GenelYazarlardanYazılar

Kendini Değiştir Ki Dünyan Değişsin

Allah her şeyi bir kader ile / farklı özellikte meydana getirmiştir. (Kamer 54/49) Her birinin var olması ve varlığını sürdürmesi için de değişmez yasalar koymuştur. Eşyaya sahip olmak, ona gereği gibi hükmetmek, eşyadan istifade etmek için, bu yasalara uygun davranmak gerekmektedir.  İnsan akletme yetisini kullanabildiği oranda bunlardan faydalanmaktadır.

Eşyadaki bu yasaları değiştiremeyen insan, onlardan daha fazla istifade etmek için seralar kurarak zemheride gül yetiştirmeyi, kışın yaz sebzelerini elde etmeyi başarmıştır. Burada bilmemiz gereken şey, insanın aklederek Allah’ın doğaya koyduğu yasaları dar bir zeminde uygulamış, dört mevsim onlardan istifade etmenin yolunu bulmuş olmasıdır.

Allah, doğaya değişmez, değiştirilemez yasalar koyduğu gibi, toplumlar içinde değişmez yasalar koymuştur. Topluma ulaşmanın, onu ikna etmenin, ondan istifade etmenin, ve ona hükmetmenin yolu da bu yasaları tanımak ve onlara riayet etmekten geçmektedir.  Bu nedenle Allah Teâlâ toplumlara ulaşmak için Elçilerini o kavmin insanından seçip göndermiştir. Böylece o toplumu, vermek istediği mesajdan haberdar etmiştir.

İnsanları hakka davet etmenin yasasını da yine kendisi belirlemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel bir biçimde mücadele et…”(Nahl 16/125)

 Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.” (Şuara 26/215)

 “İyilikle kötülük bir değildir. Sen (kötülüğü) en güzel bir biçimde sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sıcak bir dost gibi olduğunu görürsün.”(Fussılet 41/34)

 “Allah’ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın çevrenden dağılırlardı. Onları affet, onlara bağışlanma dile, iş hakkında onlara danış; fakat karar verdiğin zaman Allah’a güven, Allah kendisine güvenenleri sever.”(Ali İmran 3/159)

 Elçilerin davetini kabul eden müminlere ise şöyle buyurmaktadır:

“Hepiniz birden Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi uzlaştırdı. Onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında idiniz. Allah sizi oradan kurtardı. Doğru yola erişesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor”(Ali İmran 3/103).

 Bir kalenin taşları gibi birbirine kenetlenmiş olan müminlerin kemiyetine değil keyfiyetine değer veren Allah, nice az toplulukları tarafından destekleyerek (Ali İmran 3/124-125) başarıya ulaştırmış ve alemlere üstün kılmıştır. Bunun için müminlere:

 “Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah’a karşı gelmekten sakının ki, başarıya ulaşabilesiniz.”(Ali İmran 3/200)

 “Onlarla (kafirlerle) savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin ve onları rezil etsin. Sizi onlara üstün kılsın. İnanan toplumun gönüllerine su serpsin ve yüreklerin öfkesini gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.”( Tövbe 9/14-15)

 Bu şerefe ulaşmanın bedeli, Allah’ın ismini ilâ için cihada sarılmak iken; cihadı bırakıp dünyevileşmenin sonucu ise zillettir. Ateş çukurunun kenarından kurtarılan bu toplum zaman içinde Allah’ın lutfunu unutarak dünyanın geçici nimetlerine yönelmiş, hak ve adaleti ayakta tutmak için bir gayret göstermemiştir. Sonunda nefislerindekini (Rad 13/11) değiştirmiş olmaları nedeniyledir ki, Allah da onların halini değiştirip içinde bulundukları zillete mahkum etmiştir.

“Ey iman edenler Allah ve Resulü’ne itaat edin, işittiğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.”(Enfal 8/20)

 Bir de öyle bir beladan sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmaz, (hepinizi içine alır) biliniz ki, Allah’ın azabı pek şiddetlidir. (Enfal 8/25)

 “Ey iman edenler Allah’a ve Resulü’ne hainlik etmeyin. Yoksa bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olursunuz.”(Enfal 8/27)

 İşte Müslümanların coğrafyasında Kâfirleri söz sahibi Yapan gerçek budur.  Müslümanların kendi değerlerine (Allah ve Resulü’ne) ihanet etmeleri, Allah Teâlâ’nın :

”And olsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10) buyurduğu kitabını hayatın dışına atmaları sonucu, kardeş kardeşe düşman olmuş, güç ve rüzgârları gitmiştir.  Hâlbuki Allah onlara şöyle buyurmuştu:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a/İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”  (Ali İmran 3/103)

“Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 8/46)

Haktan ayrılana batıldan başka bir yol olmayacağı için insanlık batılın kucağına düşmüş oldu. Şeytanın ocağına düşenler için her yol meşrudur. Bu nedenle bütün şeytanlıkları kullanarak insanlara sahip oldular. İnsanî değerlerini kaybeden insanın şahsi çıkarı için satmayacağı hiçbir şey yoktur. “Her insanın bir fiyatı vardır” sözü şeytani sistemlerin insana bakışını çok iyi anlatmaktadır. Gerçekten inanan bir insan için hiçbir anlam ifade etmeyen bu anlayış, seküler insan için hayatın gayesidir. Ancak  gerçekten inanan insan için bunun bir anlamı yoktur. Çünkü o malını ve canını cennet karşılığında Allah’a satmıştır. Bir kere elinden çıkan şey üzerinde asla tasarruf hakkı olmadığını bilir. Bu millet buna böyle inanmış olduğu için kanını, canını, evladını bu uğurda feda etmekten kaçınmamış. İnandığı değerler için milyonlarca evladını şehit vererek bu değerleri günümüze kadar taşımışlardı. Fakat bu gün değerler yer değiştirdi. Günümüz insanının ne hale geldiğini anlamak için

Oktay Sinanoğlu’nun bu konuyla alakalı gördüğümüz şu beyanını sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Yıllar önce Türkiye’ye gönderilen bir CIA ajanı Türkiye’de yerli işbirlikçiler bulabilmek için çok gayret sarf ettiğini, fakat kimsenin böyle bir işe yanaşmadığını görünce hayretler içinde kalır.  Bu durumu anlatmak için ülkesine dönünce bir roman yazar ve o romanında: “Türkler, inançlarına ve ülkelerine o kadar bağlılar ki çok uğraştım ama bir tane işbirlikçi bulamadım” der. Konuya devam eden Sinanoğlu:

“O, o zamandı şimdi istemediğin kadar var” diyerek sözünü tamamlar. Ormanı kesen balta misali, onları güçlü, bizi güçsüz kılan da işte budur. Yoksa ABD on bin mil uzaktan gelip de Ortadoğu’da istediğini yapabilir miydi? Hakkı söyleyen şairimiz bu yaraya şöyle parmak basıyor:

“Girmeden bir millete tefrika düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

 Rabbimizin Enfal suresinin 25. Ayetinde bahsetmiş olduğu musibet işte böyle bir musibettir.  Geldiği zaman insanların tümünü içine alır. Sadece zalimlere isabet etmez. İnsani değerleri yok eder. İnsanlığa kimliğini kaybettirir. Kimliğini kaybedenlerin ise şamar oğlanına döneceleri muhakkaktır.

Osmanlı, Viyana kapılarına dayanınca, Roma Katolik kilisesi haçlı seferlerini başlatacak bir politika izlemeye başlamış. Martin Luther bu anlayışa karşı çıkar.

“Türkler Tanrı’nın falakasıdır. Tanrı günahlarından dolayı Hıristiyanları Türklerle cezalandırıyor. Kilisenin böyle bir misyonu yüklenmesi son derece yanlıştır. Savaşları prenslere, krallara bırakın, onlar savaşsınlar. Kilise, Hıristiyanları günahlarından kurtulmaya ve tanrının bağışlaması için dua etmeye çağırmalıdır. O zaman Tanrının bu cezası olan Türklerden kurtulabiliriz.”

Buna yakın sözler Hz. Ömer tarafından da ifade edilmiştir. Savaşa gönderdiği mücahitlere:

“Sizler hiçbir zaman düşmanlarınızın çokluğundan korkmayın, günahlarınızdan korkun. Sizi düşmanlarınıza galip getiren şey düşmanlarınızın Allah’a olan isyanlarıdır. Allah sizlerin kılıçlarıyla onları cezalandırıyor. Eğer sizler de düşmanlarınız gibi Allah’a isyan ederseniz, o zaman Allah sizden desteğini çeker, size yardım etmez. O zaman da güçlü olan galip gelir. Biz hiçbir zaman düşmanlarımızın ulaşmış olduğu maddi güce ulaşmadık.”

Dünyaya hâkim olan şeytani düzeni değiştirmenin yolu; öncelikle iman ettiğini söyleyen insanların, nefislerindekini Allah’ın kitabında olanla değiştirmeleri gerekiyor. Ardından Muhammedî bir anlayışa sahip, şeref ve izzeti Allah’tan (Fatır 35/10) bekleyen, ondan başkasına kulluk etmeyen bir nesil yetiştirmek için kolları sıvamak gerekir. İnsanlık bu yöntemin başarısına defalarca tanık olmuştur. Yeter ki bu anlayışa ulaşmış bir “topluluk” bulunsun:

“Hüküm Allah’a aittir. Allah kâfirlere müminlerin aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.” (Nisa 4/41) Bütün mesele gerçekten Mümin olabilmektir!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı