GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’da İniş Sırasına Göre İlk Emirler

İniş sırasına göre Kuran’ın ilk ve son suredeki emirlerine baktığımızda bunun “Oku! ”  ve “Tesbih et!” olduğunu görmekteyiz. İnsanın ömrü okumak ve tesbih üzerine kurulmalıdır. Okumak tesbihi, tesbih okumayı beslemektedir.

 1.OKU!

Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı, embriyodan/ ilişip yapışan bir sudan yarattı. Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. O’dur kalemle öğreten! İnsana bilmediğini öğretti. Alak 1-5

 Kuran her vesileyle okumaya, düşünmeye vurgu yapmıştır. Kuran’ın anlamı da “okunan” demektir. Evren ve Kuran Allah’ın iki büyük kitabıdır. Ayetler sadece Kuran’ın okunması istemez. Allah’ın ikinci bir kitabı olan evrenin de okunmasını/incelenmesini ister. Zaten bu ayetle sadece Kuran’ın okunmasının kastedilmesi düşünülemez. Çünkü bu ilk beş ayet indirildiğinde Hz. Peygamberin bu ayetlerden başka Kuran’dan okuyacağı bir materyal yoktu.  Demek ki kâinatı Kuran gözlüğüyle Allah’ın bak dediği yerden bakarak okumalıyız. Çünkü Kuran Allah’ın isimlerinin tecellisidir. Yeryüzünün bütün canlılara rızık yetiştirmesi Razzak (:rızık veren)  isminin, her şeyi bir düzen içinde yaratması Alîm ve Hakîm isminin tecellisi gibi.Onlar ayakta iken, otururken ve yan yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünürler. Derler ki “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin, bizi ateşin azabından koru.” (3/191).

 İnsan fiziksel olarak üç halde (ayakta-oturur durumda-yatar durumda) bulunur. Kuran insanın okuyup, araştırıp, düşünmesi için herhangi bir durum ve zaman şartı koymuyor. Her durum ve zamanda okuyup araştırabilirsin diyor. Ancak bu sayede cahillik ve bilgisizlik sebebiyle düşülecek hataların önüne geçilebilir.

Kuran’da bazı ayetlerin veya bazı kısa surelerin bir takım olaylar ilgili olarak indirildiği bilinmektedir. Buna nüzul sebebi diyoruz. Yes’eluneke/sana soruyorlar ifadesi bunun delilidir. Ancak Kuran’ın büyük nüzul sebebi insandır. Yani insanlığın karanlıklardan kurtarılıp aydınlıkla buluşturulmasıdır. Nüzul sebebinin bilinmesi, ayetleri tarihe götürüp bırakarak vahyi tarihselleştirmeye neden olmamalıdır.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” ifadesiyle, Kuran bizden yaratılanlara bakarak Yaratanı bulmak gerektiği şeklinde bir okuma önermektedir. “Oku” emrinin tümleçsiz verilmesi, yani neyin okunacağının gösterilmemesi tüm varlık ve oluşun okunması gerektiğini gösterir. Kuran’ın ilk emrini yerine getirmeyenler onun sonraki emirlerini hem icra edemezler hem de bir yere varamazlar. Okumak ibadetlerin en büyüğüdür. Çünkü okumadan hiçbir ibadet doğru yapılamaz.

Okumayan insanın akıl gözü açılmaz. Okumayan secdeye yaklaşamaz.

SECDE ET!

 “Secde et ve yaklaş.” (Alak/19)[1]

 Sözlükte “eğilmek, boyun eğmek, tevazu ile alnı yere koymak” anlamındaki sücûd masdarından gelen secde fıkıh terimi olarak namazda alın, burun, el ayaları, dizler ve ayak parmakları zemine değecek şekilde yere kapanmayı ifade eder.

Secde ve aynı kökten türeyen kelimeler Kur’an’da gerek “boyun eğme” mânasında gerekse terim anlamıyla seksen bir ayette geçer.[2] Râgıb el-İsfahânî Kur’an’daki secdeyi isteğe bağlı ve zorunlu secde olarak ikiye ayırır. Birincisi (sücûd bi’htiyâr) insana mahsus olup karşılığında mükâfat vardır. “Allah’a secde edin” (53/62) gibi ayetler secdenin bu ilk anlamıyla ilgilidir. İkincisi (sücûdü teshîr) insan dahil olmak üzere canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ın koyduğu kanunlara boyun eğmesidir. “Göklerde ve yerde bulunan her şey ve bunların gölgeleri sabah akşam isteseler de istemeseler de Allah’a secde ederler” ayeti (13/15) secdenin ikinci anlamıyla ilgilidir.[3] Baksana göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun? Birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah kimi alçaltırsa onu yükseltecek yoktur. Allah dilediğini yapar.”  (22/18).[4]  Müfessirler, ikinci anlamıyla bütün varlıkların Allah’a secde etmesini fıtratlarının gereği olarak yaratıcının kendileri için koyduğu kanunlara tâbi olup onların dışına çıkamamaları şeklinde açıklarlar. Hz. Peygamber sahabenin güneş battıktan sonra nereye gider sorusuna Allah’a secde eder demiştir. Demek ki Hz. Peygamber bunu Hac/18 ayetinden çıkarmıştır.

Tevhid prensibine göre ibadet kastıyla Allah’tan başkasına secde etmek haramdır. Bununla birlikte Kur’an, Allah’ın meleklere Adem’e için secde etmelerini emrettiğini ve onların da bu emri yerine getirdiğini bildirir (2/34;  7/11; 17/61;  18/50). Alimler göre bu secdenin ibadet değil selâmlama kastıyla ve hürmet ifadesi olarak yapılan bir secde, bir nevi biat olması ya da Âdem’in kıble kabul edilerek Allah’a secde edilmesi söz konusudur. Diğer taraftan Kur’an ebeveyniyle kardeşlerinin Hz. Yûsuf’a secde ettiğini de haber verir (12/100). Müfessirler bunu ibadet amacıyla değil o dönemin âdeti olan ve selâmlama kastıyla yapılan bir secde, bir tür selâmlama ya da Yûsuf’u kavuşturduğu için Allah’a şükür amacıyla yapılan bir secde şeklinde açıklar. Kur’an’da gerek müslümanlardan “rükû ve secde edenler” diye söz edilmesi (9/112), gerekse onların yüzlerindeki secde izinden tanınacağının bildirilmesi (48/29) secdenin müslüman kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.

Secde etmek Allah’a yaklaşmaktır. Topraktan yaratılan insanın alnını yere/toprağa koyması onu kibirden uzaklaştırır. Çünkü secdenin zıddı kibirdir.

Kuran kitabını ve kâinat kitabını gerçek anlamda okuyan insan evrenin sahibinin karşısında kendi aczini ve Allah’ın kudretini görüp secde eder. Secde kulluğun ve şükrün en büyük makamıdır.

Kafamızı kullanarak yapabileceğimiz en akıllıca iş onunla secde etmektir.

Secde varlığın tesbihine katılmaktır. Secde etmemek varlığın tesbih korosuna katılmamak, koroda aykırı ses çıkarmaktır. Hz. Adem’i yücelten secdedir. İblisi alçaltan secdeye götürmeyen kibridir.

Okumadan akıl secde etmez. Onun için iniş sırasında ikinci emir “secde et” dir.

SABRET!

 “Rabbinin hüküm vermesi için sabret…” (Kalem/48)[5]

İmanla sabır iç içedir. İman eden insan imanının pratiğini ortaya koymak zorundadır. Bu ise sabır, azim, kararlılık ve mücadelede sürekliliği gerektirir.

“Andolsun biz sizi deneyeceğiz ki içinizden cihad edenleri, (güçlüklere) sabredenleri, sözlerinde doğru olup olmayanları bilelim”. (47/Muhammed, 31)

“Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte iman edenler: Allah’ın yardımı ne zaman diyecek kadar olmuşlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır”. (2/Bakara, 214)

Sabır; beklemek ve bağlılıktır.

“Eğer gerçekten onlar, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, bu kendileri için daha hayırlı olurdu Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir”. (49/Hucurat, 5)

“Eğer biz onlara karşı kararlılık göstermeseydik (sabretmeseydik), neredeyse bizi ilahlarımızdan saptırmış olacaktı. Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, onlar öğreneceklerdir”. (25/Furkan, 42)

“Onlardan önde gelen bir grup: “Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) da kararlı olun (sabredin); çünkü asıl istenen budur” diye çekip gitti” (38/Sad, 6)

Yukarıdaki ayetlere dikkat ettiğimizde; “Sabır” kelimesi birinci ayette: Allah Rasûlü’nün, yanına çıkabilme fırsatını yakalayabilmek için “beklemek” anlamına gelirken, ikinci ve üçüncü ayette ise; kâfirlerin, kendilerine yapılan davetten yüz çevirerek, ilahlarına yapışmaları, ilahlarına bağlılık ve itaatlerinde “kararlılık göstermeleri anlamına gelmektedir. Sabır, iyiliklerde ısrar, Allah’a itaat ve ibadette “kararlılık” anlamına geldiği gibi kötülükte ısrar etmek anlamına da gelmektedir.

Bu anlamda sabrın tasnifi, Hz. Ali’den rivayet edilen bir hadiste yapılmıştır: “Sabır üç türlüdür: Belalar karşısında gösterilen sabır, itaat etme konusunda gösterilen sabır ve günahlar karşısında gösterilen sabır.”

Secdede/kullukta devamlılık ve kararlılık sabırla olur.

 GECEYİ DEĞERLENDİR!

Müzzemmil Suresi, 2. ayet: Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk:

Müzzemmil Suresi, 6. ayet: Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.

Müzzemmil Suresi, 20. ayet: Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamayacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O’na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kuran’dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah’ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur’an’dan) kolay geleni okuyun. Yönelişi yerine getirin, arınmayı gerçekleştirin ve Allah’a güzel bir borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah Katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Gecenin nasıl değerlendirileceği kesin bir kayda bağlanmamıştır. “Kalk” denilmiş gerisi kişiye bırakılmıştır. Geceleyin Kur’an’la meşgul olmak, önerilen uğraşlardan birisidir. “Gecenin bir kısmında uyanıp kendin için olmak üzere o Kur’an ile bir süre meşgul ol.” (İsra/79).  Bu ayetteki “teheccüd” kelimesinin anlamını gece namaz kılmakla dondurmak doğru değildir. Teheccüd, ayakta ve uyanık olmak demektir. Bu uyanıklığın Kur’an’la meşgul olmak şeklinde geçirilmesi öneriliyor.  Değer üretenler için  geceden nasiplenmek zorunludur.

Gece gündüzdeki davet için yakıttır.


[1]Bk.  Necm/62; Fussilet/37; İnsan/27)

[2] M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “scd” md.

[3] M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “scd” md.

[4] (bk. 16/48-49;  55/6)

[5] Müzzemmil/10; Müddessir/7; Kaf/39; Kamer/27; Sad/17; A’raf/87; Taha/130; Yunus/109; Hud/49, 115; Mümin /55 ,77; Ahkaf/35; Nahl/127; Tur/48; Mearic/5; Rum/60; İnsan/24; Enfal/46; Ali İmran/200.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı