GenelYazarlardanYazılar

Kur’an Mesellerinin Hedefleri

Kasım sayısı

Mesellerle anlatım, Kur’ân’ın belli başlı eğitim metotlarından birisidir. Kur’ân soyut bir manayı, ruhî bir durumu, bir insan tipini, geçmiş bir kıssayı ifade etmek istese meselle anlatım yolunu tercih etmiştir. Yahut bir tartışama yapmak, delil getirmek, ikna konuşması yapmak istese hep bu metodu kullanır, sözleri adeta resimlendirerek ruha, duyulara seslenir. Temsil yöntemi, Kur’ân’ın gizli manaları bildirmede, ger- çekleri ifade etmede, soyut konuları açıklamada kullandığı etkili bir araçtır.

Kur’ân’da mesellerle anlatım metodunun genel amacını, hidayet (: insanlara doğru yolu göstermek) olarak ifade edebiliriz. Bu genel amaca ulaşmak içinde şu anlatım yolları kullanılmıştır:

1- Batılın bütün tutarsızlıklarını ortaya koyarak, geleceğinin olmadığını açıklamak.

2- Hakikatin kesin delillerini ortaya koyarak, sonunun iyi ve geleceğin onun olduğunu belirtmek.

3- İnkârın dünyadaki kötü sonu konusunda insanları uyarmak.

4- Allah’ın insan, tabiat ve toplum için yasalar koyduğunu belirterek bu yaslara uyulmasını istemek.

5- Kâfirlerin inançlarını öğretmek, kâfirlerin tutumlarını göstermek.

6- Müminler ile inanmayanlar arasında karşılaş- tırma yapmak.

7- Dünya ile ahiret hayatını kavratmak.

Mesellerin Faydaları

1-Meseller, akledilebilir bir şeyi hissedilebilir bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bu şekilde akıl, onu kabul etmekte çünkü makul olan manalar, idrake yakın olan hissedilebilecek şekilde söylendiğinde zihinde daha çok yer edinir. Buna Allah’ın münafıkların riya yaparak infaklarından hiçbir sevabı elde edemeyeceklerine dair verdiği misal, örnek teşkil etmektedir. Allah konuyla ilgili “onun misali, üzerinde toprak bulunan kaya parçasına benzer ki ona yağmur değer de çırılçıplak kalıverir, kazandığından hiçbir şey elde edemez.” (Bakara/264) buyurmaktadır.

2-Meseller, hakikatleri ortaya çıkarır, görülmeyeni hazırda imiş gibi tasvir eder. Allah’ın “Riba yiyenler, şeytanın dokunduğu kimselerin kalktıkları gibi kalkacaklardır.” (Bakara/275) buyurması, bu konuya en güzel örnektir.

3-Mesel, misal verilen konuda teşvik olması için verilmektedir. Çünkü verilen misaller, nefislerin iştiyak duyduğu şeylerdir. Allah yolunda infak eden kimselerin, infaklarının kendilerine daha çok hayırla geri döneceğini belirtmek için Allah’ın verdiği misal, buna bir örnektir. “Allah yolunda infak edenlerin durumu, bir tanenin durumuna benzer ki, o taneden, yedi başak çıkmaktadır. Her başakta da yüz tane bulunmaktadır. Allah, işte böylece dilediğini kat kat arttırmaktadır. Allah, her şeyi kuşatmakta ve her şeyi bilmektedir. (Bakara/265)

4-Misaller, bazen de nefislerin nefret ettiği şey için olur ki burada nefislerin hoşlanmadığı şeyler, misal olarak verilmektedir. Gıybeti yasaklamak hususunda Allah’ın şu buyruğu buna örnektir. “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden kim ölmüş olan kardeşinin etini yemek ister. İğrendiniz değil mi!” (Hucurat/12)

5-Misaller, bazen misal olarak verilen şeyi övmek için zikredilir. Sahabenin durumunu ifade etmek için verilen örnek, bu tür misallere girmektedir. “İşte bu, Tevrat’taki misalleridir. İncil2deki misalleri de bir ekin gibidir ki o ekin, filiz çıkarır, filizleri kuvvetlenir, kalınlaşır ve çiftçilerin hoşuna gidecek şeklide gövdesi üzerinde dimdik durur. Bu misal kâfirler sinirlendirir” (Fetih/29). İşte sahabenin durumu da ayette anlatıldığı şekilde evvelemirde sayıları azdı. Sonra çoğalmaya başladırlar öyle ki işlerinde muhkem oldular ve onların bu çokluğu kalpleri memnun etti.

6-Meseller, bazen insanların kötü gördüğü bir şekilde verilmektedir. Bu durumun örneği Allah’ın kendisine ilim verdiği ancak onun, bu ilimle amel etmeyi bırakıp dünyaya dalmasının anlatıldığı şu ayette zikredilmektedir. “Haydi, ayetlerimizden bir ilim verdiğimiz şu kimsenin haberini oku ki o, ayetlerimizden sıyrıldı da şeytana tabi olarak haddi aşanlardan oldu. Şayet dileseydik onu kaldırırdık. Lakin o dünyaya daldı da hevasına tabi oldu. Onun misali köpeğin durumu gibidir. Onu kovalasan da kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur. İşte bu, ayetlerimizi inkâr eden bir toplumun durumu gibidir.” (Araf/176)

7-Meseller, nefse nüfuz eder, vaazda en beliğ metottur, sakındırmada en kuvvetli durumdur, en keskin ikna metodudur. Şüphesiz ki Allah Kur’an’da öğüt verme ve hatırlatma için birçok mesel vermiş- tir. Hz. Peygamber de hadislerinde meseller vermiştir. Her çağda Allah’a davet edenler, çağrıları- nın daha iyi anlaşılması, delillerinin daha ikna edici olması için davetlerinde mesellerden faydalanmış- lardır. Eğitimciler de konunun daha iyi anlaşılması ve bir şeye teşvik etmek veya ondan sakındırmak için meseller kullanmışlardır.

Kur’ân incelediğinde ondaki mesellerle anlatım metodunun, diğer metotlar gibi bu genel amaca yönelik olarak kullanılmasının yanında daha başka özel amaçlara, hedeflere de hizmet ettiği görülecektir:

  1. Muhatabı Bir Düşünceye İnandırmak ve İkna Etmek

“Allah’ın rahmetinin eserlerine bak ki, ölümünden sonra nasıl yeryüzünü diriltiyor? Bunu böyle yapan elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.” (Rum/50)

Öldükten sonra dirilmenin kolay anlaşılır delillerinden, misallerinden biri, şüphesiz ölü yeryüzüne baharda canlandırılmasıdır. Sonbaharda rengi sararıp solan, kışın üzerine kefen giydirilen milyonlarca canlı, ilahi rahmetin eserlerinden olan bahar yağmuruyla yeniden hayat bulur, öldükten sonra dirilmeye misal olur. Adeta her sonbahar bir kıyamet, her bahar bir yeniden diriliştir. Verilen bu mesel, Allah’ın mahlûkatı öldükten sonra yeniden diriltmeye kadir olduğu gerçeğini oldukça etkileyici ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermekte ve dinleyeni buna hem aklen hem de vicdanen inandırmaktır.

  1. Muhatabın Dikkatini Çekmek

Meseller, genç-yaşlı, eğitimli-eğitimsiz her yaştan ve her seviyeden insanın hoşlandığı, ilgisini çektiği anlatımlardır. Kur’ân bu nedenle vermek istediği mesaja muhatabın dikkatini çekebilmek, onu iyiye, doğruya yönlendirmek için bu metoda sıkça baş- vurmuştur. Kur’ân meselleri eğitim ve terbiye ameliyesinde büyük imkânlar sunmaktadır.

“Allah’tan başka sığınacak ilah edinenlerin durumu, tıpkı kendine yuva edinmeye çalışan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki en çürük yuva, örümcek yuvasıdır. Keşke bu gerçeği bir bilseler!”( Ankebut /41)

Kur’ân bu meselde Allah’tan başka edinilen dostların, velilerin, dayanılan, bel bağlanılan şeylerin zayıflığı, güçsüzlüğü bunlara tapanların ne derece güçsüz, dayanıksız, çürük sığınak edinmek istediklerini tasvir etmiştir. Bunun için de örümcek yuvası örneğini kullanmıştır. Çünkü örümcek yuvası zayıflıkta darb-ı mesel olmuştur. Çok zayıf, ince ağlarla örüldüğü için ne örter, ne de sıcak ve soğuktan korur. Bir kimse dokunacak, bir rüzgâr esecek olsa hemen bozuluverir. Örümcek kafalı müşriklerin de sığınakları, tutamakları böyle çürüktür. Örümcek o ağla sinek avlar. Müşriklerin de putlara ibadetle ellerine geçenler, sinek misali değersiz şeylerdir. Kur’ân’ın bu ayetlerde anlatmak istediği şey, Allah’tan başka ilahlar edinmenin yanlışlığı ve buna kalkışanların düştükleri durumdur. Ancak bu anlamı, yukarıda görüldüğü gibi mesel şeklinde takdim etmiştir. Böylece muhataplarının dikkatini konunun üzerine çekip, onların duygularına hitap edip onları derinden etkileyen veciz bir anlatım tarzını tercih etmiştir. Zira bu türden bir anlatım, muhatabı iyiye yönlendirme, kötüden sakındırma konusunda vazgeçilemeyecek bir anlatımdır.

  1. Aynı Anda Akla Ve Vicdana Hitap Etmek

Kur’ân’ın düşünce sistemi, insanın bütün yönleriyle ele alan, onun bütün özelliklerini ve idrak merkezlerini dikkate alan ve bu şekilde hangi mantık sisteminin doğru olduğunu gösteren çok yönlü bir mantığın kullanıldığı sistemdir. Doğru bir şekilde düşünmeye engel olan şekilci, tek değerli ve sırf zihnî kavrama gücünü esas alan statik bir mantık kullanmamaktadır. Kur’ân, düşünme ve akıl yürütmeye sevk ederken, insanları hidayete iletmeyi hedeflediği için sınırlı bir sınıfa hitap eden metodu kullanmaktan kaçınmıştır. Kur’ân’ın anlatım tarzı, akla yer vermekle beraber, insanın duygusal yönüne de yer veren bir anlatım tarzıdır. Kur’ân, insanların hayatlarına yön verecek, onları iyiye, hayra yöneltecek olan inanç sistemini yerleştirirken salt akıla, zihne, zekâya değil aynı zamanda kalbe ve vicdana da seslenmiştir. Kur’ân, akla hitap ederken, duyuları harekete geçirirken tek hedefi vardır o da bunlar yoluyla doğrudan doğruya vicdana ulaşmaktır. Bu konuda kendisinde temsilî ve tasvirî anlatımın hâkim olduğu meseller çok önemli katkılar sağlamıştır.

“Ey müşrikler! İşte size bir temsil getiriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız sahte tanrılar, hepsi bir araya gelip güç birliği yapsalar da, bir sinek bile yaratamazlar. (Sinek yaratmak şöyle dursun) Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. Kısacası, kendine yalvarılan put da ondan medet uman da büsbütün aciz!” (Hac/73)

Bu ayette müşriklerin taptıkları ilahların aczini belirten mana, farklı yalın ifadelerle anlatılabilirdi: Örneğin “Sizin Allah’tan başka taptıklarınız en basit yaratıklardan daha acizdir.” diyebilirdi. Ancak bu ifade tarzı sadece zihne hitap eden bir ifade olurdu. Şirkin aklen kabul edilemeyeceğini ve şirk koşmanın acizliğini meselle akla ve duygulara hitap ederek kalbe gösteriyor. “Bir sinek bile yaratamazlar”, “Hepsi bir araya gelip güç birliği yapsalar dahi” , “Sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar”. Tasvirdeki tedricilik şirkin buz üstünde yürümek gibi zor olduğunu gösteriyor.

  1. Konunun Muhatabın Gözünde Canlandırıp, Zihninde Daha Anlaşılır Hale Getirmek

Toplumda çocuklar ve avam, öğrenme faaliyetinde daha çok duyularına dayanırlar. Soyut konu ve kavramları anlamakta zorlanırlar. Öğrenmek istedikleri şeyleri duyularıyla algılamak isterler. Kur’ân’da bu gerçek göz önünde tutularak insanları somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene tarzında eğitme yöntemi uygulanmıştır. Bunu yaparken evrendeki her şeyden öğrenmenin nesnesi olarak yararlanılmıştır. Var olan her şeyden ve imkândan yararlanmıştır. Kur’an’da, yeniden dirilme ve ahiret türü kavramları, doğrudan anlatmak yerine tasvir, temsil, benzetme sanatlarına başvurarak adeta bir tablo gibi müşahhas hale getirilmiştir.

Kur’ân’da meseller, anlaşılması güç olayları akla yatkın hale getirip anlaşılır kılar, insanların daha kolay ve daha kalıcı bir şekilde öğrenmelerini sağlar. Mesellerle, soyut olaylar his dünyasına indirilir. Mesellerle soyut anlamlar üzerindeki perdeler kaldırılır. Meseller hem akla hem de duygulara aynı anda hitap ettiği için tesir ve ikna gücü fazla, avam ve havas herkes tarafından anlaşılabilir bir niteliktedir.

Kur’ân, mesajlarını verirken mümkün olduğunca duyulara fazla hitap etmekte, anlaşılır ifadeler kullanmakta bu sayede muhatabın öğretilmek isteneni daha kısa sürede ve etkili bir biçimde kavraması sağlanmaktadır.

“Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı kibirlenenler var ya, işte onlara göklerin kapıları açılmayacak (iyilik namına yaptıkları Allah katında kabul edilmeyecek); deve iğne deliğinden geçmedikçe (balık kavağa çıkmadıkça) onlar da cennete giremeyecek . Mücrimleri biz işte böyle cezalandırırız”(Araf/40).

Allah inkâr edenlerin amellerinin kendi katında kabul görmeyeceğini ve inanmayanların asla cennete giremeyeceklerini, onların amellerinin kabul olmasının ve cennete girmelerinin imkânsız bir şey olduğunu anlatmak için devenin iğne deliğinden geçmesini örnek veriyor. Bu anlatımla Kur’ân, muhataplarının hislerini etkilemeye çalışıyor. Dinleyeni öyle bir duruma getiriyor ki hayalinde gök kapılarının açılmamasını, yüzlerine kapanmasını, onca iriliğiyle devenin iğne deliğinden geçmesi şeklini gözünde canlandırıyor. Böylece imkânsızlığı, yalnız zihin yoluyla değil göz, his, hayal gibi daha birçok yolla ruhunun derinliklerine nüfuz ediyor.

  1. Bir Konuyu Süsleyerek Ona Özendirmek veya Çirkin Göstererek Ondan Sakındırmak

Muhatabı eğitim amaçlı olarak herhangi bir şeye yönlendirmenin ve ondan kaçındırmanın birçok yolu ve yöntemi vardır. Bunlardan biri belki de en etkilisi, olayın güzel ve kötü, faydalı ve zararlı yönlerini serdederek insanı etkilemeye çalışmaktır. Özendirmek, bir konunun güzellikleri ve iyi yönleri gözler önüne serilerek muhatabın ona yönelmesini sağlamaktır. Sakındırmak ise, bir konunun çirkinliklerinin ve kötü yönlerinin muhataba somut olarak sunulması ve böylece muhatabın ondan vazgeç- mesini sağlamaktır. Kur’ân’dan bu konuya verebileceğimiz en güzel mesel şu ayetlerdir:

“Düşün bir kere, Allah nasıl bir temsil getiriyor: güzel söz, hoş bir ağaç gibidir ki kökü sabit, dalları semada, yemişlerini Rabbinin izniyle her an verir. Allah insanlara böyle temsiller getirir ki düşünüp öğüt alsınlar. Kötü söz ise toprağa kök salamayan, kolayca sökülebilen kötü ağaca benzer.”(İbrahim/ 24-26)

İslam/tevhit güzel bir ortamda yetişen yerin derinliklerine kök salmış , yeryüzünde yükseklere doğru dal budak salmış, her zaman meyve veren, güzel, hoş, faydalı bir ağaca benzetilmiştir. Küfür/şirk ise, kötü ortamda yetişen zararlı, çirkin, kötü kokulu, köksüz, gölgesiz, yemişsiz, faydasız bir ağaca benzetilmiştir. İslam/tevhit ağacının kökü, kalpteki “Lâ ilahe illallâh” kelimesidir. Bu benzetmeler insan zihnine iyi ile kötünün bilgisini veriyor. İyi ile kötüyü ancak zıtları ile tanımak mümkündür. İnsanın ruhunda kötüye daima tepki gösterme, iyi olana meyletme duygusu vardır. Ahlakî eğitim bakımından, iyinin ve kötünün örneklemeyle insan zihnine tanıtılmasının büyük yararları vardır. Zira davranışların birçoğu zihinle idare edilir.

  1. Zihinsel ve Düşünsel Gücü Harekete Geçirmek

Kur’ân insanı tüm alanlarda eğitir. Bu nedenledir ki onun, zihni soyuttan somuta geçiş örnekleriyle muhatabın düşünce dünyasında yeni ufukların açılmasına, farklı açılımların meydana gelmesine, katkıda bulunur. Bu tarz anlatım muhatabın olaylara çabuk intibak edebilmesini ve olayların gerisindeki incelikleri fark etmesini sağlar. Eğitimden de istenen budur. Şu Kur’ân meseli konuya en güzel örnek olacak niteliktedir:

“Eğer dağları yürütecek, yeri param parça edecek, ölüleri bile konuşturacak bir kitap olsaydı… (işte o, bu Kur’ân olurdu!)” (Rad/31).

Bu meselde anlatılmak istenen konu, Kur’ân’ın konumunun büyüklüğü ve ona inanmayanların onun hakkındaki kanaatlerinin yanlışlığıdır. Ancak bu anlam, muhatabın sadece aklı ve zihni değil hayal melekesi de harekete geçirilerek anlatılmaya çalışılmıştır.

  1. Muhatabın Bütün Duygularını Harekete Geçirmek

İnsan tabiatında ümit, sevgi, korku, sakınma gibi duygular bulunmaktadır. Ümit ve sevgi duyguları, insanı yapması gereken şeylere yönlendirir. Korku ve sakınma gibi duygular ise insanın uzak durması gereken kötü şeylerden uzaklaştırır. Eğer ümit duygusu olmasa korku insan benliğini tamamen sarar, o zaman da insan her şeyden korkar duruma gelir. Korku olmayınca da insan azgınlaşır, tiranlaşır, zorba olur çıkar. Korku ile ümit, insan hayatındaki yönelimlerin yönünü ve sınırını belirlerler. Bunlar insanın inançlarında ve davranışlarında doğrudan etkili olan unsurlardır. İyi yönlendirildiği takdirde olumlu tesirleri vardır. Eğitimin de önemli gayelerinden birisi olan bu mesele, Kur’ân’ın temsilî anlatımlarında en güzel şekilde dikkate ifade edilmiştir.

“Ey iman edenler! Yardım ettiğiniz kimselere minnet etmek ve incitmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın! Allah’a da, ahirete de inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin! Onun durumu, üzerinde azıcık toprak bulunan kaygan bir kayanın durumuna benzer ki, şiddetli bir yağmur iner inmez toprağı kayıverir, cascavlak kalır. Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükâfat elde edemezler. Zira Allah inkârcılara hidayet etmez.” (Bakara/264)

“Servetlerini Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve gönül hoşluğuyla harcayanların durumu ise, yüksekçe bir tepede bulunan verimli bahçe gibidir. Çünkü böyle bir bahçeye sağanak vurur, bu sayede ürün iki misli artar; sağanak olmadığı zaman da hafif yağmur düşer oraya. Unutmayın ki Allah yaptığınız her şeyi görür.” (Bakara/265)

İlk meselde infak ettikten sonra başa kakarak ve eziyet ederek infaklarını boşa çıkaranların durumu, önce Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde sırf gösteriş olsun diye infakta bulunanlara sonra da üzerinde az bir toprak bulunan ve güçlü bir yağmur sonrasında cascavlak bir şekilde kalan kayaya benzetilerek ellerine hiçbir şey geçmeyeceği gayet somut bir şekilde anlatılmıştır. Böylece insanda var olan kazandıklarını kaybetme korkusu harekete geçirilerek muhatap, amellerini boşa çıkarmama konusunda daha titiz davranmaya yönlendirilmiştir.

İkinci meselle ise mallarını sırf Allah rızası için, gönül hoşluğuyla harcayanların durumu, kuvvetli bir yağmur arkasından kat kat ürün veren yüksek bir tepedeki verimli bir bahçeye benzetilerek, muhatapta bulunan servetine servet katma, fazla fazla kar elde etme isteği, umudu harekete geçirilmiş Allah yolunda, içten gelerek infaka yönlendirilmiştir. Görüldüğü gibi iki mesel artarda verilerek insandaki korku ve ümit duyguları beraberce harekete geçirilmek ve eğitilmek hedeflenmiştir.

  1. Bazı Hususları Övmek, Bazılarını da Yermek

Kur’ân’daki meselleri incelediğimizde onların bir kısmının övme diğer bir kısmının ise yerme için kullanıldığını görürüz. Kur’ân bu metotla, anlatmak istediği hususu muhatabın zihninde daha anlaşılır hale getirmiş, muhatabının düşüncesiyle beraber duygularını da harekete geçirmeyi hedeflemiştir. Bütün bunları yaparken de muhatabını iyiye yöneltme ve kötüden uzaklaştırmayı amaçlamıştır.

Örneğin; “Muhammed Allah’ın Elçisi’dir. Onun beraberindeki müminler ise kâfirlere karşı son derece sert ve tavizsiz ama birbirlerine karşı merhamet doludurlar. Onların hep Allah’ın lütuf ve rızasını kazanma gayreti içinde olduklarını, bazen rükûda, bazen de secdede namazdan başlarını kaldırmadıklarını görürsün. Onların işaretleri, yüzlerindeki secde nurudur. Bu onların Tevrat’taki temsilleridir. İncil’deki temsilleri de şöyledir: Onlar filiz veren bir tohum gibidirler, sonra Allah o filizi güçlendirir ki sağlam şekilde büyüsün ve sonunda gövdesi üzerinde dimdik dursun ve üreticileri sevindirsin. İşte Allah, müminleri tıpkı bu ekin misali güçlendirip çoğaltmış ve böylece kâfirleri öfkeden kudurtmuştur. Allah inanıp doğru ve yararlı işler yapan o insanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih/29) ayetinde Hz. Peygamberin ve arkadaşlarının güzel özellikleri artarda sıralanmış, onların dostlarıyla, düşmanlarıyla olan münasebetleri, ibadet hayatları, ahlaki durumları, ihlas ve samimiyetleri anlatıldıktan sonra, onların olgunlaşma, güçlenme süreçleri bir ekin temsiliyle tasvir edilmiştir. Konu temsil üslubuyla anlatılarak daha açık ve anlaşılır hale getirilmiştir. Aynı zamanda da Peygamberin ashabı övülerek örnek alınması teşvik edilmiştir.

“Tevrat’ın yükü ile onurlandırılmış iken bu yükü taşıyamamış olanların durumu, sırtına kitaplar yüklenmiş fakat onlardan habersiz bulunan merkebin durumuna benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne acıdır, çünkü Allah hidayetini böyle zalim bir halka ihsan etmez.” (Cuma/5) ayetinde ise Tevrat’ın sorumluluğunu üstlenip sonra da yerine getirmeyen Yahudi alimler örnek gösterilerek, Kur’ân’ı öğrenip de onunla amel etmeyenlerin durumu çektiği zahmet ve yorgunluk dışında eline bir şey geçmeyen kitap yüklü eşeğe benzetilerek yerildiğini görmekteyiz. Kur’ân bildikleriyle amel etmeyen kimselerin kötü insanlar olduklarını ifade etmekle yetinebilirdi. Fakat bunu kitap yüklü eşek benzetmesiyle daha kuvvetli gale getirmiştir. Böylece yerme ve vazgeçirme unsuru somut bir tablo şeklinde sunulmuştur.

Kuran’daki meselle anlatımın amacı, soyut anlatım ve fikirleri ya da kelimelerle ifade edilmesi mümkün olmayan derin, ince ve soyut manaları, okuyucu tarafından tecrübe edilebilir bir teşbih, temsil ve sembol ile somut bir biçimde idraklere yaklaştırmak ve farklı anlayış düzeyine sahip insanların kendi anlayış derecelerine göre bir anlam çıkarabilmelerine imkân tanımaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı