GenelYazarlardanYazılar

Kişi Laik Olmaz (mış) Devlet Laik Olur (muş)!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;

Dini dikkate alarak reddettikleri ve değiştirmek istedikleri sistemi değiştiremeyenler, zamanla sistemi dikkate alarak kendilerini değiştirmek zorunda kalırlar.

Ülkemizde de İslami hassasiyetlerle ortaya çıkan ve geniş halk kitlelerinin desteğini alan tüm partiler ve liderler dünden bugüne söyledikleri ve yaptıkları arasındaki fark sebebiyle yukarıda bahsettiğimiz değişimin ispatlı şahidi durumundadır.

Bu farkın içlerinde meydana getirdiği “huzursuz çelişkiyi” gidermek için olsa gerek dün inandıklarıyla bugün yaşadıkları arasındaki uçurumu kapatabilmek için epey bir mücadele vermektedir.

Bilmem kaç yüz yıllık eserlere ulaştık diye güya İslami kaynaklara (!) ulaşma sevinci yaşamaları (oysa kaynak hep ortada idi) ve buralardan mevcut hallerine çare aramaları; gazeteci, yazar ve aydınların yıllar süren toplantılar sonucunda demokrasi ve laiklik ile ilgili yeni tanımlar ortaya koymaları hep bu içsel ıstırabın dışa yansımadır.

Çünkü bu kavramlar bilinen halleri ile İslam’ın yanında iğreti duruyor. Her dönemde halkın içinden bu konuları dile getiren ve bundan rahatsız olanlar çıkıyor. O halde bu kutlu (!) yürüyüş İslami hassasiyetlerden vazgeçilmeden devam etmeli, dolayısıyla İslam ile çeliş- tiği ileri sürülen kavramlar da yeniden tanımlanarak İslam’a uydurulmalıdır.

Evet, hükümet yetkililerinin ve hükümeti İslami değerler taşıyor diye destekleyenlerin içinde bulundukları hal uzun yıllardır böyle. Ne batılı değerleri ne de İslami söylemleri terk edemeyişleri onları sürekli bir ikilem içinde bırakıyor.

Bu yüzden İslami değerler ile batılı değerleri alabildiğince harmanlama yolunu tercih ettiklerini ibret ve hayretle izlemekteyiz. Öyle ki; laiklik etrafında dönmeyi ‘tavaf’ İslam ile demokrasi arasında gidip gelmeyi ‘say’ haline getirmişler. Dönüp duruyorlar ama kalpleri mutmain değil. Gerçekten iman eden ve imanına şirk bulaştırmayan az da olsa bir grup bulunduğu sürece de bu halden kurtulamayacaklar.

Hakikatlerin üstünü coşkulu müzikler, sloganlı nutuklar, büyük hedefler ile örterek vicdanlarını susturmaya çalışıyorlar.

Bundan dolayı İslam dışı bir düzenin içine girip aynı zamanda Müslüman kalınabileceğinin ispatını yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Bu yüzden de geçmişte sövdükleri kavramlara bugüne ve geleceğe uygun yeni anlamlar yükleme çabasındalar. Sorsanız: “Değişerek gelişiyoruz.” derler.

Peki, bunu neden yapıyorlar? Kişi Laik Olmaz (mış) Devlet Laik Olur (muş)!

Oylarına talip olunan insanlar arasında itikadi kaygılarla kafası karışık olanları rahatlatmak için.

Kendilerine oy veren ama itikadi değil, dünyevi bir yaşam tarzı benimseyenlere de: ‘’Aradığınızı bizde bulabilirsiniz, yaşam biçiminiz teminatımız altındadır.’’ mesajı vermek için.

Kendilerine demokrasi ve laiklik ilkelerine zarar verdikleri düşüncesi ile mesafeli duran veya muhalif olanlara “Bizden korkmayın, çekinmeyin; biz de laik ve demokratik siyasetten yanayız.” garantisini sunmak için.

Eğer mevcut iktidarın ve taraftarlarının itikadi bir kaygısı İslam’ı hâkim kılmak gibi bir hedefleri varsa;

Her şeyden önce şunun iyi bilinmesi gerekir ki İslam, onu gerçek mahiyetiyle tanıyan bilen ve bilinçli olarak tercih eden bir toplumda devlet haline gelebilir. Laik bir devlet diğerlerinden daha İslami görünen bir parti tarafından ele geçirilince İslamlaşamaz. Yani bu şekilde İslam gelmez/getirilemez. Her şeyden önce İslam’ın kendisine aykırıdır bu.

Öte yandan İslam dışı herhangi bir yapının işletilmesi ya da desteklenmesi ise iman esasıyla çelişir.

Bunu yapanların durumu inancıyla uyumlu olmayan işleri yaparak yine de imanlı kalma iddiasını sürdürmekten öteye gitmez.

Oysa iman sahibi olmak, bir şeye inandığını iddia etmektir.

İddialar ise ispat ister. İman iddiasının ispatı ise bu imana ait ve bu imana uygun davranışlar ve düşünceler sergilemektir.

İmana uygun olan işlerinin bulunduğu gibi uymayan işlerinin de bulunması kişideki imanı bozar. Şimdi Allah’a ve O’nun Kitabına iman ettiğini söyleyip sonrada o kitapla çelişen kanunları halka uyguluyor olmak iman ile ne kadar bağdaşır? Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin durumu arzu edilecek, talip olunacak bir durum mudur?

Yok, eğer İslam’ı hâkim kılmak gibi bir hedefimiz yok diyorsanız o halde bırakın bu dinin yakasını. “O da bizden sorulur” edasını bırakın!

Gerçekler, görmek isteyenler için tüm çıplaklığı ile ortada. Kendini aldatan ve aldatılmaya razı olanlar için ise yapılacak bir şey yok. Halktan oy istemeye gittiklerinde olabildiğince İslami bir dil kullanıp, hadislerle ayetlerle donatılmış mitingler yapanlar; iktidarı ele aldıklarında bırakın insanları İslam’a çağırmayı (kendileri çağrılmaya muhtaç ya!) İslami bir düzene vurgu yapılmasına bile gerek görmü- yorlar, hatta sakıncalı buluyorlar nedense (!).

Meseleyi kısa mesafeli bir hafıza tazelemesi yaparak örneklendirelim: Kimilerine göre ısrarla İslam mücadelesi verdiği söylenilen Ak Parti’nin milletvekili ve aynı zamanda Meclis Başkanı olan İsmail Kahraman’ın “Dindar anayasa yapmalıyız.” dediğini medyadan duymayan kalmadı. Ne dediğini neyi kastettiğini bile tam olarak açıklama fırsatı bulamadığı o sözleri ve ardından yapı- lan durumu toparlama amaçlı açıklamaları kısaca hatırlayalım:

Meclis Başkanı İsmail Kahraman: “Yeni anayasada laiklik tarifi bir kere olmamalıdır. Dünyada laiklik tarifinin olduğu anayasalar Fransa, İrlanda ve Türkiye’de var. Tarifi de yoktur. İsteyen bunu istediği gibi yorumluyor. Böyle bir şey olmamalı. Anayasamızın dinden kaçınmaması lazım. Müslüman bir ülke olarak neden kendimizi dinden arındırma, geri çekme durumunda olacağız? Bir İslam ülkesiyiz. Bu nedenle dindar bir anayasa yapmalıyız”

Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik: “AK Parti, gerek parti programında gerek parti tüzüğünde, laiklik kavramının özgürlükçü bir laiklik tanımı çerçevesinde altını çizmiştir. Laikliği bir toplumsal hakemlik kurumu, bir toplumsal barış kurumu olarak görüyoruz. Tıpkı demokrasi gibi, tıpkı hukuk devleti gibi altını çizdiğimiz bir kavramdır. Bizim anayasa metnimizde laikliğin olmayacağı gibi herhangi bir yorum ya da değerlendirme söz konusu değildir. Laiklik kavramı, bizim anayasa tekliflerimizde daha önce de yer almıştır, yeni vereceğimiz teklifte de kuşkusuz demokrasi gibi, hukuk devleti gibi yer alacaktır”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Meclis Başkanımız, Anayasa tartışmaları bağlamında kendi kanaatlerini ortaya koymuştur, düşüncelerini ortaya koymuştur. Şahsımla ilgili ise benim başından itibaren bu konudaki düşüncelerim bellidir. Hele hele Mısır’daki yaptığım konuşma, bu konuda çok çok önemli. Kurucusu olduğum partimin programında bu zaten çok açık net yer almaktadır. Buradaki gerçek şudur yani devlet tüm inanç guruplarına, inançlarını yaşama hususunda eşit mesafededir. Laiklik budur. Türkiye’deki bu müzakere bence ülkemizin gündemini başka yerlere çekmek içindir diye düşünüyorum”

Tamamen heva ve hevese dayalı bu tanımlamaların karşısına vahye dayanan bir yaklaşımla bakıyor ve Rabbimizin ifadelerini akıl sahiplerinin istifadesine sunuyoruz;

Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir. Bunun sebebi; onların, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: Bazı hususlarda size itaat edeceğiz, demeleridir. Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor. Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak! Bunun sebebi, onların Allah’ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O’nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. (47 Muhammed, 24-28)

(İnsanlar) kendi aralarında (din ve devlet) işlerinin birliğini bozdular. Hâlbuki hepsi bize döneceklerdir. (21 Enbiya, 93)

Hemen belirtelim ki yukarıya alıntıladığımız ayet mealleri yabancı değil, sistemin kıymetli bir kurumu olan Diyanet Vakfı’na ait (Sağ olsunlar konuşamasa da yazmış adamlar). Şimdi kaldığımız yerden devam edelim,

Herhangi bir devlet sisteminin içinde yer almak, ister istemez o sistemle uyumlu olmayı gerektirir. Devletin niteliğini ise orada geçerli olan hukuk belirler. Ülkemizdeki sistemin/hukukun İslam’ı esas almadığı ise ortadadır. O halde bu sisteme girmeye talip olanlar, daha baştan “Bazı işlerde ona itaat etme.” şartıyla girmiş ve şartları yerine getirdiklerinden dolayı zamanla sistemin yönetilmesi işini de üstlenmişlerdir. Böylelikle İslam olma özelliklerini de yitirmişlerdir.

Bu durum sebebiyle iktidarda iken yaptıkları faydalı işlerini de ahirette boşa çıkarmışlardır.

Geriye koca bir dünyanın sorunları ile baş etmek, proje üretmek, hedefler belirlemek (2023…2071…2123…), iç dış tehditlere karşı önlem almak vs. kalıyor. Kolay değil gerçekten zor bir iş. Ama dünyadaki tüm sorunların ana sebebi dünyanın sahibi olan Allah’ı işe karıştırmamak ya da Allah’la beraber birilerini daha karıştırmak değil midir?

Din ve Devlet işlerini birbirinden ayıranlar ya da bunu sürdürenler dünyada bu sebepten mahkemeye çıkmayacaklar belki ama eninde sonunda hepsi de Allah’ın huzuruna getirilmeyecek mi?

Allah’ın düzeni olan İslam dışındaki düzenlerin işleticileri, Allah tarafından kendilerine asla verilmeyen ve verilmeyecek olan bir yetkiyi kullanmaktadır. Bu yetkiyi onlara veren de kullanan da yaptıklarından sorumludur.

Bu yüzden ’’Kişi laik olmaz(mış), devlet laik olur(muş).’’ diyenler bu kanaatlerini Kuran’a dayandıramıyorlarsa kendilerince hoş, ama Kur’an’a göre boş konuşuyor demektir.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Ak Parti bildiğim kadarıyla Muhafazakar bir parti olduğunu hep söyleyegeldi, İslami bir Yönetim vaadettiğini hatırlamıyorum.bence yazı Masabaşı düşüncelere dayanıyor. herkes her olanı görüyor.

  2. Sn.Sinan Ulu bey.
    Yazınız bana Kehf suresi 105 ayetini hatırlattı. Mealen;
    ” İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü/değerlendirmeye tabi tutmayacağız..
    Sanki rableri terbiye edici olan Allah insanı başı boş bırakmış gibi (!) Dini(sosyal siyasal hukuki)kuralları ve metodolojisini inkar edercesine (ederek) Ve ona kavuşmayacaklar( hesap vermeyecekler gibi.! Ve İyi diye bilinen tüm amellerin boşa gittiği. Sonuç olarak bunlar hiç bir hesaba dahil edilmeden Cehenneme atılacağı gerçeğine rağmen..
    Halen Küfürle Şirkle onun işletmeciliğini kutsayanlara, yazınızda genel ifadesini bulan ikazlara rağmen direnenlerin ,söz de Müslüman olduklarını söylemeleri de bir anlam ifade etmiyor.
    Vesselam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir