GenelYazarlardanYazılar

Kudüs Meselesi Üzerinden Bir Duruş Sorgulaması,Yada Trump’a Teşekkür mü Etmeliyiz?

Tüm semavi dinler için de kutsal bir anlamı olan Kudüs konusunu, nasıl değerlendirmeliyiz sorusuna cevap aramalarımdır aşağıda okuyacaklarınız. Kudüs konusu sebebiyle aslında tüm İslam coğrafyasına dönem dönem ve gerektikçe yapılan operasyonlar üzerinden hedeflenenleri anlamaya anlamlandırmaya çalışacağız bu yazıda.

Meselenin siyasi boyutu ile alakalı söylenecek ya da sorulacak çok şey var. Yıllar önce A.B.D. meclisinde oylanıp kabul edilen ‘‘Kudüs İsrail’in başkentidir’’ konusu neden şimdi gündeme geldi. Bunu yaparken yani Müslüman dünyanın gündemine bu Kudüs meselesini sokarken acaba geri planda ‘‘yine ne işler çeviriyor’’ sorusunun perdelenmesi amacı taşıyor olması gibi. Ayrıca Trump’un Kudüs konusunu dillendirmesi, durup dururken, öylesine aklına geldiği için yaptığı bir hamle olmasa gerek. Sanmayınız ki bu açıklamaya Müslüman ülkelerin vereceği tepkiyi hesaplamamış olsun ve belkide zaten istediği de bu olabilir. Dahası zaten (uygun zaman da ki yeni hamlelerine kadar) şimdilik razı oldukları ikiye bölünmüş Kudüs başkentler uygulamasını İslam İşbirliği Teşkilatı eliyle ilan ettirme planı ile bunun gibi bir sürü konuşulabilecek ve sorgulanabilecek türde konular var.

Kudüs/Filistin konusu, yıllardır artarak devam eden bir sorun olduğu ve İslam’ın ilk kıblesi olması açısından da Müslümanların gönüllerindeki yoğun bir anlamlandırmanın da tam merkezindedir. Kitlesel destek bulan bu anlamlandırmalarda sesimizin gür çıkmasında kalabalığın rüzgârı mı etkili oluyor! Bize tayin edilen alanda, (tıpkı futbol stadyumları gibi) gazımızın alınması için tasarlanmış bir sahada, rahatlama enstrümanı mıdır yoksa bu Kudüs/Filistin konusu.

Buradan Filistin meselesini hafife alma ya da oradaki mücadeleyi itibarsızlaştırma gibi bir maksadımızın olduğu hatta İsrail’in zulmünü onayladığımız, kadınlara, çocuklara varıncaya kadar orantısız güç kullanma acizliğindeki yöntemini haklı bulduğumuz sonucu çıkarılmasın, şu bir gerçek ki İsrail bir terör devletidir bu net. Kesinlikle uygulamaları meşru değildir. Filistin halkının on yıllardır evlerinden çıkarılıp atılışını, topraklarının ellerinden alınışını, davalarından vazgeçsinler diye adeta açlığa mahkûm edilişini v.s vatanları ve kutsalları için ödediği tüm bedelleri, o şanlı direnişi asla önemsiz görmemiz söz konusu olamaz.

Kudüs elbette ki önemli, burada başka bir şeyden bahsetmeye çalışıyorum. Kudüs’te, Filistin’de ve İslam coğrafyasının her bir yerinde süregelen zulüm yeni başlamadı, bugünden yarına da bitecek gibi görünmüyor. Merak etmeyiniz emperyalist güçler yakında başka bir İslam coğrafyasında yeni bir arıza daha çıkarırlar, Kudüs de hazmedilme evresine bırakılır, artık yeni çıkarılan arızaya odaklanacağımız için bu seferde orada Müslümanların gazı alınır ve bu böylece sürer gider. Hep öyle olmuyor mu?

Dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun yanında, zalimin (en azından düşünsel manada-kalben) karşısında olmak zorunluluğumuz vardır.  Özellikle de ‘‘cambaza bak’’ yönlendirmesine gösterdiğimiz refleksleri sorgulamamız gerekmez mi? İsmi lazım değil büyük bir gazetenin bir köşe yazarı İslam işbirliği toplantısından sonraki günkü yazısına, Trump’a teşekkür ederek başlıyor. ‘‘neden mi? Diyip tekrar kendi cevaplıyor; İslam dünyasını birleştirdiği için. İslam dünyasına uzun bir aradan sonra Filistin meselesini hatırlattığı için. İslam dünyasının Kudüs’e sahip çıkmasını sağladığı için’’ diyor. İşte tamda demek istediğim şey budur. Meselelere karşı çıkışımız da, sahip çıkışımız da ‘‘sözde bir araya gelişimizde’’ özgün değil. Hep başkaları karar veriyor. Durum ortada, iç veya dış kaynaklı, dönemsel yönlendirmelerle kitlelerin dikkatini belli merkezlerde toplanma organizyonlarına karşı uyanık olmalıyız. Birileri diyince ve medyada işlevi gereği meseleleri pohpohlayınca Arakan’a, Suriye’ye, Irak’a ya da Filistin’e dikkatimizi çeviriyorsak vay halimize. ‘‘Işığa bakan tavşan’’ gibi gözümüzü güç odaklarına dikersek, hiçbir şey anlamadan, hiçbir şey sorgulayamadan ‘‘uydum imama der’’, kaderimize razı oluruz.

Yazının başından beri yapmaya çalıştığımız şey, hür bir irade, özgün bir duruşa olan ihtiyacımızın altını çizmektir. Hayat içinde Müslümanlar olarak bireysel veya toplumsal meselelerdeki duruşumuzu, kararlarımızı, tepkilerimizi karşıya göre olmaktan çıkarıp, sorumluluğumuzun gereği olması ana fikirlidir. Dış etkiler sebebi ile belirlediğimiz düşünsel ve eylemsel tavırlarımız, şu veya bu şekilde o etkilerin ortadan kalkmasıyla, kaybolmaya ya da anlamsızlaşmaya mahkumdur. Bu noktada örnek olsun adına yakın bir zaman önce Balkanlar’da ki Boşnak-Sırp-Hırvat savaşını hatırlamamızda fayda var. Ne diyordu Bosnalılar ‘‘Sırplar ve Hırvatlar bize saldırıncaya kadar biz Müslüman olduğumuzu unutmuştuk.’’ Hedefe konulmalarının sebebi olan şeyin, dinleri olduğu gerçeği üzerinden suni bir etki ile bir süre dine karşı bağları kuvvetlenmiş olsa da zamanla her şey aslına rücu ediyor çünkü dine karşı oluşan o bağ düşünsel bir sürecin sonucunda ki kabulleniş değil şartların zorladığı bir sığınma imiş. Yani karşının etkisi ile bir şey ortaya çıkıyor ama o etki geçince, size acı bir şekilde hatırlatılan o gerçekte buharlaşıyor ya da anlam kaymasına uğruyor. Bosna’nın İslamlaşması kendi özgün kararlarının lokomotifliğinde gerçekleşseydi belki de istikbalde Endülüs’ten sonra ikinci bir Avrupa İslam medeniyetinden söz edilecekti.

Müslümanlar ferasetli ve uyanık olmak zorundadır. Doğruyu ve yanlışı asla birbirine karıştırmamalıdır. Bu ayrımı yaparken ölçüsü mutlak suretle Allah’ın dini olmalıdır.  Kudüs, Halep, Şam ya da İstanbul hiç fark etmez, Müslümanların yaşadığı tüm şehirler ve halklarının tüm sorunlarımız için duruşumuzu, bizden olmayanların etkileri yada yönlendirmeleriyle değil de, kadim İslam tecrübesi, özgün siyasi tavrı ve aklı-selim ile ortaya koyabilmeyi becermeliyiz. Bunları beceremedikten sonra asla kendine has bir düşünce ve eylemden bahsedemeyiz. Her zaman başkalarının yazdığı senaryoların figüranları ya da izleyicileri oluruz. Bazen kendimizi başrol oynuyor sansak da, senaryoyu biz yazmadığımız sürece filmin sonunda hep kazanan onlar olacaktır. Müslümanlar olarak ne zaman özgün bir duruş ortaya koyar, bedeline de razı bir hayat algımız olursa, işte o zaman oyunun sonu bizim istediğimiz gibi biter Allah’ın izni ile.

Vesselam

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir