GenelMektuplara Cevap

Kökü Olmayanın Dalı Olmaz

Halis Göreleli/ Sinop

Öncelikle Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi sizin bizim ve İslama gönül veren tüm müminlerin üzerine olsun diyerek selamlamak istiyorum!

Sizlerle paylaşarak çözmek istediğim sorunum, ecdat düşmanlığı! Bir insan içinden çıktığı toplumu, sulbünden geldiği atalarını niçin her fırsatta kötülemeye çalışır, saygısızlık eder ben sebebini anlamıyorum ve nedenini bulamıyorum?! Hal bu ki, atan kötü ise sen de o atanın evladısın. “Otu kopartıp köküne bakarlar” diye bir deyim vardır bizde. Onlar kötü ise sen iyimi olacaksın?  İlk karşılaştığında bir insana hangi ülkedensin,  hangi millettensin, hangi şehirdensin, soyun boyun, anan baban kim gibi bir dizine soru sorarlar sizi tanımak için? Nitekim kimse soysuz boysuz türedi biri olmaktan şeref duymaz. Kimsede böyle bir insana değer vermez, saygı duymaz. Köksüz ağaç gibi tutunacak yeri olmaz. Bu insanlar bunun bile farkında değiller!

Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz? Yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen bu türedilik nereden geliyor?  Bildiklerinizi bizimle paylaşırsanız memnun olurum.

Cevap: Halis kardeşim bahsini ettiğiniz konu bir millet için çok önem arz eden bir konudur. Bir milletin geleceği, mukaddes bildiği ne varsa hepsini evlatlarına emanet edecektir. Bu nedenle düşmanlarınız sizden alamadığı intikamını evlatlarınızdan almak için ilk olarak sizi siz yapan değerlerinizi bozmak; geleceğiniz olan genç kuşaklar üzerinde çalışarak geçmişle bağlarını koparıp köksüz, türedi bir güruh haline getirmek isterler. Bir millet bu kadar düşüncesiz, duyarsız, işin nereye varacağını akletmeyen balık hafızalı olabilir mi? Ağaç kökünün üzerinde büyür, dal verir meyve verir, neslini devam ettirmek için filiz verir, tohum verir. Köklerini toprağın derinlerine saldığı kadar dalları göğe yükselir. İnsan, gününü ve geleceğini inşa ederken aynen ulu çınarlar gibi gücünü geçmişinden alır. Bir toplumun tarihi ne kadar eskiye dayanıyor ise, gelecekle ilgili hayalleri, idealleri o oranda büyük olur. İdeallerini gerçekleştirmek için çalışır gayret eder. Hayalleri olmayanların geleceği de olmaz. Gündelik düşünür gündemde kaybolup gider. Bu nedenle gençleri geçmişe dayanıp geleceğe uzanacak olan ciddi düşüncelerden uzak tutmak için bu milletin çocuklarına sundukları ilk okuma kitabını “uyu uyu yat uyu” diye başlatmışlardı. Bu ülkeye gelenler; toplumun geçmişle ilgili bin yıllık hafızasını silmek için ne gerekiyorsa yapmış; sistemini kurup gitmişler. Özellikle uğrunda canını kanını evladını ve tüm varlığın ortaya koyarak korumaya çalıştığı dini ve geçmişi ile bağını koparmak için ne gerekiyor ise yapılmıştır. Dünya tarihinde bir ilk gerçekleştirilerek toplumun “alfabesi” değiştirilmiş; okuryazar oranı bir günde sıfırlanmış,  gelecek kuşaklar için kütüphaneleri çöpe dönüştürülmüştür. Kılık kıyafet, gelenek görenek, hatta halkın duygularını yansıttığı türküsüne şarkısına bile yasak getirilmiş; zoraki batı müziği dinletilmiştir. Yeni nesil ecdadının eserlerini okuyup istifade edemez hale getirilmiştir. Kısacası geçmişi kireçli kuyuya koyup üzerine de beton dökülmüştür ki, İslam mikrobu yayılmasın diye. Bütün bunlar bu milletin kahraman! evlatları tarafından yapılmıştır!..

Geçenlerde İngiliz kraliçesinin ölümü dolayısı ile yayınlanmış bir yazı okumuştum. Konunun anlaşılmasına yardımcı olacağına inandığım için o yazının baş tarafını sizlerle paylaşmak istiyorum:

“*DEĞERLİ DOSTLAR* *SAYIN MUSTAFA* *GÜLDAĞI*n özel çalışması olan *KRALİÇE FORMATI*…adlı makalesini bilgilerinize sunuyorum.
▪️▪️▪️
Unutmayın.
Kraliçe’nin ölümünün en çok gündem edildiği yer, İngiliz hâkimiyetinin en güçlü olduğu yerdir. İngilizler neden çok güçlüdür bilir misiniz?
200 yıldır ülkelerde uyguladığı sinsi bir politika vardır. Bir yeri işgal ederler. Geri çekildiklerinde dahi orada kalmaya devam ederler.
İngilizler kendi kültürel, hukuk, eğitim ve siyasi düzenlerini kurmayı garanti altına alınca oradan çekilirler. Öyle ki çekildikleri ülkelerin halklarına bu çekilmeyi “kurtuluş günü” diye kutlatırlar. Büyük bir komedi ve tezgâhtır. İşte bu, Kraliçe formatı ve düzenidir. Çekildikleri ülkelerdeki nesiller 20 sene içinde İngiliz kültürünü benimseyerek yetişmeye başlamıştır bile. Yeni nesil, kendi kültür ve inancından uzaklaşıp tarihini, kültürünü ve inancını kötülemeye başlamıştır bile. İşte İngilizler tüm gücünü bu politikadan alır.
Bu sebeple İngilizler bir yeri işgal ettiğinde değil, çekilmeye başladığında korkun. İngilizlerin kurduğu sistemde yetişen nesil için artık birinci düşman İngilizler değil, kendi tarih, kültür ve inancını savunan insanlar olur. Anlayacağınız, düşman artık işgalci İngilizler değildir. ….”

Makalenin sonunu şöyle bağlıyor:

“Tekrar edelim ve bitirelim.
İngilizler bir yeri işgal ettiğinde değil, çekilirken korkun.
Kraliyet adına düzen kurup, format atıp öyle çekilirler. O günü de size “kurtuluş günü” diye kutlatırlar.
Kalın sağlıcakla…”/( Mustafa Güldağı)

(Makalenin tamamını okumanızı tavsiye ederim. Hayret edeceğiniz çok şey bulacaksınız)

Geçmişimiz olan Osmanlının yıkılmasını en çok isteyenin İngiltere krallığı olduğunu artık bilmeyen yoktur. Bunun için Osmanlı tebaasındaki azınlıklarla iş birliği yaptığını, ırkçılık anlamındaki milliyetçilik düşüncesini nasıl empoze ettiğini, çeşitli dernekler kurdurarak onlar vasıtası ile devleti yıprattığını ve nihayet Abdül Hamid’i tahtan indirmeye muvaffak olduktan kısa bir süre sonra boğazları geçip Payitahtı işgal ettiğini ve tezgâhını kurduktan sonra da “geldikleri gibi (!) gittiklerini” biliyoruz. Şimdi bununla ilgili bir hatırlatmada bulunalım:

“Geldikleri gibi giderler” sözünü hatırlarsınız. Neyzen Tevfik bu konuda tarihe bir not düşmüştür:

“ Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini, kimi bitini, kimi de piçini bırakıp gitti. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden çıkması mümkün değildir” demiş!

Şimdi geride bıraktıkları neler yapmış ona bakalım: Metin Özer TR nin tek partisi CHP’yi hedefe koyarak bir yazısında şöyle diyor: “Dinimizi dinsize, Türklüğümüzü Yahudi’ye, devletimizi masona, dilimizi Ermeni’ye, medyamızı Sabatay’a ve direksiyonu İngiliz’e teslim etmişiz.” (https://youtu.be/YYsVGJGqb6w )

CHURCİLL  bir resimde ismet paşanın elini sıkıyor. Resmin altına ise şu sözleri yazmışlar:

”Osmanlıyı (Türkiye’yi) mahalle mahalle işgal etseydik hilafeti kaldıramazdık.” Kahramanlarımızın kraliçe formatıyla neler yaptıklarını, ne işler başardıklarını gördünüz mü?

Yine bir şiir okuyoruz göğsümüzü kabartarak. Şiir Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar ortak yapımı olduğu ifade ediliyor. Bu şiirin bir mısrasında söylenen şu cümle gayet manidardır: “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaşta.”

Bu yaratmanın nasıl olduğu ile ilgili yine Metin Özerin yazısına dönelim:

“Sabetay yazar Ilgaz Zorlu, Sabetayların Türkiye’nin köşe başlarını nasıl ele geçirdiğini şöyle anlattı;
“O dönemde önce basın ellerine geçti. Vatan Gazetesi Ahmet Emin Yalman’ın elindeydi. Yalman *Yakubi’dir.* Tan gazetesi Serteller’e aitti. Serteller Sabetaycıdır ve Kapancı koluna mensuptur.
Ahmet Emin Yalman’ın yanında yetişen Abdi İpekçi’yi görüyoruz. İpekçi ailesi Sabetaydır. Daha sonra Hürriyet grubunu yönetti. Yakın zamana kadar Sabah Gazetesi, Akşam Gazetesi Sabetaycı idi.” Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibi  Yunus Nadi aynı zamanda bir Mason ve Karaim Yahudi’sidir. Cumhuriyet Gazetesi’nin esas yükselişi Millî Şef İnönü döneminde iki Yahudi şirketten aldığı destek sayesinde olmuştur.  Basın Sabetaycıların Türkiye’de etkinlik kazanmasında çok etkili oldu. Siyaset ve medya desteğiyle Sabetaylar devletin kılcal damarlarına kadar girdi.

Dini de, Türklüğü de ve devleti de bunlar şekillendiriyordu. Devrin fikir babası olan Tekin Alp (esas ismi) (Moiz Kohen) Yahudi idi ve Türkçülüğün el kitabını yazdı.” (https://youtu.be/YYsVGJGqb6w )

Moiz kohen lerin nasıl tekin alp olduğunu görüyorsunuz. İnsanların isimlerini değiştirmekle kafaları değişmiyor, kalpleri değişmiyor. Amaçları, davalarına olan bağlılıkları, hedeflerine ulaşmak için çalışmaları asla sekteye uğramıyor, ihmal edilmiyor.  Yüzlerine takılan bu sahte maske, onların daha rahat hareketini sağladığı gibi; bu toplumun bir bireyi imiş gibi göründüğü için yaptığı tahribat dahada büyük oluyor. Müminlerin ferasetlerini kullanmaları için Ziya Paşanın şu mısralarını hatırlayalım:

“Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Rütbei aklı belli olur şahsın eserinden.”

İşte eserleri ecdadına küfreden bir nesil olarak karşımızda durmaktadır.

Buradan alacağımız çok büyük dersler vardır. Yıllardır lanetlenmiş bir toplum olarak, oradan oraya sürülmüş bu insanlar; gecesini gündüzüne katıp çalışarak amaçlarına ulaşmışlar ise. İnandığını mümin ve İslam olduğunu iddia edenlerin üzerlerine büyük sorumluluklar yüklenmektedir. Dünyaya ve nimetlerine aldanıp gaflete düşenleri ne Allah affeder ne tarih affeder. Kendine ve geleceğine duyarsız kalan, nesillerini sorumsuzca  “Fulburayt” anlaşmasıyla yabancıların ellerine teslim edenleri gerçeklere vakıf olanlar affetmeyeceği gibi, Allah da affetmeyecektir:

“Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/75-76)

Önce nefsimizi sonra neslimizi ve geleceğimizi kurtarmak için mücadeleye devam edeceğiz. Biz müminler asla Allahtan ümidimizi kesmeyiz. Bu inançla yola çıktığımız Takdirde çalışıp gayret edersek amacımıza ulaşacağımıza inanıyoruz.

Dünyada dinimizin ilası, nesillerimizin ihyası, mukaddesatımızın emin ellerde kıyamete kadar devamı için bütün varlığımızla çalışmaya devam edeceğiz. Umutlarımızın yeşereceğinden kuşkumuz yoktur. Allah kadın erkek hiçbir çalışanın emeğini zayi etmeyeceğini bildiriyor.(Ali İmran 2/195) Bu nedenle gayret bizden muvaffakiyet ise Allatandır. Bu inançla çalışalım.  Düşmanlarımızdan daha çok gayret edelim ki, kazananlar  bizler olalım!..

“Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.” (Aili İmran 3/200)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir