GenelMektuplara Cevap

Kabir Azabı ve Mezar’da Telkin

Tebliğ ve telkin dirilere yapılması gereken bir eylemdir. Allah bu kitabı, diğer ifade ile bu dini insanların hayatta olanlarına hayatları boyunca hayatta iken yaşamaları için göndermiştir. Elçilerinin eliyle ve diliyle insanlara ulaşmasını sağlamıştır. Bunu anlamak için de anlayacak kadar akıl vermiştir. Buna rağmen akletmeyen, bu kitabı anlayıp yaşamaya çalışmayanlara da “belasını vererek”  şirkin ve küfrün pisliği içinde bırakacağını (Yunus 10/100) bildirmiştir.

Salim Eğitmenoğlu/ANKARA

Soru 1: Kabirde sorgu var mı? Cenaze mezara defnedilince Din adamlarının Ölüye yardım için telkin vermelerinin dini ve akli yönden izahı nedir?

Cevap: Kabir ya da berzah, insanın ölümünden itibaren yeniden diriltileceği kıyamet gününe kadar bulunduğu yer ve halin adıdır.  İslam’da kabir hayatı ile ilgili herhangi bir bilgiye yer verilmez. Kur’an da üç yerde kısmen bahsedilir; o da yine kıyamet koptuğunda diriltilme anı ile ilgili durumu anlatan ayetlerdir: “Nihayet Sûr’a üfürülünce, bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rabbine giderler.”

“Onlar: «Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahman’ın vaat ettiği gün bu gün olsa gerek. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler derler.”                                                                                                        “Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar. “(Yasin 36/51-52)

“O gün, kabirlerinden sür’atle çıkarlar, sanki onlar dikili bir şeye (yarış için) koşar gibi koşarlar.” (Meariç 70/43)

“Gözleri korkudan önlerine eğildikçe eğilmiş, dehşet içinde mezarlarından çıkar, yayılmış çekirgeler gibi her tarafı dalga dalga kaplarlar.”

“Boyunlarını, çağıran münadiye doğru uzatmış vaziyette, kâfirler: «Bugün çok zorlu bir gün, işimiz bitik!» derler.” (Kamer 54/7-8 )

Soru 2: Kur’an’a göre insanlar ne zaman hesaba çekilecekler?

Cevap: insanların hesaba çekileceği zaman, ikinci surun  üflenmesi ile tüm insanlık diriltilip yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerde olduğu gibi mezarlarından berzahtan mahşere doğru koşturup Allah Teala’nın huzurunda toplanacaklar.  Artık burası yüce mahkemenin kurulduğu, zerre kadar iyilik ve kötülüğün hesabının sorulup karşılığının verileceği yerdir.

Allah Teâlâ önce İnsanlığa göndermiş olduğu elçilerini ümmetlerinin önünde sanık sandalyesine oturtarak hesaba çekecek; sonra da ümmetlerini o elçiyle gönderilen kitabına karşı ne yaptıkları ile ilgili hesap soracaktır:

“Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!” “Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.” (Araf 7/6-7)

Bu anlatım tamamen müdellel olarak her insanın seviyesine göre anlayacağı şekilde anlatılacak; hiç kimse Rabbim bana zulmediyor, hak etmediğim bir cezayı veriyor diye bir endişesi olmayacaktır. Bunun gerçekleştirilmesi ile ilgili olarak şu ayrıntılar verilmektedir:

Dünyada yapıp ettiği her ne var ise tüm delilleri ile beraber amel defteri denilen bir kitapta şerefli kâtipler eliyle kaydedilmiş olarsak herkesin eline verilecek ve onlardan kitabını okumaları istenecek. Bu kitabın veriliş biçimi bile kitabın mahiyetini ve kulun Allah yanındaki durumunu göstermektedir. Kimine sağ tarafından, k,m,ne sol tarafından, kimine de arkasından verileceği ifade edilmektedir. Bu konu ile ilgili ayetler:

“Şüphesiz başınızda bekçiler vardır. Çok şerefli yazıcılar. Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler.” (İnfitar 82/10-12)

“Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır.” (Yasin 36/12)

“Her insanın amelini boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.”

“Şöyle deriz ona: «Amel defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin!»(İsra 17/13-14)

Hesap defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolayca görülür. Ve ailesine sevinç içinde döner. “

“Hesap defteri arkasından sol eline verilen kimse ise, Yok olmayı ister. Alevli ateşe girer.” (İnşikak 84/7-12)

O büyük mahkemede kulun iknası için şu yöntemlerin de devreye konulacağı ifade edilmektedir:

“Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazanmış olduklarını bize elleri anlatır ayakları da şahitlik eder. “ (Yasin 36/65)

“Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.”

“Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz derler? Onlar da:  Biz kendiliğimizden konuşmuyoruz . Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine O’na döndürülüyorsunuz, derler.” (Fussılet 41/20-21)

“O söz başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.” (Neml 27/82)

Görüldüğü gibi insana ceza verilmeden önce uzun bir yargılama ve suçu ispat ve kabul ettirme yöntemi izlenmektedir.  Bu yargı süreci uygulanmadan hiç kimseye kabir hayatında azap veya mükâfat söz konusu değildir. Ölüm ölen için zamanı durdurmaktadır. Tâki yeniden hayat verilene denk hiçbir şeyden haberi olmamaktadır.  Kıyametin kopup yeniden diriltilme gerçekleştikten sonra Ahiret hayatı başlatılmaktadır.  Diriltilmenin ardından Bu kadar uzun bir ispat seansının olması, her insanın kalbinde en ufak bir şüphe kalmadan Allah Teâlâ’nın her şeyi bildiğini bilmeleri; asla kimseye haksızlık yapılmadığını ve Allah Teâlâ’nın adil olduğunu anlamaları içindir.

Soru 3: Cenaze mezara defnedilince Din adamlarının Ölüye yardım için telkin vermelerinin dini ve akli yönden izahı nedir?

Cevap: Olayın dini yönden bir izahı olmadığı gibi, akli yönden de izahını yapmak mümkün değildir.  Bunu şöyle anlatmaya çalışalım:

Birincisi: Bu konuda gerçekten inandıkları gibi kabre konulan ölünün duyduğunu kabul edelim.  Meleklerin de o anda onu sorgulamak üzere geldiklerini var sayalım. Bu durumda iki metre toprağın altına gömdüğünüz adam ölü değil de diri olsa sizin bu söylediklerinizi duyabilir mi ki ölü duymuş olsun? Haydi, duyduğunu kabul edelim bu bir imtihan ise hayat boyu Rabbini, Peygamberini, kitabını ve dinini bilmeyen bir adama kopya verdiğinizi melekler duymuyor mu? Böyle bir durumda imtihanın anlamı kalır mı? Melekler bu mevta ile ilgili hiç bir şeyden habersiz nasıl bir insan olduğunu bilmeden gözü kapalı mı imtihan edecekler ki,  verdiğiniz kopya ile o kimseyi kurtarmayı düşünüyorsunuz?  İşin aslına bakarsanız   Allah Kur’anda ne böyle bir melekten ne de kabirde yapılacak böyle bir sualden bahsetmemektedir. Allah’ın bahsetmediği  bu konuya kim vakıf olmuştur düşünülmeli değil mi?

İkincisi: Yapılan bu eylemi tamamen reddeden Rabbimiz, bir birine zıt olan şeyleri karşılıklı dile getirerek şöyle buyuruyor:

“ Görenle görmeyen (âmâ) bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık,  gölge ile sıcak,  dirilerle ölüler de bir olmaz! Allah, dilediği kimseye hakkı işittirir. Sen kabirde olanlara sesini elbette işittiremezsin.” (Fatır 35/19-22)

Görüldüğü gibi Tebliğ ve telkin dirilere yapılması gereken bir eylemdir. Allah bu kitabı, diğer ifade ile bu dini insanların hayatta olanlarına hayatları boyunca hayatta iken yaşamaları için göndermiştir. Elçilerinin eliyle ve diliyle insanlara ulaşmasını sağlamıştır. Bunu anlamak için de anlayacak kadar akıl vermiştir. Buna rağmen akletmeyen, bu kitabı anlayıp yaşamaya çalışmayanlara da “belasını vererek”  şirkin ve küfrün pisliği içinde bırakacağını (Yunus 10/100) bildirmiştir.

İman ile dirilen,  Kur’an ile  arınan, İslam ile sevinen kullara selam olsun diyoruz!…

Show More

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close