GenelYazarlardanYazılar

Kuran Kavramlarını İtibarsızlaştırma Veya Yok Saymak

Okunan ve yaşanılan anlamına gelen Kuran Allah tarafından Cebrail isimli melek aracılığı ile son elçiye kavminin ve kendisinin konuştuğu dil ile indirilen bir kitaptır. Son zamanlarda yüce Kuran hakkında özellikle de onun kavramları ileilgili iftira boyutuna varacak derecede insafsız ve acımasız yorum ve açıklamalara şahit olmaktayız. Bunu ormanı yok eden baltanın sapının da ağaç olması ile açıklamak gerekir ise hırsız evin içinden olunca kapı kilit tutmaz imiş. Bu konuda gerek oryantalistlerin gerek ise şarkiyatçıların yaptıkları ipsiz sapsız ve birçoğu rivayetlerden oluşan yorumları onların İslam’a ve inananlara düşmanlık konusunda besledikleri kin ve nefretleriyle açıklamak belki mümkün. Ancak İslam’ın mensubu olduğunu iddia edip Kuran’ı kerimin mealini yapacak kadar kendisini etkin ve yetkin! Gören sözüm ona kendilerini tarihselci, moderniz, muhafazakâr, gelenekçi gören insanların yaptıklarına ne demek lazım?

Şunu kesinlikle unutmayalım ki her din, her sistem, fikir ve ideoloji kendi kavram ve kuramlarıyla anlaşılmalı ithal ve dâhili yapılacak olan bir müdahale o düşüncenin ana iskelesine bir müdahaledir ve asla kabul edilmez. Kısaca İslam’ı anlamak anlatmak ve yaşamak İslam’ın tek kaynağı olan Kuran kavramlarını eğmeden bükmeden art niyetten uzak samimi ve dürüst bir anlayış ve yaklaşım ile mümkün olacaktır. İslam’ın anlaşılması söz konusu ise beşeri ve insan aklının ürünü olan hiçbir düşünce veya sistemden İslam’ın alacağı bir ödünç kavram söz konusu olmamalıdır olamaz da.

Gerek yüce Kuran ve gerek ise Kuran’ın kendisine indirildiği bu iki önemli ve dinin aslı olan kurumu son zamanlar da tartışmaya açan düşünce sahipleri artık sınır tanımaz ve önü alınamaz hale gelmiştir. Bunların geleceği nokta kıssa bir süre sonra Allah’ı tartışmak olacaktır. Bunların niyet okuyuculuğunu yapmak gibi bir niyetin sahibi değiliz ancak gidişatın nereye varacağını tahmin etmekte bizler için asla zor değil.

Yaşadıkları ülkede veya hayatlarında İslam olmayan bu topluluk Müslümanlık kisvesi adı altında İslam’ın kutsallarına ver yansın etmektedirler. Bunlar İslam ’sız bir Müslümanlık anlatarak kendilerine itibar eden insanların akıllarını karıştırmaya devam etmektedirler. Tabiri caiz ise bunlar bu işin cılkını çıkarttılar. Öyle ki hiç abartmıyorum ne kadar grup ve cemaat var ise alın size bir o kadar da meal var. Her kes sahip olduğu düşünce fikir ve ideolojilerini destekleyecek bir meale mutlaka sahip olmuşlardır. Bu gün piyasa da bunu Türkiye için söylüyorum yaklaşık üç yüz adet meal bulunmaktadır.

Yüce Kuran’ı hak ve hakikatten hiçbir şeyi barındırmayan sapık ve İslam dışı fikir ve düşüncelerine destek olsun diye Kuran kavramlarını yamultan ve çarpıtan bu insanlara kullarından utanıp sıkılmıyorsanız bari Allah’tan korkun diyoruz ve bu konuda hesaplarının çok zor olacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Öyle ki, yüce Kuran’da ki Nur suresini Sait Nursi’ye yazdırıldığına inanılan risaleyi nurlara       “ Sultanen nasıra” ayetini tarikat şeyhlerinin varlığına delil getirecek kadar gözleri dönmüştür ve yollarını şaşırmışlardır.

Kuran kavramları yine Kuran ile açıklanmalıdır. Aksi bir davranış Kuran kavramlarından uzaklaşmak ve belirlenen amacın dışına çıkmak anlamına gelir. Kuran’da ki bazı temel kavramlar üzerinden hareket edecek olur isek ne demek istediğimiz sanırım daha iyi anlaşılacaktır. Mesela, Tevhit, şirk, ilah, rab, mümin, münafık, resul, nebi, şefaat vb kavramları Kuran’dan bağımsız anlamlandırmak ve düşünmek adeta imkânsızdır. Zira bu kavramların insan aklının ürünü olan fikir ve ideolojilerde tam olarak karşılığını bulmak ve anlamlandırmak mümkün değildir. Bir örnek verecek olur isek bakın tevhit kavramı Kuran’da ki bir surede nasıl özetlenmektedir: “ De ki: “  O Allah tekdir. Allah muhtaç değildir. Doğurtmamıştır (  kimsenin babası değildir.) ve doğrulmamıştır (kimsenin çocuğu da değildir) O’nun dengi de yoktur.”    ( İhlas- 1-2-3-4) tevhidin özetlendiği bu kısa sureyi yine kurandan Bakara yüz altmış üç ve iki yüz elli beşinci ayetleri veya Al’i İmran iki, yirmi altı ve yirmi yedinci ayetleri okuyarak tevhidin ne olduğunu anlamak ve anlamlandırmak pek ala mümkündür. Aksini düşünüp savunmak yüce Kuran’ın açıklanmış ve apaçık olduğu konusunda yeterli bilgi ve birikime sahip olmadığımız anlamına gelmektedir. İkinci bir kavramı yani şirk kavramını da kısa bir örnek ile açıklayalım. Yazımızın konusu ve kapasitesi her kavramı açıklayacak kadar uzun olmadığından bu iki kavramla yetinelim inşallah.

Siz kıymetli okuyucu kardeşlerimin de bildiği gibi Kuran Allah’ı inkâr eden bir topluma değil tam aksine Allah’a inandığını söyleyen ve bunu açık yüreklilikle ( Ankebut-61-61-63) itiraf eden ancak Allah’a güvenip ona dayanmayan bir topluma indirilmiştir. Göklerin Allah’ına evet ancak yeryüzüne bir nizam at ve düzen koyan Allah söz konusu ise buna bütün güçleriyle karşı çıkıp reddetmişlerdir. Allah ile ikinci bir ilah daha edinmenin hiçbir mahsurunun olmadığına kesin olarak inanmışlardır. “Şöyle ki: “ Göklerde ve yerde nice ayetler, deliller vardır ki onlara uğrarlar da onlardan yüz çevirirler. Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.” Yusuf- 105-106)  Kuran kavramlarının nasıl tahrif edildiğine sayısız örnekler vermek mümkündür. Kuran kavramlarının kuran dışı kavramlar ile tahrifinde maalesef Kuran’ın mensupları birinci sırada yer almışlardır.

İnsan aklının ürünü olan fikir, düşünce, ideoloji ve yönetim biçimlerini ayrıca da evrensel doğrular! Diye batılı değerleri az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere pazarlayan ve Müslümanlara her zaman tepeden bakan sözüm ona aydınlar ve entelektüeller her seferin de bir Kuran kavramına saldırmayı ve onu yok saymayı kendilerine birinci dereceden vazife edinmişlerdir. Bunların önünü açıp bu düşüncelerini yaymak için her türlü imkân ve destek sağlanmaktadır. Ne yazık ki mevcut siyasi iktidarların ve onun mensuplarının desteğini alan bu düşünce sahipleri hızlarını alamayarak yüce kuran hakkın da bakın neler söylemekteler:

“Bu kitap KURAN Hz. Muhammed’e gökten indirilmiş değildir. ( Tevhidi Kuran meal İsmail Dinçer)  Diyen yazar şimdi meallerini vereceğimiz ayetleri nasıl görmezden gelmektedir anlamak mümkün değil. “ Kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kuran’dan şüphe içerisindeyseniz, onun benzeri bir sure getirin! Doğruysanız Allah’tan başka şahitlerinizi de yardıma çağırın! Bunu yapamazsınız – ki asla yapamayacaksınız-, yakıtı insanlar ve taş olan, ayrıca kâfirler için hazırlanmış olacak ateşten korunun!” ( Bakara-23-24)  Aynı surenin doksan yedinci ayetinde ise şöyle buyrulmaktadır: “ De Ki: “Kim Cebrail’e düşmansa şunun iyi bilsin ki, Allah’ın izniyle onu Kuran’ı senin kalbine, kendisinden önce gelen kitapların aslını doğrulayıcı, bir rehber ve müminler için bir müjde olarak O Allah indirmiştir.”  Bu ve buna benzer ayetlere yüce Kuran’da sık sık rastlamak mümkündür.

Sözün özü ve doğru olanı Kuran âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir. Aksini söylemek hem Kuran’a hem de Kuran’ı gönderen Allah’a açıkça iftiradır. Yukarı da meallerini verdiğimiz ayetlerden Kuran’ın indiği yerin dünya dünyanın üstünde de gök olduğuna göre o zaman Kuran gökten indirilmiştir.

Kuran’ın indiği dönemde ki Mekkeli müşriklerden bir kısmı doğrudan Kuran’a saldırıya cesaret edemiyorlardı bunun için de bir ömür içlerinde yaşayan ve şaibesiz, tartışmasız bir kimlik ve kişilik sahibi olan Hz. Muhammed’e (as.) saldırıyorlardı bununla hedef şaşırtarak elçiyi zor duruma sokmak istiyorlardı. Ancak her şeyden haberdar olan Allah’ı unutuyorlardı. Allah onların sinsi ve art niyetlerini bakın nasıl ortaya çıkarıyor:  “ Onların söylediklerinin seni üzmekte olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz ki onlar, seni yalanlamıyor ancak o zalimler Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.”                   (8 Enam-33)

Meramın ve maksadın ne olduğu açıkça ortada hedef doğrudan Kuran ancak o zaman bu niyetlerini açıkça ortaya koyamayan müşrikler bir perdeleme yaparak elçiye saldırmaktadırlar oysa amaç yüce Kuran’dır. Ancak siyasi, askeri ve ekonomik kayıplarını göze alamayanlar Kuran hakkındaki karşı çıkışlarını belirli bir süre ertelemişler ancak tamamen vaz geçmiş değillerdir. Bu zihniyet zamanla elçiden bu Kuran’ı değiştirmesini veya yeni bir Kuran getirmesini istemiş iseler de : “Ben bunu kendiliğimden değiştiremem” ( Yunus-15) cevabı ile adeta ters köşe olmuşlardır.

Kuran’ın indiği dönemde ilk etapta Kuran’ı hedef tahtasına koymayan veya koyamayan müşriklere rağmen günümüz müşrikleri, oryantalistleri, tarih Selcileri, modern isleri, muhafazakârları, tarikat ve mezhepçileri ne yazık ki yüce Kuran ayetleri üzerin de akla hayale gelmeyecek uçuk bir o kadarda saçma yorumlar yapmaktadırlar. Sanki Kuran onların sapık anlayışlarını destekleyen ayetleri bünyesinde barındırmaktadır! Bunlar son elçi adına bir takım söz ve rivayetleri de uydurmaktan asla çekinmemektedirler. Son elçi bahse konu olan ayetleri acaba nasıl anlamış bunlar için hiçbir önem arz etmemektedir.

Bu tür saçma aynı zamanda saçma olduğu kadar da anlamsız olan bu anlayış yüce Kuran’ın diğer insanlara ulaştırılması konusun da çok ciddi engeller oluşturmaktadır. Kuran ne bir mezhebin, tarikatın veya cemaatin kitabı olacak kadar ufku ve etkisi sınırlandırılacak kadar çapsız, yetersiz, kifayetsiz ve sıradan bir kitap haline asla getirilmemelidir. Zaten yukarıda bahsettiğimiz insanlar Kuran’ın tamamına değil işlerine gelen ve işlerine yarayan ayetlere talip olmaktadırlar.

Bu yönüyle yüce Kuran’ın kıyamete kadar geçerli olacak evrensel boyutu ıskalanmaktadır. Mesela, Sayıt Nursi’nin eserlerinin tamamının sadece beş yüz ayetten meydana geldiğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Eserlerinin tamamında hukuk, İslam’ın devlet talebi ve ahkâmla ilgili ayetler yer almamıştır. Bu  konuda daha fazla malumat sahibi olmak isteyen kardeşlerimize İktibas çizgisi Aralık 2022 sayısın da Ali Göçmez tarafından kaleme alınan “Tevhidi Kuran Meali mi?!”  Bir eleştiri isimli yazısını mutlaka okumalarını öneririm.

Son zamanlarda batı ve batılın temsilcileri yüce Kuran’a karşı fiziki saldırılarına hız kesme den devam etmektedirler son dönemde Fransa’da, Danimarka’da, Hollanda’da Kuran yakma ve ona saldırmak ismi geçen ülkelerde oy potansiyeli olarak görülmekte ve siyasi yatırım aracı olarak kullanılmaktadır. Bin dokuz yüzlü yıllarda başlayan bu sapık anlayış günümüz de hız kesmeden devam etmektedir. Kitabın mensupları yüce Kuran’ı bir totem veya fetiş olarak kabul edip içerisinde ki hükümlerden haber siz olunca bu hassasiyetin farkına varan Kuran düşmanları Müslüman halkların sinir uçlarıyla oynamaya çalışmaktadırlar.

Tabi ki Kuran’a yapılan fiziki saldırılara sessiz kalmak mümkün değildir ancak bir o kadar da Kuran’ın yeryüzü ile ilişkisini kesip ahkâmını yok sayan onu yürürlükten kaldıran sadece Arapça metnin güzel sesli insanlar tarafından okunmasına müsaade eden İslam dışı yönetim ve ideolojileri destekleyip canı gönülden kendilerine verilen her türlü görevi ibadet aşkıyla yerine getiren anlayışta bir o kadar saçma ve tuhaf değil mi?  İnsan şu soruyu sormadan edemiyor: Kitabın mensuplarının Allah’ın ayetleri ile kalplerinin titreme vakti gelmedi mi? Haydi var mısınız ben dâhil gelin kalplerimizi kontrol edelim ve sonrada durumdan bir vazife çıkaralım.

Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir