GenelYazarlardanYazılar

İsraf Nerede Başlar?

“Ey Âdemoğulları, her mescit yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Araf 7)

İsraf; itidalden sapma, gerçek, meşru, maruf olanın dışına çıkmak, haddi aşmaktır. İsmi faili ise müsriftir. Müsrif Kur’an-ı Kerim’de: Saçıp savuran, dengeyi tutturamayan, hak hukuk tanımayan, zulüm eden, ifsat ve bozgunculuk çıkaran manalarında kullanılmıştır.

İsraf, genel olarak yeme-içme ve giyinme gibi hususlarda ifrat ve tefrite düşme anlaşılmaktadır. İsraf kavramı değişik açılardan şu şekilde tanımlanmıştır. Rağıb el-İsfehanî: israfı,“insanın fiil ve eylemlerinde haddi aşmasıdır ve ekseriyetle infak ve harcamalarla ilgili olarak kullanılmaktadır” şeklinde tanımlarken. Bunu Elmalılı M. Hamdi Yazır şu şekilde ifadelendirilir: “İsraf, mal sarfında meşhur ise de o, insanın yaptığı herhangi bir fiilde haddini aşmasıdır.” Seyyid Şerif Cürcani’nin: israf konusunda ki şu iki tanımı önemlidir: (ı) “Basit ve değersiz bir maksat için çok mal harcamaktır.”, (ıı) “Kişinin harcamalarında haddi aşmasıdır.”

İsraf, insanlık tarihi kadar eskilere dayanan bir olgudur. Bu bağlam da ilk müsrif şeytandır. Tarihte israftan dolayı nice milletler gazaba/yıkıma uğramış, yok olup tarihin mezarlığına gömülmüşlerdir.

Yüce Allah, insanların helal yoldan kazanmasını, ihtiyaç sahiplerine kazancının bir kısmını vermesini, yakınlarının hakkını gözetmesini buyurmuş ve mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu vurgulamıştır. Bunun yanında insanlığın fesada götüren, ifsateden israfı haram kılmış, mallarını gelişi güzel harcayıp, saçıp savuranları da şeytanın kardeşleri olarak nitelendirmiştir. “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra 26,27)

Mümin her konu da olduğu gibi bu konuda da dengeli/vasat olmak zorundadır: “Sakın cimri olma, tamamen de saçıp savurma. Bu sefer de hem kınanır hem de (ortada) kalakalırsın.” (İsra 29)

“Yetimleri evlenecekleri yaşa gelinceye kadar deneyiniz, sonra aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını onlara iade ediniz. Sakın onlar büyümeden önce, aceleyle ve israf ederek mallarını tüketmeyiniz. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da ihtiyaç ve emeğine uygun olarak yesin! Onlara mallarını geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurunuz. Hesap sorucu olarak Allah yeter.” (Nisa 6)

İsraf/müsrif şu ayetlerde meşru olandan yüz çevirmek, sınır tanımayan kavim için: Bel entum kavmun musrifun: “Siz ki, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz: Yoo, sizler gerçekten de haddi aşan bir topluluksunuz.” (Araf 81.) “Dediler ki: Uğursuzluk şüphesiz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa ve aşırılığa sapmış bir topluluksunuz.” (Yasin 19)

Haddi aşarak baskı ve zulüm de bulunarak, Allah’ın kullarını onun yolundan alıkoyup, korkutarak sindirmek. Fî-l-ardi ve-innehu lemine-lmusrifîn(e) : “Firavun ve çevresindekilerin işkence yapmasından korkmalarından dolayı kavminden Musa’ya çok küçük bir grubun dışında inanan olmadı. Çünkü Firavun o yerde hakimdi ve O, aşırı gidenlerdendi.” (Yunus 83.) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” (Şua’ra 151,152)

Kişinin kendi kendine zulüm etmesi sonucunda, isyanlara saparak günahlara boğulması sonucunda müsrif olan kullar için. Kul yâ ‘ibâdiye-lleżîne esrafû: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok affedicidir; merhamet sahibidir.” (Zümer 53)

İsraf bazı ayetlerde, helal kılınmış güzel nimetlerin haram sayılması veya ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmemesi sonucunda; innehu lâ yuhibbu-lmusrifîn(e) “Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tatları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (En‘âm 141)

Veya masum bir kimsenin haksız yere öldürülmesi sonucunda velisine verilen tavsiyede Allah: Fela yusrif, demekte: “Haklı bir sebep olmaksızın Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.” (İsrâ 33)

Bir kısım ayetlerde ise kişinin kendine ait veya sorumluluğu altındaki mal ve imkânları gereksiz yere harcamasını ifade etmekte. Lem yusrifu: “Onlar mallarını harcadıklarında israfa gitmezler, cimrilik de yapmazlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar. “(Furkan 67)

Kur’an-ı Kerimden anladığımız kadarıyla; israf insanın fiil ve eylemlerinde hadi aşması olarak anlaşılmaktadır. Hadsizlik yapanı hiç kimse sevmediği gibi cenabı Allah da sevmemektedir. Sevgiyi hak etmeyen veya gazabı üzerine çeken kul ise makbul bir kul değildir. Bu bağlamda israf bir hastalıktır. Hem de bulaşıcı bir hastalık, karantinaya alınıp tedavi edilmez ise bütün bir toplumu ifsat edebilir.

İsraf; toplum içerisinde sadece müsrifi etkileyen bir hal değildir. Toplumun ve eşyanın bozulmasına sebebiyet verdiği gibi, ifsat eden bozan, kokuşturan bir hali de vardır. Bu kokuşmuş halin insanlar tarafından makes bulması, imrenilmesi ve bu asalaklığa değer verilmesini anlamak mümkün değildir. Şu an itibariyle, içerisinde bulunduğumuz toplum da gerçek bir israf toplumu, bu toplumunda (kültüründe) insanlar ürettikleriyle değil tükettikleriyle değer kazanmaktalar. Kişinin kalitesi, kariyeri ve değeri sahip olduklarına göre ölçümlenmekte. Bu Kumaşı litreyle ölçmek gibi bir şey!…

İsraf; modern dönem öncesi tarihte bir kısım insanların işlediği bir olgu iken bugün bütün bir insanlık tüketim kültürünü adeta yaşam felsefesi haline dönüştürmüş hızla tüketim kültürünün tuzağı haline dönüşmüş gibidir. Bu kültürü besleyen etmen savurganlıktır/israftır. Bu kültür aynı zamanda kendi yapısına uygun yaşam tarzı da geliştirmiştir; zamanın nerede/nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, kazanmaların, harcamaların, şeklini ve şemalini bu kültür belirlemektedir. Bir örnek olarak; insanlar boş zamanlarını Çoğunlukla lüks mağazaların bulunduğu caddeler ve kapitalizmin yeni ‘mabedi’ olan AVM denilen alışveriş merkezlerinde geçirmektedirler. Bu mabetlerde huşu ile dolaşırken, akıllarından geçirdiklerini bir dinleyin de bakın! ‘Oranın ne kadar rahat, konforlu, her türlü moda markaların, kalitelisi (kazık fiyatları söylemiyor), kliması, bankası hatta ve hatta mescidi, ayaküstü yeme yeri bile var…’ deyip övünerek/öykünerek anlatmasından anlaşılıyor ki, zokayı yutmuş, müsrifler ordusuna katılmış, kendisine kurulan tuzağın pek farkın da değil gibi…

İnsanlar bu müsrifliği neden yapar? Bu sorunun cevabını naçizane birkaç madde de şöyle sıralayabiliriz.

  1. İnsan zayıf yaratılmış (Nisa 28) birbirinden çok çabuk etkilenen bir varlıktır. Bu etki nedeniyle, gördüğü şeyin ihtiyacı mı değil mi hiç düşünmeden hemen sahiplenmek istemektedir, buna imrenti/özenti de diyebiliriz şu ayette olduğu gibi: “Karun, gösteriş içinde toplumun karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler, ‘Keşke Karun’a verildiği gibi bize de verilse; doğrusu o, büyük bir şans sahibidir’ demişlerdi.” (Kasas 79) İnsanların böylesine imrendiği; lüksün, malın, şatafatın Karun’un haddi aşmadaki müsrifliğinin üzerini örtmüş, görenlerin gözünü kamaştırmış belli ki, ama ayetlerin devamında Karun’un makyajı silinip de gerçek yüzü ortaya çıkınca bu defada; “Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, “Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor; dilediğine de daraltıyor. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflah olmazmış!” demeye başladılar.” (Kasas 82) O günün Karun’unun yerinde bugün başka Karun’lar oturmakta; Milyarder işadamları/petrol şeyhleri, popüler futbolcular/artistler/şarkıcılar/gazeteciler… ve insanlar bugün bunlara imrenmekte, en azından giyim kuşamda, saç, sakal modelinde adım adım takip etmelerinin nedeni özeti ve imrentiden başka nedir?
  2. İnsan içerisine doğduğu toplumun gelenek, görenek ve adetlerine bakarak; hayatı, eşyaya bakışı buna göre şekillenir. Düşünüp akletmediği taktirde bunları körü körüne tedebbür etmeden taklit eder. Bu özellik Kitabı Kerim’de müşriklerin özelikleri olarak da geçer. “Onlara; Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan, onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!” (Lokman 21, Zuhruf 23) Bu davranış ve düşünüş şekli duygusal temellidir. Bunun en yalın halini zeka düzeyi gelişmemiş çocuklarda görebilirsiniz; ‘evcilik oynayan çocuklarınıza bakın, kızlar annelerini, erkek çocuklar da babalarını veya rol modellerini taklit ederler, cümle kalıplarına varıncaya kadar büyüklerinden gördüklerini ve duyduklarını bire bir tekrar ederler. Hele birde duygular yoğunluk kazandığında, kalyana geldiğinde akıl devreden çıkar. Taklit ve özenti psikolojisi insanın aklı ile değil, duygularıyla hareket ettirir. Ataların/gelenek ve göreneğin her söylediği/yaptığı bizler için tarihi bir mirastır doğruda olabilir yanlış da oysa ki: İnsanın doğru yola (sıratı müstakime) erdirecek olan duygularıyla değil ancak aklı-selim ve ilahi hidayete tabi olmasıyla mümkündür.
  3. Bencillik/egoizm/cimrilik; insan yapısı gereği iyi (takva) ve kötü (fücur) hasletleri bünyesinde/potansiyelinde barındıran bir varlıktır. Salt nefsani isteklerin ve bencil duyguların, egoyu tatmine yönelik (Furkan 43) yapılan, hedonist anlayış, lüks tüketim israf sayılmaktadır. Bundan dolayı da haddi aşarak müsrifleşmektedir. Bu kötü hasletlerden kurtulmanın yolu/tedavisi/panzehri ise infak/paylaşımdır. Paylaşmanın olmadığı yerde biriktirme/yığma/durağanlık başlar, durağan olan her şey, çürümeye, bozulmaya ve kokuşmaya yüz tutar, bu hal kaçınılmaz sondur. Kokuşmamak, çürümemek için de devini halinde, aksiyoner olma zorunluluğu vardır. “…Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) ‘İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın’ (denilecek).” (Tevbe 34,35) Halbuki insan nasıl (anadan üryan) doğmuş ise öyle ölmektedir. Açgözlülüğü ve doyumsuzluğu onu bencil/egoist/cimri yapmaktadır. İnsanın bu halini Allah elçisi şu sözlerle ifade eder: “İbni Abbas ve Enes İbni Mâlik’den rivayet edildiğine göre: “İnsanoğlunun bir dere dolusu altını olsa, bir dere daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Ama Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.” (Buhârî, Rikak 10; Müslim, Zekât 116-119.)
  4. Seküler ahlak; dünyayı merkeze alıp, ahireti unutup, sadece dünya eksenli yaşamak Müminlikle uyuşmayan bir haslettir, çünkü Müminin yaşamı, ölümü ve ibadeti ahiret eksenlidir. (En’am 162) Yaşadığı hayatın hesabını verme diye derdi olmayanlar. Nereden kazanıp, nerelere ve nasıl harcaması gerektiğini de dert etmeyecek liberal takılıp saçıp savuracaktır. Oysa Allah’ın insanlara verdiği maddi ve manevi imkanların tamamı sorumluluk isteyen birer emanettir, emanete hıyaneti isyan sayan İslam dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik yerlerde harcamayı/kullanmayı emreder. İnsanların tutkularını, nefislerini kışkırtan/kamçılayan, toplumda özenti ve kıskançlık doğuran gösteriş ve tüketiminin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Allah’ı haytan kovarsanız ancak seküler yaşarsınız. “Onlar dediler ki: ‘Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek değiliz.” (En’am 29) Allah, hayatınız da durduğu müddetçe istek ve arzularınıza O hep karışacak, başkalarına yer bırakmayacaktır. Eğer Allah ile başkaları da var ise hayatınızda, Allah bunu hakkına tecavüz edilmiş olarak görmektedir. O’nun ile şirket oluşturulmuş/müşrikleşilmiştir demektir. O’nun affetmeyeceği bir günah vardır o da müşrikliktir. “Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa 48)

İslam’a göre insanın ihtiyaçlar sınırlıdır; arzu ve ihtiraslar ise sınırsız olup salt nefsani arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan İslami üretim tarzı insanların gıda, barınak, giyecek, eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, evlenme gibi ihtiyaçlarını karşılamayı hedefler. Üretimi yönlendiren şey ferdin hayatını kolaylayacak, insanlığın neslini, ekini ve ekolojiyi ifsat etmeden, eşyanın tabiatına uygun yararlı olan tüketimdir. İslam’da hedef insanın muttaki olmasıdır; buna ise tüketmekle değil daha erdemli olan iman ve salih amelle ulaşılır. Ancak bu taktirde müsriflikten kurtulunur. İnsan, Allah’ın kendisine bahşettiği her ne var ise hepsini meşruiyet sınırları içerisinde kullanma sorumluluğu vardır. Bu hususlar; hayat, zaman, elde edinilen servet ve ilim… bu kaynakları nerede ve nasıl kullandığından hesaba çekileceğini bilen ahirete de öyle hazırlanmak zorundadır.

Vesselam.

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı