Genel

Kimlik kargaşası

Bünyamin Doğruer/Düşünce Mektebi

Yaşadığımız zaman diliminde Müslümanlar, konformist ve ırkçı geleneği ve söylemi sürdürdükleri, ahlaki sınırları altüst ettikleri için büyük bir kimlik krizi, kargaşası yaşamaktadırlar.

Bilgisizlik, bilinçsizlik, fikirsizlik, kültürsüzlük, hurafecilik, kimliksizliği doğurmuştur. Müslümanların düşünce dünyaları, İslam dışı kavramların oluşturduğu bir şekle sokulmuştur. İslami varoluşumuzu borçlu olduğumuz temel kavramlar işlevini yitirmiş içi boşaltılmış, artık tedavülden kalkmıştır.

İslam dini dahi, laik-seküler bir mantıkla tanımlanır hale gelmiştir. İslam öyle ki halkların duygularında yer edinmiş, duygusal bağlarla dine bağlanma âdet olmuş.

Müslümanlar bu sistem içerisinde, hem geleneğin hem modernizmin çelişkileri içerisindeler, bu çelişkiler yumağında, sorunlarını çarelerini, sebeplerini ortaya koyamıyorlar. İfrat-tefrit noktasında yoğun bir kimlik kargaşası yaşanıyor.

Müslümanlar var olmanın temel dinamiklerini kaybetmiş durumdalar… Tarihte var olmayanlar tarihin kurucu öznesi olamazlar. Tevhid ve ümmet bilinci bütünlüğünü kaybetmiş ırk ve ulus çıkarları üzerinden söylemler ön plana çıkmıştır. Hakikat boynu bükük kalmış, bizler hakikate yabancı kaldık.

Modern zamanın içinde müthiş kopuşlar ve çözülmeler yaşıyoruz. İnsani ve ahlaki olmayan firavun sistemlerinin hakim olduğu bir dünya ile uzlaşmaya çalışan bir Müslümanlar topluluğu var.

Müslüman halklar, küresel iktidarın, küresel aklın kontrolü altındalar. İdeolojik ve ırkçı bir söylemin kuşatması altındalar. Irkçılığa, ulus devlet mantığına evirilmiş durumdalar. Giderek yükselen milliyetçi bir söylemin anaforuna kapıldılar. Akletmiyoruz, sorgulayamıyoruz, akıldan arındırılmış, duygularına hapsolmuş bir yapı var. Hamasi sloganların, romantik algılarıyla avutuluyoruz.

Ucuz gündemlerin, ikinci el ucuz ilahiyatların, işporta tezgâhlarında satılan hizip- din yorumlarına; İslam’ın kendisiymiş gibi sarılıyoruz.

Ahiret kaygısı, mahşer bilinci, takva hassasiyeti kayboldu. Acı ama gerçek bir savruluşun, tükenişin içindeyiz. Temelsiz iyimserlikler içinde yığınlar ordusuna dönüştük.

Sorunlarımızı vahyin ölçülerine göre çözümleyemiyoruz. İslam dünyasının halkları güdümlenmiş, koşullanmış ve egemenlik altına alınmış, şahsiyet sahibi bireyler değil, kuru kalabalıklara dönüşmüş durumda, yapısal bir bunalım içindeler.

Müslümanlar, konjonktürel koşullara bağımlı düşünüyor. Koşullara bağımlı olarak düşündüğümüz, düşünmeye devam ettiğimiz için bugünün tarihini kültürünü oluşturan dinamikler arasında bize ait, Müslümanlara ait hiçbir şey yoktur. Ucuz iyimserlikler ve ucuz umutları bir gelenek olarak yaşatıyoruz.

Ne yazık ki, kendisi olmayı başaramayan bireyler ve halklar edilgenliği, teslimiyeti bir hayat tarzı haline getirirler. Kendisi olmak demek gerçek bir kişilik, kimlik, onur, izzet sahibi eylemlerde bulunma iradesine sahip olmak demektir.

Müslüman halklar bir hiçliğe doğru sürükleniyor, bu hiçlik içerisinde emperyalistlerin manipülasyonları ile birbirimizi boğazlamakta yarışıyoruz. Dökülen kanlar Müslüman kanı.

Müslüman halklar olarak yeryüzündeki varoluş faaliyetlerimizi İslami ilke ve ahlak sınırları içerisinde düzenlemez isek hiçliğin anaforunda savrulmaya mahkûmuz.

 

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bu yazıda 1 yorum bulunmaktadır

  1. Bilgisizlik, bilinçsizlik, fikirsizlik, kültürsüzlük, hurafecilik, kimliksizliği doğurmuştur. Müslümanların düşünce dünyaları, İslam dışı kavramların oluşturduğu bir şekle sokulmuştur. İslami varoluşumuzu borçlu olduğumuz temel kavramlar işlevini yitirmiş içi boşaltılmış, artık tedavülden kalkmıştır.

    İslam dini dahi, laik-seküler bir mantıkla tanımlanır hale gelmiştir. İslam öyle ki halkların duygularında yer edinmiş, duygusal bağlarla dine bağlanma âdet olmuş.

    Müslümanlar bu sistem içerisinde, hem geleneğin hem modernizmin çelişkileri içerisindeler, bu çelişkiler yumağında, sorunlarını çarelerini, sebeplerini ortaya koyamıyorlar. İfrat-tefrit noktasında yoğun bir kimlik kargaşası yaşanıyor.

    Müslümanlar var olmanın temel dinamiklerini kaybetmiş durumdalar… Tarihte var olmayanlar tarihin kurucu öznesi olamazlar.
    ***
    TARİHİN KURUCU ÖZNESİ OLABİLMEK İÇİN ŞU AŞAĞIDAKİ FİKİRLERİN ÜZERİNE YOĞUNLAŞILMASI GEREKİYOR.
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=448823165569090&id=100013242319421

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close