GenelYazarlardanYazılar

Kelimelerin Anlamını Değiştirmenin Cürümü!   

Ehli kitabın haktan batıla evirilmesinin sebeplerini anlatan Rabbimiz, durumlarını şöyle özetlemektedir:

“Andolsun ki Allah, İsrail oğullarından söz almış, İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, elçilerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz;  Andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” (Maide/12)

Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütleri unuturlar. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme. Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever.” (Maide 5/13)

“Biz Hıristiyansız diyenlerden de kesin söz almıştık. Fakat onlar da kendilerine verilen öğütleri unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah şimdi yaptıklarını ilerde onlara tek tek bildirecektir.” (Maide 5/14)

Bu üç ayette hem İsrail oğullarının hem de Hıristiyanların ortak karakterleri; verdikleri sözden dönmeleri, kendilerine verilen öğütleri unutmaları ve en büyük cinayetleri de Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu ilkeleri anlamsız kılmak için kelimelerin anlamlarını değiştirmiş olmalarıdır.

Sözünde durmamak ve verilen öğütleri unutmanın ne demek olduğunu az çok her insan anlar ve bilir.  Ancak kelimelerin anlamını değiştirerek yapılan tahribatın ve verilen zararın boyutlarını tahmin edebilmek oldukça zordur.  Bunların başında Allah’ın elçilerini Allah’ın ortağı yaparak Yahudiler Üzeyir Allah’ın oğludur dediler.  Hıristiyanlar da Mesih İsa (as) Allah’ın oğludur dediler. (Tevbe 9/30)  bununla kalmayıp Allah’ı bırakıp rahiplerini ve bilginlerini de rabler edindiler. (tevbe 9/31)  bunlarla beraber Allah’ı ve Allah’ın vahyetmiş olduğu kitabı devre dışı bırakarak; edinmiş oldukları  “yeni ilahlarının”(!) nabza uygun sözlerine itibar etmeye başladılar. Onlar da din adamlığı avantajı ile dine yaslanarak ilahlık makamına oturup onları kendi hevasına göre yönetmeye başladılar.

Rabbimiz olan Allah, Kitap ehlinin içine düşmüş olduğu durumu bu günden 1441yıl önce gelen Kur’an da bütün boyutlarıyla açıklamıştır. O günden günümüze kadar gelindiğinde,  haktan uzaklaşmalarının oranını ifade etmekte zorlanıyoruz. Dışarıdan bakıldığında ‘batıla hak karışmış’ intibaını vermektedir. Aynen sütteki su oranını hesap edemeyen insanın suya süt karıştırılmış demesi gibi. Bunlar da kabullendikleri düşüncede batılın oranı o kadar yüksek ki batılın içine birazcık hak karıştırılmış gibi duruyor. Zaten insanlar haktan sapmaya başlayınca orada hak namına bir şey kalmaz tümü batıl olur. Çünkü hak kendisine asla bir karışımı kabul etmez. Bir ayeti inkâr etmekle kitabın bütününü inkâr arasında fark olmamasının sebebi de budur.

Bu yasa müslüman toplumlar içinde aynen işlemektedir.  Onlar kelimeleri değiştirerek nasıl Din’de Allah adına söz sahibi olmuşlarsa bu ümmetin; Lider’leri,  hazretleri, babaları,  kavs’ları, kutup’ları, ağabey’leri, üstat’ları,  şeyhleri, halifeleri ve bil umum “toplum önderleri” de dinde söz sahibi olmak için aynı yolu izlemişlerdir.  Allah’ın elçileri meşruiyetini vahiylerden alırken, bu sayılanlar meşruiyetini aynen İsrail oğullarının yöntemlerinden alarak kelime ve kavramların içini boşaltıp, anlamlarını değiştirerek kendilerine bir yol çizmişlerdir. Yapılan yanlışı kapatmak için insana yakıştırıp yapıştırılan Kerim sıfatı,  keramete dönüştürülerek sahibine insanüstü bir vasıf kazandırılmış; Vehbi vasıflara, gaybi bilgilere sahip olduğu inancına vararak; her hareketinde bir hikmet her bakışında bir keramet aranmaya başlanmıştır. Gerçekte “keramet” kavramına yüklenen mananın Türkçedeki kullanımıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Kökü K.r.m. olan fiil, Allah için kullanıldığında Allah’ın kullarına cömertçe vermiş olduğu bol ihsanını anlatanbir kelimedir. Neml suresinin 40.ayetinde bahsedildiği gibi: “İnne rabbî ganiyyün kerîmün” şüphesiz rabbim çok zengindir çok kerimdir/ cömerttir.  Bu sıfat insan için kullanıldığında ise; insandan sadır olacak ahlakın, huyların ve fiillerin adı olur.  Bir insana kerim demek için yapılan küçük çaplı bir ihsanın bağışın karşılığında değil, belki bir orduyu donatacak kadar yapılan bir iyilik ve ihsanın, cömertliğin karşılığı olarak kullanılır.  Hucurat suresinin 13. Ayetinde “ Allah indinde sizin en keriminiz/ Allah’ın ikramına layık olanınız Allah’ta en çok korkanınız /sorumluluğunu en yüksek düzeyde yerine getireninizdir” buyrulmaktadır.

Güzel olan şeyleri ifade etmek içine de bu kelime kullanılmaktadır: Lokman suresinin 10 ayetinde bu anlamda kullanılmıştır. “…Orada her güzel çifti bitirdik” – zevcin keriymin .-

Bu kelime Kur’an için de kullanılmaktadır: “  Hakikaten o kerim olan Kur’andır. “Allahın en büyük ikramıdır.” (Vakıa 56/77) ,  İnfitar suresinin 11. Ayetinde ise :(“Kiramen katibin /Şerefli katipler anlamında”  kullanılmıştır. (İnfitar  82/11) ,  Zariyat suresinde ise;”Dayfi ibrahimül mükremin” İbrahim’in İkram olunan misafirleri anlamında kullanılmıştır. (Zariyet 51/24)

Kısacası her kullanıldığı yerde güzel vasıfları, Allah Teâlâ’nın bol ihsanını ve cömertliği ifade eden bir kavramdır. Cahiliye Arapları da bu kavramı, tüm varlığını son kuruşuna kadar ihtiyaç sahiplerine verip kendisi muhtaç hale gelen kimse için “ kerim” sıfatını vermişlerdir. Fakat zamanla bu kavramın anlamını değiştirerek farklı bir anlam verilmiştir. İnsanlar içinde Allah tarafından özel statü verilen ve bu sayede gaybı bilen insanların kalbini okuyan, gelecekten geçmişten gaybi haberler veren, uçup kaçan, olağan üstü güçlere sahip olan, Allah Teâlâ’nın yanında hatır sahibi duası geri çevrilmeyen istekleri emir telakki edilen yarı ilah bir insan tipi üretilmiştir. Hatta Nesefi’nin akaidine kadar girmiş imanın şartları ile aynı statüye konularak: “El kerameti hakkın inkâruhu küfrün” denilmiştir.

Sonra ne mi olmuş?

Bu insanların sözleri Allah’ın ayetlerinin önüne geçirilerek dinin dokusu değiştirilmiştir. İslam özne olmaktan çıkartılıp nesne haline dönüştürülmüştür. Bütün bunları yaparken; büyük bir dindarlık anlayışı, yüksek takva görünüşü, Allah ve peygamber aşığı edası ile yapılmıştır. Anlayacağınız kurt kuzu postuna bürünerek icraatını sessiz ve derinden gerçekleştirmiştir.

Birde küresel müstekbirlerin bunları kullanarak ; “Kur’an yerinde kalacak. Ancak Kur’an dan anlaşılanı değiştireceğiz (Grahom Fuller) sözü ile ifade edilen şeytani uygulama ile tüm kavramların içi boşaltılmaya gayret edilmektedir.

Kavramın bu şekildeki kullanımı, bu şahısların çok işine yaramıştır.   Bu anlayış halkı peşine takmak için en önemli sermayeleri olmuştur.  Halkın da işine gelmiş.  Ona yakın olanlar şahsın türlü kerametlerinden bahsederek gölgesinden istifade etmenin yolunu tutmuşlardır.  Bunları görmek için Fazla uzaklara gitmeye gerek yoktur. Memleketin her yanı bunlarla doludur. Bu insanların, Kur’an’a bakışlarını, din anlayışlarını ve sünnete yaklaşımlarını Kur’an’a götürdüğünüzde aradaki fark ve tutarsızlıkları açıkça görülecektir.

Asırlardır halk içinde kutsallık kazanmış şahsiyetlerin her hareketinde bir keramet arayan yandaşlarının yardımlarıyla üretilmiş kitaplar dolusu evliya kerametleri ve menkıbeleri vardır.  Bu toplumun geçmişinde var olan şamanlar, İslam dinini kabul eden toplumlarda babalara, dedelere dönüşmüş. Tasavvufla tanışınca Şeyhler, halifeler, gavs’lar ve kutuplar olmuşlardır.

Bu günün dünyasında bu yoldan meşhur olanların sayıları oldukça kalabalıktır. Söylemlerinde dünyaya önem vermediklerinden bahseden bu insanların, sahip oldukları saltanat ve servetin ihtişamından yanlarına yaklaşmak mümkün değildir. Bu görüntüler geçmişteki ehli kitabın din üzerinden halka tahakküm eden din büyüklerini hatırlatmıyor mu?   Onlar da mabede yaslanıp halktan aldıkları paralarla krallar gibi yaşarken; marangozluk yaparak geçimini sağlayan Zekeriya (as)’ı kınıyorlardı. Bunlar kitapta kendilerine verilen öğütleri unutmuşlar;  Allah’a verdikleri sözden dönmüşler ve kelimelerin anlamlarını değiştirmişlerdi. Artık onlar için kendi hevalarının tatmininden başka bir şey yoktu. Onun için Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rab edindiler. Hâlbuki onlara da ancak tek olan ilâha kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Çünkü O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (tevbe 9/31)

Sözün özü, onlar bunları  yaptıkları için haktan uzaklaştılar da “ehli iman” olanlar bu aracıların peşine takılarak hakka mı yaklaştılar?! Bunlar için de rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Dikkat edin, halis din/ içine batıl karışmamış arı duru din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

Sözün özü, Allah’ın dinine yapılan bunca yamalardan, insan ile Allah arasına giren Allah’a yaklaştırma iddiasında bulunan aracılardan kurtulup, Resulün örnekliğinde Kur’an’a sarılmayana kurtuluş yoktur. Yani Kur’an dan anlaşılanı değiştirmekle, kelime ve kavramların anlamını değiştirmekle, çağdaş yorumlar adı altında Allah’ın ayetlerini eğip bükerek sapkın düşüncelere payanda yapmakla, Allah indindeki asıl hüküm değişmeyecektir. Son tahlilde bütün işlerin sonu Allah’a varacaktır. O da hesabı kendi yasasına göre görecektir…

Dileyen rabbine giden dosdoğru bir yol tutsun! Eğer kurtuluş istiyorsa!

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir