GenelYazarlardanYazılar

Kaybolan Değerler Soysuzlaşan İlişkiler

İnsan toplumsal bir varlıktır. Gereksinimlerini giderebilmesi için kendi nakıslığından kaynaklanan nedenlerden dolayı hemcinsleriyle toplu halde yaşamak, birçok şeyi paylaşmak ve paylaşabilmek için de ilişkiye geçmek zorundadır. İlişki ağı örülürken oluşturulan teamüller zaman içerisinde bazen bilinçli, bazen de kültür, örf, adet, töre,…adı altında kendiliğinden oluşur. Çoğunlukla da kişinin inandığı benimsediği dünya görüşü bu teamüllere rengini verir/vermesi gerekir. Böyle olduğu takdirde ilişki soylu ve asildir. Kişilerde makes bulan fikir bu tür ilişkilerin sonucudur.

Bu bağlamda idael düşünen ve başkalarının iyiliğini ve hayrını isteyen akıllı insanlar, ilişkilerinde toplum tarafından dışlanmadan iletişim kurmak isterler. Herkes sözü dinlensin, ciddiye alınsın, önemsensin, kısaca ‘adam yerine’ konulsun ister. İnsanlar ilişkilerini birçok yolla kurabilirler; bazen bir bakış, bir tebessümle, bazen de tek bir davranışla bunu sağlamak mümkün olabilmektedir. İletişimde maksat devamlılık ve etkileşim ise -ki öyle- bu toplu halde yapıldığı gibi, birey olarak ta yapılabilir. İletişim sonrası ilişkiler ‘disiplinler manzumesidir’

Mecburen kurulan ilişkilerin kendine has teamülleri vardır. Bunlar aşağı yukarı her toplumda benzer özellikler taşır. İnsanoğlu zıpçıktı bir varlık değildir; bir hayat serüveni vardır. Bunca tarihi birikim ve tecrübeyle birlikte, bir amaç/gaye uğruna kurulan ilişkiler öyle sıradan soysuz değildir, olmamalıdır da.

İnsanı bir araya getiren, ilişki kurduran şey ne ise ilişki yumağının örgüsünü de o örer. Bu ilişki yumağının örüldüğü yer bazen bir köy, bazen mahalle, kasaba veya kent olabilir. Yaşanılan ortamda erkil dünya görüşünün fikri her zaman baskın çıkar.

İnsanımızın henüz bireyselleşmediği, seküler hayatı içselleştiremediği zamanlarda, birbirlerini tanır, ilişkilerde de birbirlerini kontrol eder, hatır, gönül gözetirlerdi. “Bir acı kahvenin kırkyıl hatırı vardı” Koyunları kendi bacaklarından astırıpta etrafın kokuşmasına müsade edilmezdi… (Birileri buna mahalle baskısı dese de) Allah’dan korkmayanlar bile en azından kullarından utanırdı da hayasızlık yapmazdı.

İnsanımıza seküler hayat tarzını yıllardır empoze ede ede en mücahidinden tutunda sıradan insanımıza kadar bireysellik sirayet etmiş, herkes ben demeye başlamış. Egosunu tatmin etmek uğruna, güzel olan bizleri insan yapan islami hasletlerimiz terkedilmiş. Dürüstlük, paylaşım, diyargamlık, başkalarının derdiyle dertlenmek, empati kurmak, münker olana bigane kalmamak, ayıp, günah… gibi şeyler yok olmuş.

İnsanımız yerel taşaronların yardımıyla modernizim tarafından maalesef iğfal edilmiş, ar damarı çatlatılmış, ilişkiler makyavelleşmiştir. Modernleşmek uğruna kendimizi unuttuk, kendi değerlerimizle çelişir duruma geldik. Ne oralı, ne de buralıyız. Kendimizle barışık değiliz. Ne yaptığımızı bilmiyor ve yaptıklarımızı da açıklayamıyoruz. Bozulduk, niteliklerimizi kaybettik, kendimizi bile sevemiyoruz. İlişkilerimizin yerini ilişmelerimiz aldı. Bundan dolayı sürekli hırlaşan ve hırçınlaşan bir nesil haline geldik. Kendi değerlerine bigane kalan bir nesilden başka ne beklenebilirdi. Rıza-i ilahinin kalktığı yerde hangi kontrol mekanizması devreye girecekti ki?

Zamanımızda ilişkiler öyle bir hale geldi ki, insanlar birbirlerinden sakınır ve şüphelenir oldu. Aradaki mesafe ıradı, çünkü özden uzaklaşıldı. Her ilişkiye geçen kendisinin nezaman aldatılacağı, nerede yarıyolda bırakılacağı endişesi taşımakta. İlişkiler öyle yüzeysel, yavan, samimiyyetsiz ve soysuz ki, ilişkiyi anlamlı kılan şey onun neden ve niçinliği değil midir? Madem ‘hayat boşluk kabul etmiyor’, siz değerlerinizi hoyratça çiğnediğinizde varlık sebebinizi ortadan kaldırırsınız.

Bilinen bir bedevi hikayesi vardır.
Devesiyle birlikte çölde ilerlemekte olan bir bedevi, dudakları susuzluktan kurumuş bir adama rastlamış. Adam su istemiş. Bedevi devesinden inip ona su vermiş. Suyu içen adam birden bedeviyi iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış. Bedevi arkasından bağırmış:
-Tamam deveyi al git, ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!
Bu isteği tuhaf bulan hırsız, biraz duraklayıp nedenini sormuş.
-Eğer anlatırsan, demiş bedevi, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha  muhtaç birini görünce yardım etmezler.

İnsanın erdemli kişiliğini ortaya çıkaran ilişki ağını, kendisiyle, ailesiyle, toplumla ve içerisinde yaşadığı mevcut otoriteyle olan ilişkisine yön veren değerler belirler.

İlişkiler bir amaç doğrultusunda değilse sıradanlaşmış demektir. Bu tür soysuz ilişkilerde geyik muhabbetleriyle, başkalarının oluşturduğu gündemlerle, metağdan, insanları koğuşturarak maleyanilerle veya fildişi kulelerden erişilmez idealizimle enerjiler tüketiliyorsa ilişkiler soysuzlaşmış demektir.

Soysuz ilişkilerden asilbağ ve köklü sonuç beklemek beyhudedir.

Rüzgar hangi yönden eserse essin, yerini konumunu belirleyenler rüzgara ve akıntıya kapılmazlar. Kapasitesini ve haddini bilenler ilişkilerini de ona göre oluştururlar. Ördüğünüz ilişki yumağı sizin karakterinizi, kişiliğinizi ortaya çıkarır. Bulunduğu yere göre şekil alan kişilik, takdir edersiniz ki, saygın bir kişilik değildir. Çift kişilikli olmak, kişinin hem kendisine hem de inandığı davaya zarar verir.

Biz müslümanların şunu iyi bilmeleri gerekir ki; düşmanlarının bile kendisine ‘El-Emin’ dediği Muhammed(as)’ın ümmetiyiz. Dolaysıyla güvenin olmadığı yerde sağlıklı ilişkinin de olamayacağı aşikardır.

Yanlış anlaşılmasın, bunlarla şunu söylemek istemiyoruz; ilişki kurarken etrafımızla aramıza ideal duvarları örerek marjinalleşmeye dikkat edilmelidir. Elbette mü’min idealist olacak ve  ilişkiye geçtiği insanlardan da ideal olmalarını bekleyecek ama bunu dayatmamalıdır. Dayattığınız taktirde insanları iteler, ötelersiniz. Böylelikle ideal duvarınızı kendiniz örersiniz.

İlişkiye geçtiklerinizle mutlaka bir süreç yaşamalısınız. Aceleci davranılmamalı, ilişkinin süresi sizin muhatabınıza kendinizi tanıtma ve muhatabınızı tanıma zamanına bağlıdır. Bu sürecin sonucunda ilişki devam edecek mi, etmeyecek mi veya edecekse hangi boyutta edecek, bu süreçte yaşananlar bunu gösterecektir. Yaşanması gerekenler yaşanmadan sonuç beklenmez.
Yaşanan süreçte siz kendinizi bütün açıklığıyla ortaya koyacaksınız. Başta ne idiyseniz sonunda da o olmalısınız. Hayal ve kurgularla niyet okumacılığı bizi yanlış yerlere götürür. İlişkiye girilen her kim olursa olsun, mutlaka araya bir mesafe konulmalıdır. Bu hayat arkadaşınız dahi olsa, herkes duracağı sınırı bilmelidir. Şu unutulmalıdır ki, insan yapması gerekenleri yapmadığı, yapmaması gerekenleri de yaptığı takdirde hesap sorucuya mahşergünü mutlaka hesap verecektir.

İnsan bu dünyada hayat senaryosunu/ kaderini kendisi belirler. İki insanın olduğu yerde ‘iyi’ veya ‘kötü’ mutlaka bir ‘alış’ ve bir de ‘veriş’ vardır. İşte biz, bu alışlar ve verişlerle ilişkilerimize yön vererek senaryoyu yazıyor, oynuyor ve kaderimizi de çiziyoruz.
İlişki bağını her an kopmaya hazır pamuk ipliği yerine, asla kopmayacak Allah’ın ipiyle birbirimize bağlanarak ilişkilerimizi köklü hale getirmek elimizdedir. Bunun için yeterli envantere fazlasıyla sahibiz.
“Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir” (Şura/31)

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close