaki elçi bu konuda keyfi ve canının istediği şekil de davranma hak ve salahiyetine sahip değildi. Bunu fark edemeyen ve anlamayan Mekke Aristokrasisi cazip teklifleriyle elçiyi etkiliye bilecekleri zehabına kapılmışlardı.

Her şeyden haberdar olan Allah yapılan bu uzlaşı arayan tekliften de haberdardı. Elçisini kesin ve ikinci bir manaya gelmeyecek şekilde uyardı: “ De ki: Ey Kâfirler! Ben asla kul olacak değilim kulluk ettiğinize. Siz de benim kul olduğuma kulluk edecek değilsiniz. Ben zaten hiç kulluk etmemiştim sizin kul olduklarınıza. Siz de benim kul olduğuma hiç kulluk etmemiştiniz. Sizin dininiz/ inancınız size benim dinim/ inancım bana. Siz yolunuza ben yoluma” (Kafirun-1 ile 6. Ayetler.) Bu ayetle sınırlar çizilmiş tabiri caiz ise kırmızıçizgiler bir daha teklif konusu olmayacak şekilde netleştirilmiştir. Ve konu bir daha konuşulmamak üzere kapatılmıştır.

Elçiler de birer insandır ancak insanüstü varlıklar değildir. Kendilerini elçi seçen makamın yardımı ve koruması olmasa nerede ise bu tekliflere olumlu yaklaşacaklardı. Şöyle ki: “Müşrikler az kalsın seni ayartıp, sana vah yettiğimiz Kuran dışın da; bizim adımıza bir takım şeyler uydurarak, böylece bize iftira etmeni sağlayacaklardı ve o takdirde seni kendilerine dost edineceklerdi. Şayet seni sağlam tutmamış olsaydık, sen de onlara az da olsa meylediverecektin. O takdirde siz de sana hayatın da, ölümün de acısını kat kat tattırırdık.  Sonra da bize karşı sana yardım edecek kimse bulamazdın.” ( İsra-73-74-75)   Elçi seçilenlerin kendilerini elçi olarak seçen makama karşı veya makama rağmen aksi davranışlar sergilemesi olacak şey değildir. Böyle yapmamaları veya davranmamaları durumun da ise onun elçilik görevini yapmamış kabul edilmektedirler.

Allah’ın bütün elçileri Bila istisnasız bu görevlerini kusursuz yerine getirmişler. Allah bütün elçilerinden razı olmuştur. Elçileri de Allah’tan razı olmuşlardır. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak elçilerin vefatından sonra İslam’ı tercih edenlerin dinlerini gereği gibi temsil etmemelerinden kaynaklanan problemler ortaya çıktı.

İslam’ı temsil edememekle etmemek farklı farklı şeylerdir. İslam’ı temsil edememe durumuna düşen bütün elçiler bulundukları yerleri terk ederek hicret etmişlerdir. Son örnek olması açısından Mekke’de İslam’ı temsil imkânını kaybeden ve tarihe  Habeşistan’a yapılan hicret diye bilinen ve bu kafilenin içerisinde bulunan Müslümanların sergilediği onurlu davranıştan bahsetmek istiyorum.

Müminlere yönelik baskı ve işkencelerin gün geçtikçe artması, her yeni günün daha da büyük zorluklarla başlaması, başta resulüllah olmak üzere bütün müminlere oldukça ağır sıkıntılar yaşatıyordu. Mekke eşrafı sık sık Duru’n Nedve’de toplanıp yeni kararlar alıyor, alınan her yeni kararla da işkence ve baskıların dozu artıyordu. Bu kararların etkisiyle İslam’a girenlerin sayıları yok denecek kadar azalmıştı. İşte bu zorlu geçen günlerden birin de Allah’ın resulü müminlere “ yeryüzüne dağılın” dedi. Resulün bu açıklaması hayatınız ve dininizden emin olacağınız yerlere gidebilirsiniz anlamına gelmekte idi. Ancak iman edenler nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Allah resulü onların Habeşistan’a gitmelerini söyledi. Malumunuz bu yazının konusu Habeşistan’a hicret olmadığından biz sadece o ülkenin kralı olan ve Necaşi diye tarihe not düşülen kişi karşısında oraya hicret edenlerin İslam’ı nasıl temsil ettiklerinden bahsedeceğiz.

Mekke müşrikleri Habeşistan’a hicret eden ve sayıları yaklaşık yüz kişiyi bulan Müslümanları geri almak için As bin Vail’in oğlu Amr ile Ebi Rabia’nın oğlu Abdullah’ı değerli hediyelerle Habeşistan’a göndermeye karar verdiler. Gerekli girişimlerde bulunup kraldan Müslümanların iadesini isteyeceklerdi. Fakat gelişmeler umdukları gibi olmayıp tam bir fiyasko ile sonuçlandı.  Yine olayların seyrini ve gelişmeleri konumuz dışında tutarak Müslümanların ortaya koyduğu tevhidi duruştan bahsedelim:

İki heyette Necaşi’nin huzuruna çıktıkları zaman Mekke heyeti kralın makamı önünde secde etmesine karşılık, müminler onurlu ve vakur bir duruş sergileyerek secde etmediler. Necaşi bunun nedenini sordu. Müminlerin sözcüsü sıfatıyla Cafer bin Ebu Talip secde etmemelerinin nedenlerini şöyle açıkladı:

“Bizler sadece Allah’a secde ederiz.” Necaşi tekrar sordu: Niçin? Cafer’in bu soruya cevabı çok kısa ve netti. “ Çünkü Allah bize bir peygamber gönderdi. O peygamber Allah’tan başka hiçbir şeye secde etmememizi emretti. Bu kısa diyalogdan sonra asıl konuya gelindi: Necaşi “ Sizin mensubu olduğunuz din de nedir?  Niçin kavminizin dinini terk ettiniz? Niçin Hristiyan veya Yahudi olmadınız? Dininizin özelliği nedir? Diye sordu. Necaşi’nin etrafındaki art niyetli insanların söze başlamasına ve polemik yapmalarına müsaade etmeden Cafer hemen söze başladı. Ey Kral! Biz müşrik bir kavimdik. Putlara tapardık, sapıklık ve bilgisizlik içinde yaşıyorduk. Ölü eti yer, komşuya kötülük eder, bütün ahlaksızlıkları çekinmeden işlerdik. Haramları helal sayar, birbirimizin veya başkalarının kanını dökerdik diye başlayan o uzunca olan tarihi konuşmasını yapar. Konuşmayı sonuna kadar hiç kesmeden dinleyen Necaşi İslam ve onu temsil eden Müslümanlar hakkında yeni ve detaylı bilgiler edinmişti. Fakat bu bilgilerin kaynağını da öğrenmek istiyordu. Cafer’e yanınız da Allah’tan gelen bir şey var mı? Diye sorunca Cafer yanın da bulunan ve Mekke’de indirilen Meryem suresini okumaya başladı. Meryem suresini pür dikkat sonuna kadar dinleyen Necaşi duygulandı, gözleri yaşardı ve bu duyduklarım, Musa’nın ve İsa’nın getirdikleriyle aynı kaynaktan diyerek Cafer’in okuduğu ayetlerin ilahi kelam olduğuna inandığını söyledi. Hemen arkasından da kararını Mekke heyetine bildirdi. “Vallahi onları size teslim etmeyeceğim, Hiç kimse onlara bir zarar veremeyecek.” Diye sözlerini tamamladı. Alınan bu karar Mekke müşriklerinin bütün planlarını alt üst etti. Heyet hayal kırıklığına uğramış bir şekilde Necaşi’nin huzurundan ayrıldılar.

Maksadımız bizden öncekilerinin yaptıklarıyla övünmek olmayıp tarihi bir vakıadan almamız gereken dersler olduğudur. Allah’ta Kuran’da kıssalardan yani bizden öncekilerin başlarından geçen olayları anlatarak ibret almamızı onların yaptıkları iyi ve güzel davranışları örnek almamızı ayrıca hatalarından da ders çıkarmamızı istemektedir. Zira bizim bizden öncekilere bakış açımızı şu ayet belirlemektedir: “ Sizden öncekiler bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız da size aittir. Ve siz onların yaptıklarından asla hesaba çekilmeyeceksiniz.” ( Bakara-134)

Peki!

Buraya kadar siz değerli okuyucularım ile paylaştıklarımdan ne anlamalıyız veya ne anlaşılması konusu üzerinde durmak istiyorum. İslam’ın tek kaynağı olan Yüce Kuran ve onun yürüyen veya seslendirilmiş hali olan son elçi Allah’ın ilk gönderdiği gibi saf orijinal ve özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Bu konuda zaman zaman çıkan çatlak ve aykırı sesleri ya gaflet ya da ihanet sonucu söylenen hezeyanlar kabul ediyorum. Zira üzerinde iki milyar insanın doğruluğundan emin olup ittifak yaptıkları ikinci bir kitap yoktur.

Son elçiyi der iseniz hayatının bütün detay ve incelikleri bilinen bir ikinci insan daha bulamazsınız. Bütün bunlara rağmen özellikle Müslüman coğrafya halkı niye sefilleri oynamaktadır. Yurtları yuvaları talan edilmiş memleketleri işgal edilip bütün kutsallarına namert eli dokunmuş. Nasıl oldu da koskoca İslam âlemi bu hale geldi? Oysa Allah ve iman edenlerin düşmanlarının elinde olmayan çok önemli ve orijinal bir kaynağa Kuran’a sahiptiler. Necaşi’nin koskoca Habeş kralının karşısına çıkıp Kuran ile İslam’ı temsil eden Müslümanlar bu gün bu onurlu davranışı niye sergileyemiyorlar?

Sorunun cevabı aslında bahsedilen rivayetin içerisin de var. O da istisnasız İslam’ın ve onu kabul edip Müslim veya Müslüman olanların kendilerini Kuran ile ifade edip temsil etmeleridir. Kuran onların hayat kitabı iken bu günün Müslümanının edebiyat yani sadece Arapça bir metnin seslendirildiği bir kitap konumundadır. Onlar şahsiyetlerini, kimlik ve kişiliklerini Kuran ile inşa ve ihya eder iken günümüz insanının böyle bir derdinin olmaması ne garip değil mi? Bu gün Kuran’ı kerimi anlatmakta en çok zorlandığımız insanlar ne yazık ki Müslüman olduğunu söyleyen insanlardır. Bunlar Kuran’ı biz anlayamayız, yine bunlar Kuran’da her şey var mı deyip yüce kitapta açık arayanlardır. Mekke’nin müşrikleri bile Kuran okunur iken gürültü yapıp yaygara koparın belki böylelikle Kuran’ın anlaşılmasını önlersiniz demek suretiyle zımnen Kuran’ın anlaşılır olduğunu kabul eder iken kendilerini Müslüman görüp aslında tartışmasız müşrik olan günümüz insanları Kuran’ın anlaşılmayacağını iddia edebilmektedirler. Acı ve can ya kakıcı olanda da bu olsa gerek.

Bir de günümüz Müslümanı İslam’ı temsil edememekten ziyade temsil etmek istememektedir. Onun böyle bir kaygısı ve endişesi de yoktur. Çünkü Kuran ’sız ve resul süz bir din algısı var. Bundan dolayı da yaşadığı hayatı İslam zannetmektedir. İslam’ı katıksız katışıksız temsil etmenin yolu Allah elçileri gibi Allah’ı ve onun dinini devre dışı bırakıp onlara hayat hakkı tanımayan yönetim biçimleri olan ve birinci dereceden onların savunuculuğunu yapan sistem, ideoloji, fikir adı her ne olursa olsun bunları reddedip Allah’ın hükümlerine teslim olmaktan geçmektedir.  Bu tür sistemler ile her türlü ilişkiye girip bütün nimetlerinden istifade edilerek İslam temsil edilemez. Günümüz Müslümanları bırakın bu tür yönetim biçimlerine mesafeli durmayı bu sistemlerin taşeronluğuna soyunup işletilmesine bile gönüllü katıla bilmektedirler.

Bütün elçiler gönderildikleri toplumlar ile sistem içi mücadeleyi reddederek kendileri tek başına birer ümmet olarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Hz. İbrahim as. Bunun en güzel örneklerinden birisini teşkil etmektedir. Bu ümmetin her bir ferdi kendi başına bir İbrahim gibi bir ümmet olmadan bulunduğumuz halin değişmesini beklemek ham bir hayalden öteye gitmeyecektir. Zira bizler kendi nefislerimizde olanları Kuran ile değiştirmeden Allah bizim halimizi değiştirici değildir. İslam’ı temsil etmeyi düşünen kardeşlerimize hakkı ve sabrı tavsiye etmekten başka çaremizin olmadığını hatırlatırız. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir