Genel

Kapitalizmin rehineleriyiz!

Ufuk Coşkun/Milat

Bundan bir ay kadar evvel ziyaretime gelen Amerikalı Müslüman dostum Corey, “Bir aydır Türkiye’deyim, herkes beni dolandırmaya çalıştı. Bu nasıl Müslümanlık” diyerek sitem etmişti.” Bunun nedeni ne olabilir?” diye sorduğumda, düşünmeden, “Sünnet, terkedilmiş” dedi. Sünneti hayatımızdan çıkarmaya çalışan pozitivist, akılcı, çok bilmiş İslamcı aydınları saymazsak ortada küresel ölçekte yaşanan ciddi bir kriz de söz konusudur.

Köyde doğup büyümüş çiftçi bir babanın evladı olarak sık sık köy ziyaretlerine giderim. Bir ara, tarlasında emeğiyle, alın teriyle ürün yetiştiren ve bunları pazarlayan bir çiftinin evine ziyarete gitmiştim.  Evinin altındaki depodan müthiş çilek kokuları geliyordu. “Muhtemelen içeride çilekler olmalı” diyerek alt kata indim. Ne var ki depoya indiğimde ortada çilekler yoktu.

Meğer çilek kokusu yayan bir kutu ilaç şişesiymiş o. Pazara gitmeden önce bu ilacı sıkıyor ve pazarda da “bahçeden organik” sloganıyla ürünlerini satıyordu. “Neden böyle yapma gereği hissediyorsun?” dediğimde aldığım cevap hakikaten düşündürücü ve bir o kadar da yaşadığımız ahlaki krizi özetler nitelikteydi. “Para kazanmaya ihtiyacım var” diyordu. Sihirli formül “para” idi.

Corey’ın başına gelenler, para uğruna hormonlu gıdaları müşterilerine organik ürün diye pazarlayan çiftçiler, kriz anlarında toptancıdan pazara kadar uzanan ahlaksızlık silsilesi, esnafın doları bahane ederek müşterilerinden haksız kazanç elde etmesi, kiremit tozunu kırmızıbiber diye yutturanlar, at, eşek ve domuz etini dana eti diye pazarlayan kasaplar vs.

Oysa bir zamanlar dünyaya dürüstlüğüyle, güvenirliliğiyle, ahlakıyla nam salmış bir kültürün mirasçılarının bu hale düşmemesi gerekiyordu.

Kapitalist sistemin en büyük keşfi, sınırsız ihtiyaçlar listesidir. Günümüzde insan demek artık elinde market arabasıyla programlanmış robotlar gibi çılgınca alışveriş yapan sınırsız ihtiyaç sahibi bir varlık demek. İhtiyaçlarını karşılamak için daha fazla para kazanması gerekecek. Daha fazla, daha fazla… Bunun sınırı yok. Ömür boyu kredi ödemeye mahkûm bırakılmış bir bireyin kendi ahlaki sorumluluklarını düşünme vakti elinden alındı.

İstek ve arzularını tatmin edenin mutlu olduğunu sandığı bir dünya anlayışı ikame edildi. Bu sebeple insanlar arası ilişkiyi belirleyen ölçüt; menfaat ve çıkar oldu. Artık anne, baba, çocuklar, vatan, millet ve haysiyetten evvel kişisel menfaat ön planda.

TF1TV’nin Genel Müdürü Patrick Le Lay, şöyle diyordu: “Gerçekçi olalım, televizyon kanalında çalışmak demek, Coca Cola’nın ürününü satmasına yardımcı olmak demektir. Bir reklam tarafından sunulan mesajın algılanması için televizyon izleyicisinin beyninin bu işe uygun olması gerekir. Biz Coca Cola’ya uygun insan beynine ait zamanı satıyoruz.”

Jean Baudrillard, bu meselenin ucundan tutan önemli düşünce adamlarından biriydi. “Her şeye sahip olmanın yol açtığı çaresizlik diyordu.” Bugün kendisine karşı direnemediğimiz şey, artık yabancılaşma, yoksun bırakılma değil, koşulsuz teslimiyet.

Baudrillard’la devam edelim. Demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa ilüzyonu her yeri sarıp sarmaladı. Bugün herkes iktidar göstergelerinin sunduğu tuzağa düşmekte ve politika adlı oyunun hileli işleyiş biçimi konusunda aynı şeyi düşünüyor ve hissediyor. Hâkimiyetten hegemonyaya geçiş süreci bu.

Kapitalizmin insanlığı karikatürize ettiği bir yalandan hayat oyunu kurgulandı. Artık insanları iktidarlar yönetmiyor. Dünyanın her yanına yayılmış zihinsel ağlar aracılığıyla tek bir düşünceye boyun eğdiriliyorlar. Bizi yöneten politik aktörler değil, zihinsel ağlar. Güdülerinin esiri haline gelmiş bir insan topluluğunu düştüğü bu ahlaki krizden kim kurtarabilir?

Geri ödemesi olanaksız bir borca sokuldu insanlık. Bunun Türk’ü, Arap’ı, Alman’ı, İngiliz’i yok. Modernleşen dünyanın köleleri değiliz artık bizler kapitalizmin rehineleriz.  Bir acayip değer bunalımı bu.

Neşet Ertaş’ın dediği gibi; “Kendi kendisinden utanmayan yeryüzünde kimseden utanmaz.’ Üç kuruşa aldığı bir ürünü daha fazla para kazanmak için beş liraya satan biri artık kendinde değildir.

Bilmem hatırlar mısınız? Bir ara esnaf denilince aklımıza şu gelirdi. “Kimseyi kandırma. Kanaatkâr ol. Dünya malına tamah etme. Yanlış ölçme. Eksik tartma. Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.” İşte kapitalizmin bizden aldığı budur.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close