GenelYazarlardanYazılar

Islık çalıp el çırpmak ya da aç ve susuz kalmak

Ne dersiniz sevgili dostlar bu iki kavram arasında sizce bir ilgi ve alaka var mıdır? Bana sorar iseniz cevabım evettir. Kuran ile az çok ilgi ve alakası olan kardeşlerimde bilirler ki  “ıslık çalmak ve el çırpmak “Müşriklerin “ Allah vardır ancak o göklerin işlerini yönetir. Yeryüzünün ilahı ve rabbi ise bizzat insanın kendisidir ve insan ürünü olan yönetim şekilleridir.  Veya Allah vardır ama hayata müdahale edip yönetmesi söz konusu değildir. “  Düşüncesini taşıyan Müşriklerin ibadetlerinden bahseder iken ibadet ettikleri yerin kutsal Kâbe olmasına rağmen bakın ne buyuruyor: “Onların Kâbe yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi tadın azabı” (Enfal-35)

Rivayet edildiğine göre, Müşriklerin bazı erkek ve kadınları Kâbe’yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı tavaf esnasında parmaklarını birbirlerine kenetleyip ağızlarına götürerek ıslık çalıyorlar, bir taraftan da ellerini çırpıyorlardı. Bu da iddialarına göre onların duası idi. Müşrikler kafalarına göre kutsal evde Allah adına ibadet ediyorlar ve kendileri açısından Allah’ı razı ettiklerini düşünüyorlardı. Tabi bu onların düşüncesi ve zanları idi. Oysa zan Allah katında gerçekten hiçbir şey ifade etmez. Ayetin sonuç kısmı ise onların sonlarının cehennem olduğunu çok net olarak ortaya koymaktadır.

Bu bize şunu açık olarak anlamamızı gerektirmez mi? İbadetimiz sadece Allah için yine Allah’ın istediği ve elçilerinin de hayatlarına uygulayıp yaşam biçimi haline dönüştürdüğü biçim ve tarzda olmalıdır. Hiç kimse atalarından kendilerine intikal eden geleneksel din anlayışına göre ibadet kabul edilen ancak ne Kuran’da ne de son elçinin hayatında yer almayan (toplu zikirler-çeşitli müzik aletleri eşliğinde yapılan semah ve ayinler-namazsız- oruçlar)ı ibadet olarak kabul edemez, etmemelidir. Bunları yapıyor ve yerine getiriyor olması sahibini sorumluluktan kesinlikle kurtarmaz. Allah’ı razı etmenin yolu onun kitabı ve bütün insanlık için bir rahmet olarak gönderdiği peygamberinin örnek alınıp yaşanması ile mümkündür.

Değerli kardeşlerim sözü nereye getirmek istediğim ve maksadımın ne olduğunu anladığınızı tahmin ediyorum. Evet, bu yazının kâğıtlara döküldüğü günlerde bizler mübarek ramazan ayını yaşıyor olacağız. Aman Allah’ım ne ramazan, sokaklar oruçlu olunan saatlerde gayet sessiz  “orucu uykuya tutturanlar sevabını da rüyasında görür” sözünü adeta haklı çıkartan bir manzara. Gündüz kılınan namazlarda ibadet yerleri adeta bom boş söz konusu teravih namazı ise gerekli hassasiyet ve itina gösterilerek komşular ile birlikte toplu olarak her gün farklı camilerde namaz kılmanın getireceği sevap ve haz ile ramazan geceleri ihya edilip bir sonraki ramazan beklenilmekte. Peki sorarım sizlere Allah’ın iman eden kullarından istediği ibadet şekli ve anlayışı böyle midir? Allah’ın orucu farz kılmasının nedenini bakın onun yüce kitabı nasıl açıklıyor:

“Ey iman edenler! oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allahtan korkup sakınmanız için de sizlere farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara-183) Öncelikli hedefi iman edip inandığını yaşayan müminlerin Allah’tan korkma bilincine sahip olmalarını onun kanun ve kurallarını Yaşam biçimi haline getirmelerini hedefleyen oruç ibadeti Müslüman âleminde böylemi algılanıp yaşanıyor? Sadece aç, susuz ve birtakım nefsani duygulardan u günün belirli saatlerinde uzak durmak bunları terk etmek Allah’ın bizden istediği oruç ibadetini yerine getirmekte esas amaç mıdır? Oruçları kendilerini tutmayan onların sosyal hayattaki davranışlarına müdahale etmeyen evinden dışarı çıkar iken Allah’ın korumasını istediği hudutları hiçe sayıp mezarlıkta ve kuran okur iken başını kapatan ancak evimizdeki özel odalarımızda giyine bileceğimiz kıyafetler ile dışarı çıkıp cadde ve sokaklarda dolaşan hanım efendiler: “ Mümin kadınlara söyle sokağa çıkar iken başörtülerini yakalarının üzerine indirsinler.” Ayeti ile kendisini korumayı  hiç düşünmez mi? oruçlu olduğu saatleri kahve hane köşelerinde okey oynayarak geçirenler  “Müminler o kimseler ki boş ve lüzumsuz, kendilerine fayda vermeyen işlerden yüz çevirirler” ayetini hiç akıllarından geçirmezler mi? Allah resulü bakın bu konuda ne buyuruyor: “Nice oruç tutanlar vardır ki onların yanına kalan sadece aç ve susuzluklarıdır” Evet aç ve susuz durmamızın yanında aynı zaman da kulluğun sürekliliği tezinden hareket ederek ibadetlerimizi yerine getirmeliyiz.

Ramazan ayı tabiri caiz ise bol keseden sevapların dağıtıldığı, cennet kapılarının sonuna kadar açılıp cehennem kapılarının ise kapatıldığı Allah’ın affının bu ayda diğer aylara oranla daha çok olduğu oruç tutmanın, oruçlu iken ölmenin sahibini şehit mertebesine eriştirdiği ve benzeri hurafeler ile Kuran’ın ve onun hayata tatbik edicisi peygamberinin hayatında ve düşüncesinde yer almayan bir İslam anlayışı anlatılmaktadır. Bir insan sadece oruç tutmakla, Kuran okumak ile, ramazan ayına mahsus teravih kılmak ile kurtulacak ise oh ne ala! İslam’ın tevhit, şirk, siyaset, ekonomi ve diğer hükümleri ne olacak? Unutmayalım ki İslam-iman bölünme –farklılık kabul etmez.

Kuran’ın bütün hükümleri ona iman edenler için bağlayıcıdır birinin diğerinden farklı olduğunu kimse söyleyemez! Şayet söyler isek o zaman şu ayetin muhatabı olmaz mıyız?

“Bu antlaşmayı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine)birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor) hem de size esir olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara -85) Ne dersiniz oruç ve ramazan ayını çok önemseyip diğer on bir ayı İslam ve İslami mücadeleden bi haber geçirenler yukarıda ki  ayetin muhatabı olmazlar mı?

Bu gün dünya Müslümanlarının  zalim ve kafir milletler karşısında hiçbir emaresinin varlığının okunmamasının sebebi onların Kuran İslam’ına parçacı, menfaatçi, bol bol sevap kazanmak, mezhepsel, ırksal vb. yaklaşımları değilimdir? Aslına bakar iseniz müminler olarak gerçekten Allah’a iman ediyor isek dinimizin kaynağı kuran ise o zaman bu konuda birbirimizden farkımızın olmaması gerekmez mi? Bu gün ise bir kısmımıza vekil ,yar ve yardımcı olarak Allah yetiyor iken bir kısmımız onun yaratılmış ölü veya diri kullarından kendimize niçin vekiller ediniyoruz? Kuran’da çelişki olmadığına göre çelişki biz  insanlardadır. O zaman Kuran’a dönerek mevcut din anlayışımızı sorgulayıp çelişkilerden kurtulmak dilek ve temennisiyle. Allah’a emanet olunuz. Hayırlı bayramlar.

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close