GenelYazarlardanYazılar

Kuran Hodri Meydan Diyor;Kuran’ın Mensupları Meydanda Yoklar!

Günümüz yirmi birinci asrın insanının elinde hak ve hakikatin ölçüsü olarak Allah’ın gönderdiği yüce kitap Kuran’ı kerimden başka ne yazık ki başka bir şey kalmamıştır.  Allah’ın gönderdiği vahiyleri ne garip bir durum ki o vahye inananlar tahrif edip bozmuşlardır. Kitabın mensupları gönderilen kutsal metinleri hem lafzen hem de manen bozmak suretiyle kendi çıkar ve emellerine alet etmişlerdir. Kutsallık özelliğini yitiren bu metinler insan aklının ürünü olan sıradan metinler haline gelmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Gerek Tevrat gerek ise İncil olsun bu bozulmadan fazlasıyla nasiplerini almışlardır.

Bu kitapların şuan itibariyle bünyelerinde bir takım doğrular barındırması onların masum olduğu anlamına kesinlikle gelmemelidir. Kitabın mensupları kendi akıllarının ürünü olan bir takım fikir ve düşüncelerini kendi elleriyle yazıp bunları okur iken de ağızlarını eğip bükerek kitaptan sanılmasını amaçlamışlardır. Yüce Allah onların yaptıkları bu akıl almaz, cüretkâr aynı zamanda hainliklerini şöyle açıklamaktadır:

“ Vay o kimselere ki, elleriyle kitabı yazarlar, sonra da onu az karşılığa değişmek için “ Bu, Allah katındandır.” Derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline” (Bakara-79) Başka bir ayette ise kitap ehlinin yaptıkları iğrençliği rabbimiz şöyle açıklamaktadır: “ Onlardan Kitap ehlinden bir gurup var ki, Kitaptan olmadığı halde kitaptan sanasınız diye okudukları Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve “ Bu Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar.” Al-i İmran- 78)

Yukarıda meallerini verdiğimiz iki ayet Allah’ın gönderdiği vahiylere karşı aynı tutumu sergileyen herkesi kapsam alanına almaktadır. Tevrat ve İncil’in indiği dönem de o hainliği yapanlar bu gün aynı şeyi yüce Kuran için yapmaktalar. Dolayısıyla bu ayetin verdiği mesajdan kendilerini müstağni göremezler. Zaten her ayete bir nüzul sebebi bulup kendileri için Kuran’dan bir ayet bulamayan anlayışın kökten sakat olduğunu söylemeye bile sanırım gerek yok.

Kuran’ın icazı, mucize oluşunda bu kitabın mensupları olarak sanırım kendi aramızda bir problem yok. Kitabı imanının esasları kabul eden her inanmış için durum böyledir ve böyle olması da gerekir. Kuran kaynağı itibariyle yüce Allah’a aittir ve tamamı vahyin eseridir. Gönderilen vahiylerin hiç birisi şuan elimizde mevcut bulunan Kuran’ın dışında bırakılmamak üzere kitapta toplanmıştır. Bundan dolayı da dinin kaynağı yüce Kuran’dır. Allah’ın hiçbir elçisi dinin kaynağı olmayıp kendilerine indirilen dini anlayan, anlatan, yaşayan ve yaşanılması için bütün ömürlerini Allah için feda eden seçilmiş insan elçilerdir. Allah kendisine elçi olarak seçmiş olduğu bu insanların hepsinden razı olmuştur. Kuran’ın mucizevi ve icazı konusunda günümüze kadar sayısız eserler yazılmıştır. Bu konuda eser yazıp insanların istifadesine sunan herkese teşekkür ediyoruz. Ancak Kuran sadece lafzı ile kendi dışındaki insanlara meydan okuyan edebi bir eser değil. Kuran lafzının dışın da manasıyla buradan kastım ortaya koyduğu çözümler ile. Olaylara yaklaşımı ve ürettiği çareler ile de tam bir mucizedir. Kuran’ın problem ve meseleleri kökten ve kalıcı olarak çözmesini göz ardı edemeyiz.

Şöyle ki:

Kuran’ın indiriliş gayesi insan ve onun davranışlarını düzeltmek ve yaratılış gayesini unutmadan kendisine kitabı gönderen Allah’a kul olmasını sağlamaktır. Bunu nasıl yapacağını da Allah yine kendileri gibi birer insan olan elçiler seçerek bu konuda insanoğluna yardımcı olmuştur.  Bu konuya yazımızın son kısımların da değineceğimizi hatırlatarak Kuran’ın icazı yani mucize oluşuyla ilgili bir ayet meali paylaşmak istiyorum: “Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kuran hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın ve bunu ispat edin. Eğer, yapamazsanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. Zira o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.” ( Bakara-23-24)

Bu ve buna benzer ayetleri yüce Kuran’da bulmak mümkündür. Ancak bizim yazımızın konusunu lafızdan çok ortaya koyduğu çözüm önerileri ile Kuran’ın icazı ve mucize oluşu. Günümüzde dost düşman hemen hemen herkes Kuran’ın cildine ve lafzına saygı duyduğunu ifade etmektedir. Hatta kısa bir süre önce Müslüman halkı öldürüp yerlerinden ve yurtlarından eden Esad! Bu konuda kendisini destekleyen Putin’e! bir Kuran hediye etmiştir. Hediyeyi verende alanda Allah ve iman edenlerin düşmanlarıdır. Buna rağmen bu durumdan rahatsız olmamaktadırlar.

Gerek lafız gerek ise Mushaf olarak dost düşman Kuran’a saygı duymaktalar! Ne var ki aynı insan gurubu Kuran’ın hükümleri ve uygulana bilirliği konusunda aynı anlayışı göstermeyerek Kuran’ın mensuplarının kanlarını dökmektedirler.  Söz konusu Allah’ın yeryüzüne müdahalesi olunca adeta gözleri kan ve ölümden başka bir şey görememektedirler. Kuran’ın lafzının mucize oluşunun yanında uygulana bilir ve çözüm üretmesi bakımından insan fıtratına, karakterine en uygun sistemin Kuran’ın önerdiği sistem olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

Bu söylediklerimizin bir ütopya olmadığının delili ise tarihin belirli dönemlerinde Kuran’ın hükümlerini hayatlarının esasları haline getiren milletlerin tarihinde görmek mümkündür. Hiç kimse Allah’tan daha güzel yaratamaz, hiç kimse Allah’tan daha güzel hükmedip kanun koyamaz. İşte           Kuran esas itibariyle ortaya koyduğu hüküm ve ürettiği çözümler ile başlı başına bir mucizedir.

Ancak kitabın mensupları ellerindeki bu kitabın kendilerinden ne istediğini bilmemektedirler. Zira onlar kitabın Yüce Kuran her gün bütün bir insanlığa meydan okuduğunu bilmemektedirler. Ne yazık ki bu kitabın mensubu olanlar ne yazık ki  gönderiliş gayesini anlamamışlar sadece Arapça olan bir metnin güzel bir ses eşliğinde okunması olarak ağıladılar. Oysa kitabın indiriliş gayesi bu değil di. Kitabın gönderiliş gayesini yine o kitabı gönderen açıklamıştır. “ Bu bizim indirdiğimiz ve hükümlerinin uygulanmasını farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık ayetler indirdik.” ( Nur-1) Allah’tan daha güzel hüküm koyacak bir otoritenin olmadığına iman etmekte bu kitabın kendisine iman edenlerden istediği çok önemli bir inanç esasıdır. Kuran’ın ortaya koyduğu hükümlerin benzersizliğini ortaya koyan ayetlerden birisinin daha mealini vererek konumuza devam edelim. “Yemin olsun incire ve zeytine, Sina dağına Ve bu emin beldeye ki, Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. İman edip Salih amel işleyenlere kesintisiz bir ecir vardır. Buna rağmen hesap gününü yalanlamanın sebebi nedir! Allah hükmedenlerin en iyisi değil mi?”( Tin- 1 ile8. Ayetler dâhil)

Bela Allah hükmedenlerin elbette en iyisidir. Kuran muhataplarına bu tür sorular yönelterek onlarda belirli bir bilinç ve şuurun oluşmasını amaçlamaktadır. Ancak Kuran’ı anladıkları dilden okumamakta halen ısrar eden bu insanlar ne yazık ki kitaplarından yeteri kadar nasiplenememektedirler. Allah’ın gönderdiği bütün elçileri rakiplerine karşı kendilerine indirilen vahiyler ile meydan okumuşlar ve Allah’ın yardımı ile de onlara karşı tartışılmaz bir üstünlük sağlamışlardır. Günümüz Müslüman coğrafya halkları bırakın meydan okumayı İslam’ın ve inananların düşmanlarına karşı meydan okumanın gerekliliğine bile inanmamaktadırlar.

Yüce Kuran’ı hayatlarından atan Müslüman coğrafya halkları hayatında dışına atıldıklarının da ne yazık ki farkına varamadılar. Düşmanları tarafından kendilerine biçilen deli gömleğini giymek zorunda kaldılar. Ellerindeki essiz hazinenin kıymetini ne yazık ki bilemediler. Bu hazine bütün bir insanlık için hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşlarına vesile olacak Kuran’dı. Kuran ile meydan okumaları gerekenler ne acıdır ki batı ve batılcıların akıllarının ürünleri olan yönetim biçimi ve ideolojiler ile rakiplerine meydan okumaya başladılar. Her defasında batı standartlarında demokrasiyi ve laikliği birinci hedefleri ve öncelikleri arasında görüp kabul ettiklerini söylemlerinin amentüsü olarak deklare ettiler.

Oysa yapmaları gereken düşmanlarına karşı Kuran’ın sadece lafzı ile değil tam aksine mesele ve problemlere getirdiği çözüm önerileriyle meydan okumaları idi. Çünkü yarattıklarını yaratandan daha iyi hiç kimse bilemezdi. Batı ve batılın temsilcileri bu gün içerisine düştükleri sıkıntı ve problemlerden kurtulmak için sürekli çırpınmaktalar ne yazık ki çırpındıkça da batmaktalar. Bu sıkıntı ve problemlerin başında cinsel sapkınlıklar önemli bir yer tutmaktadır.

Mesela: Fransa’da gayri meşru ilişkiler sonucunda bir yıl da annesiz ve babasız nesebi gayri sahih elli bin çocuğun dünyaya geldiği resmi ağızlar tarafından dile getirilmektedir. Bu çocukların bakımı büyütülmesi ve istihdamı çok ciddi bir sorun oluşturmaya devam etmektedir. Gerek devlet gerek ise illegal örgütler bu çocukları kötü emellerine alet etmektedirler. Bu gün orta doğu bataklığında eleman olarak kullanılan bir çok insanın kaynağı buralardır.

Bunun yanın da gasp, cinayet, tecavüz, hırsızlık, gibi toplumun huzurunu bozan olayların önüne geçilememekte. Adeta batı ve batıl taraftarları aczi yet ve çaresizlik içinde kıvranmaktadır. İşte tam bu noktada iyi yabancı dil bilgisine sahip aynı zamanda Kuran’a hakim insanımız devreye girmeli ve onlara Kuran’ın bu problemlerin çözüm ve halli için ortaya koyduğu mucizevi çözüm yollarını onlara anlatmalıdır. Bunu yapar iken tevhidi ilkeleri göz önünde bulundurarak her türlü iletişim araçlarını da kullanmalıdır. Mesela internet bunlardan sadece bir tanesidir. Dünya Müslümanları önce kendileri Kuran İslam’ını ve peygamberlerin vahiy merkezli davranışlarını kendi davranışları haline getirmelidirler. Bu yapar iken sadece Müslüman olduklarını herhangi bir hizip,  cemaat, mezhep, tarikat, tasavvuf gibi Müslümanları bölen ve ötekileştiren kabullerden uzak durmalıdırlar. Aksi halde bu günkü durum kaçınılmaz olur. Kuran ortaya koyduğu çözüm yolları ile gerçekten mucize bir kitaptır. Bunun aksini iddia etmek aklı olanlar için adeta imkansız bir şeydir. O siyasette, ticarette, hukukta, insanlar arası ilişkilerde, evlenmede,  boşanmada, mirasta ve diğer konularda ortaya koyduğu çözüm önerileriyle gerçekten harika ve essiz hükümler ortaya koymuştur. İnsanlık bu hükümleri hayatının kuralları haline getirdiği zaman diliminde en mesut ve bahtiyar günlerini yaşamıştır. Ne zaman bu kuralları hayatının dışına attı o zaman dan bu yana mutluluğa da huzura da hasret kaldı.

Halkı Müslüman coğrafya son iki yüz yılda insan aklının ürünü olan sistem ve ideolojileri özelliklede son yüz yılın çağdaş putu olan demokrasinin kurallarını hayatının kuralları haline getirdikten sonra dünyanın hiçbir yerinde özelliklede Müslüman coğrafyada huzur kalmadı. Özellikle son yirmi beş yılda öldürülen, yurt ve yuvasından edilen Müslümanların sayısı on üç milyonu bulmuştur. Bu anlayış sahiplerimi insanlığa huzur getirecek? Lütfen aklımızı başımıza alalım. Unutmayalım ki kalpler ancak Allah’ın indirdiği vahiyleri hayatlarının kuralları haline getirmekle tatmin, mutlu olur. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir