GenelYazarlardanYazılar

Kim;Tağut’un Mahkemesine Gider?

4/60 Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut’a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

4/61- Onlara: «Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!» denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

4/62- Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler!

4/63 Onlar Allah’ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.

4/64- Biz her peygamberi -Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.

4/65-Hayır! Rabbine Andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.

Yazımıza konu olan ayetleri anlamaya çalışırken bazı ana başlıklar tespit etmemiz gerekiyor.

Hükümler sırf yüce Allah’tan alınacaktır. İnsan hayatına ilişkin büyük-küçük, önemli-önemsiz her konuda, her meselede “egemenlik”, hüküm verme yetkisi sırf yüce Allah’a aittir.

Ayet, yüce Allah’a ve Allah’ın elçisi olması gerekçesi ile Peygamber’e itaat etmeyi temel ve asıl görev sayarken devlet yetkililerine itaat etmeyi Allah’a ve Peygamber’e itaat etmeye bağlı bir görev kabul ediyor.

Kimler Allah’ın mahkemesi olduğu halde, tagutun (beşerin) mahkemesini tercih eder?

Konunun ana damarı diyebileceğimiz bir nokta. Bu gün İslam’ın hukuk kurallarının işletildiği bir mahkeme var mı?

Ayetin hükmüne uymayanların İslam hukuku karşısındaki sorumluluğu?

1.) Ayetlerin akışı imanın şartına ve İslâm’ın tanımına, Müslüman ümmetin siyasi altyapısına ve kanun koyma yöntemine ilişkin bu genel kural belirlendikten sonra bu genel kuraldan saptıkları halde mümin olduklarını ileri sürenlere dönülüyor. Bunlar Allah’ın şeriatı dışında bir kaynağı, “tanımamakla, karşı çıkmakla emredildikleri Tağut’un” hakemliğine başvurmakla imanın şartına ve İslâm’ın tanımına ters düşmüş oluyorlar.

İşte bu tür kimselere dönülerek tutumlarının şaşırtıcı olduğu belirtiliyor, bunlar kınanıyorlar, kendileri gibi olanlarla birlikte şeytanın saptırma girişimleri konusunda uyarılıyorlar, Allah’a ve Peygambere çağrılıp da bu çağrıya yan çizdiklerinde takınmış oldukları tavrın  (münafıklık) olduğu açığa vuruluyor.

Ayrıca Tağut’un hakemliğine başvurmaları da imandan çıkmak, hatta daha baştan iman çerçevesi içine girmemek olarak niteleniyor, bunun yanı sıra bu kınanmış yönteme uymalarının sonucunda başlarına bir sıkıntı gelince, karşılarına bir musibet çıkınca sığındıkları boş ve asılsız mazeretler anlatılıyor.

2.) Bir mümin Allah’a pazarlıksız bir inanışın gereği onun elçisi ile gönderdiği kurallara uyacaktır, uymak zorunluluğu vardır.

3,) Allah’a elçisine itaatin farz olduğu gibi, Allah’a ve elçisine uyan emir sahiplerine de uymanın aynı anlamı ihtiva ettiği anlatılıyor.
Ancak; Emir Allah’a ve elçisine uyduğu müddetçe. Aksi halde sahabenin Hz. Ömer’e seni kılıçlarımızla doğrulturuz diyebilmelidirler.

4.) Kimler Allahın hükmü(mahkemesi)olduğu halde buna razı olmayıp diğerine gider sorusunun tek cevabı vardır. Münafıklar.
Bu gün aynı mahkemeye müracaat edenlerin hukuku İslami’ye karşısındaki konumu aynı değildir. Birinde münafıklık ikincisinde acizlik söz konusudur. Veya İslam’ın mahkemesinin olmayışı ile zorunluluk. Zaruret kabilinden, hak aramak anlamında kullanılıyor denebilir. Her ne kadar birinci tercihimiz olmasa da.

5.) Bu gün maalesef İslam’ın hukukunu uygulayan bir mahkemenin olmaması ile sanki tagutun mahkemesine mecbur edilme durumunu sanki karıştırıyoruz.

İslam hukuk kurallarının işlediği bir adli teşkilat olmadığı halde yaşamaya mecbur edilmiş müminlerin bu konudaki hassasiyetleri, kendi hukuk normları ile hükmeden bir mahkemenin olmaması onları zor durumda bırakmaktadır.

6.)Bu soruya, Ayetle Allah cevap veriyor;

-Nisa 65- Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.

Allah’ın hükmünü ve elçisinin hakemliğini terk edip,onun vereceği karara teslim olmayanların tercih ettikleri bu yanlış yolun eğriliği söz konusu edilerek, mümin olmanın kurallarının Ayetin hükmüne razı olmak olarak anlatılıyor.

Fıtratın iman mantığı, insanın inandığı kaynağın ve inandığı kimsenin hakemliğini benimsemesini gerektirir. Allah’a ve Allah’ın indirdiği mesaja, Peygamber’e ve O’na indirilen kitaba inandığını ileri süren bir kimse Allah’ın emri, yasası ve sistemi uyarınca yargılanmaya çağrılınca fıtratın yalın mantığına göre bu çağrıyı tam bir gönül coşkunluğu ile kabul etmesi gerekir. ortada bir münafıklığın var olduğunu açığa vurur, adamın mümin olduğunu ileri süren iddiasının yalan olduğunu kanıtlar.

Aynı insicam burada elçiye ve onun yolunda olanlara hitap ederek;
Nisa 63- Allah onların kalplerindeki kötü duyguları iyi bilir. Onlara aldırış etme, öğüt ver, kendileri hakkında içlerine işleyecek etkili sözler söyle onlara.

Muhteşem bir eğitim ve karşılama metodu veriliyor. Bu ifade şaşırtıcı derecede başarılı bir tasvirle önümüze son derece somut bir tablo getiriyor. Söz sanki bir ok gibi doğrudan doğruya vicdanlara yöneltiliyor ve yine doğrudan doğruya kalplere saplanıp oturuyor.
“Onlara, kendileri hakkında içlerine işleyecek etkili sözler söyle.”

“Biz gönderdiğimiz her peygamberi, Allah’ın izni ile mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelerek Allah’tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi Allah’ı, tövbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulacaklardı.”

Mekke geride kalmış. Allahın elçisi orada sadece “duyur, çağır ifadelerine ilaveten; Peygamber sıradan bir “vaiz” değildir. O söyleyeceğini söyledikten sonra geçip giden, sözleri havada uçuşup kaybolan, hiç bir otoriteye, hiçbir yaptırım gücüne sahip olmayan sıradan bir hatip değildir.

O’ Sosyal, siyasal, hukuki cezai kazai insan hakları ve doğa yasalarını gözeten bir siyasetçidir. Yani bütün bunlar bir otorite eli(güç) ile uygulanmak uyarlanmak durumundadır. Hayatın tümü ile yaşanabilir kılındığı bir ortamda insanlık için genel yasaları elçi(elçiler) eli ile uygulandığı birer vakıadır.

Bu sistemden saparak “kendilerine zulmedenlerin önünde, yüce Allah’ın, Peygamberimizin dönemindeki Yahudileri yararlanmaya çağırdığı, özendirdiği fırsat vardır.
“Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelerek Allah’tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul edeci ve merhametli olarak bulacaklardı.”

Ve adete konuya son noktayı koyuyor.

Nisa 65- Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.

En doğrusunu Allah bilir, bildirir.

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Kaleminize sağlık. Biz müminler için Allah’ın emri üzere amaca giden her yol mübah değil malumunuz. Öğütlerle, iyi sözlerle Muhammed Peygamber’in çizgisi Allah’ın izniyle gönüllere sirayet etmeye başlarsa işte o zaman makbul bir merci makamına kavuşma yolunda adım atmış oluruz.

    Allah’ın selamı ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı