GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’da ki Din mi Yoksa Rivayet Dini mi?

Böyle bir soruya İslam ile ilgi ve alakası sadece isminden ibaret olan ve Müslüman coğrafyada yaşayan birçok insanın elbette ki Kuran’daki din rivayet dinide nereden çıktı? Diyeceklerini tahmin etmek elbette ki çok zor olmasa gerekir. Ancak böyle diyen insanların hayatlarına uyguladıkları dinin ise tamamen rivayetlere dayanan bir din olduğunu görmekteyiz. Niçin böyle tezat ve çelişkili bir durumda olduklarını sorduğunuz da dinlerin den hiç de şikâyetçi olmadıklarını görürüz.

İnsanlık tarihi boyunca diğer bir ifadeyle Hz. Adem’den son elçi Hz. Muhammed as. Dahil Allah bir tek din göndermiştir onun adı da İslam’dır. Ancak bu hak ve gerçek dinin karşısına sayısını tahmin edemeyeceğimiz kadar din ve dinler çıkmıştır. Böyle bir durumun ortaya çıkmasında özelliklede İslam adına konuşanların ya gafletlerinden ya da ihanetleri nedeniyle doğruları söylememelerinden kaynaklanmaktadır. Halk ise zaten yaşadığı dinden memnun bu konuda rahatsız edilmek istememektedir. Belirli gün ve zaman dilimlerine tahsis edilen merasim dinini yaşamak onlara daha kolay ve cazip gelmektedir.

Vahyin ilk indiği günden itibaren vahyin temsilcileri olan Allah’ın elçileri muhataplarına kendilerine indirilen ilahi emirlere uymaları noktasında onları çağırdığında her toplumun verdiği cevabın ne olduğunu rabbimiz şöyle açıklamaktadır: “ Onlara, “Allah’ın indirdiği vahye (Kuran’a) uyun denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız!” derler. Peki, ama ataları bir şey anlamayan kimseler olsalar da mı onların yoluna uyacaklar ?” (Bakara-170)

Davetçilere verilen cevap o günde aynı bugün de aynıdır. Zira soru aynı insan aynı değişen bir şey yok.  Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız diyenler bu cevaplarıyla kâfir ve inkârcı olduklarını da zımnen kabul etmiş olmaktadırlar. Kuran’ın mensuplarının Kuran’a yaptıkları en büyük ihanetleri Kuran ayetlerini sadece indiği dönem ve belirli olaylara özel kılarak tarihselci bir anlayış ile okuyup anlamaları ve anlatmaları olmuştur. Oysa Kuran’a böyle bir anlayış ile yaklaşmak şaşı ve kör bir yaklaşımdır.

Günümüzde bu ayeti okuduğunuz zaman alacağınız tepkide cevapta aynıdır. Ancak bu cevabı verenler bu gün Müslüman! Kabul ediliyor o gün bu cevabı verenler bizzat inkârcılar olarak kabul ediliyor sizce bu durum garip değil mi?  Böyle garip ve anlaşılmaz bir durumun ortadan kaldırılması için Kuran’ın ortaya koyduğu çözümü kabul etmekten başka çare yoktur. Zamana ve adamına göre iş ve davranış sergilemek inanan insanların özelliklerinden olamaz. Onlar hak ve haklılığı ispatlanmış yol ve yolcularla yollarına devam ederler.

Dinler genel olarak ikiye ayrılır İslam ve diğerleri. İslam Allah’ın gönderdiği din olup kaynağı vahiydir. İçerisinde insan müdahalesi olmayan ancak insan için Allah’ın kabul edip beğendiği tek dindir. Bu dinde Allah ne der ise o olur prensipleri herkes için geçerlidir. Adamına göre asla muamele yapılmaz. Allah katında tek geçerli ve kabul görecek olan dinde budur: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki o din ondan kesinlikle kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedip hüsrana uğrayanlardan olacaktır” (Al-i İmran-85)  Ahirette kaybedip hüsrana uğrayanlardan olmamak için tek çıkar yol Allah’ın bizler için beğendiği dini bizlerinde beğenip kabul etmesinden geçmektedir. İslam’ı kendisine din olarak seçtiğini söyleyip ancak başka bir ideoloji, sistem ve yönetim şeklinin önerdiği hayatı yaşayanların İslam’ı yaşamadıklarını kesinlikle bilmeleri gerekir.

Allah’ın dini hakkında konuşanların bu konuşmalarını Allah’ın indirdiği son mesaj olan Kuran’dan bir ayet ve onun yürüyen hali olan ve yaşanılarak gelen uygulamalarından destek almalıdır.

Kuran’daki din bütün bir sosyal hayatı kuşatmış olup kesinlikle hiçbir konuda başka bir düşünce veya sistemin dolgu malzemesine ihtiyaç duymamaktadır. Hele hele insan aklının ürünü olan ve günümüz dünyasının baş belası olan demokrasiden alacağı hiçbir şey yok.  Onun kendine has kanun ve kuralları vardır. Mesela ticaret hukuku ki hayatın içerisinde olanlar çok iyi bilirler. İslam’a göre ticaret helal faizle iştigalin her türlüsü haramdır.

Kuran’da eksiklik aramak o kitaba iman edenlerin özelliklerinden olamaz. Bu konuda bakın rabbimiz ne buyurmaktadır: “ Kendilerine okunmakta olan Kitabı Kuran’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” (Ankebut-51) Bütün açıklığına rağmen halen Kuran’ı yetersiz görmek en hafif tabir ile densizliktir. Buraya kadar kısa ve öz olarak Kuran’daki din ve özelliklerinden bahsetmeye çalıştık şimdide rivayet dininden bahsetmeye çalışalım.

Rivayet: Kelime kök itibariyle Arapça olup isim olarak kullanıldığında ise söylenti, hikâye edilen hadise veya söz ayrıca bir hadisenin başkalarına anlatılması anlamlarına gelmektedir. Bu dil bilim açısından böyledir ancak konumuzun esas amacının bu olmadığını belirtmekte fayda var.

Kuran’daki dine alternatif olarak ortaya sürülen ve yürürlükte olan dinlerin başında rivayet dini gelmektedir. Bu dinin kaynağı da sahibi de ne yazık ki insandır. Bundan dolayı da ilahi olmayıp beşeridir. Allah’ın kendisine elçi olarak seçtiği kişiler din koyup kurallar belirleyici olmayıp kendilerini elçi olarak seçen makamın koyduğu dine uymak zorunda olan insanlardır. Zira hem elçiler hem de ona iman eden müminler Allah’tan kendilerine indirilenlere iman etmek zorundadırlar. Aksini iddia etmek dinin kaynağını ve kanun koyucusunu ikiye çıkarmak olur ki bu da Allah’ın dininden bahsetmenin artık mümkün olmadığının başka bir delilidir.

Yaratan yarattığından habersiz değildir onun ihtiyacının ne olduğunu ondan daha iyi hiç kimse bilemez. İnsanoğlunun kendi konum ve statüsünü unutarak Allah’ın yetki alanına girip ondan rol çalmaya kalkışması ilahlık iddiasında bulunmasının başka bir delilidir. Ben şahsen Allah’ın kendisine elçi olarak seçmiş olduğu hiçbir elçi sininin böyle bir tutum ve davranış içerisine girdiğine veya girmiş olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Böyle bir tutum ve davranış sergilemeleri onların görevlerini yapmadıkları anlamına gelir ve dünya ve ahirette azabın en şiddetlisine çarptırılmalarına neden olurdu ve içimizden hiç kimsede Allah’ın yapacağı azaba mani olamazdık.

Peki,  O zaman günümüzdeki karmaşanın ve karışıklığın sebebi nedir? Bu sorunun cevabı rivayet kelimesinin tarifi yapılır iken kısmen verilmişti o da söylenti ve hikâye diye tarif etmiştik. Şimdi sizlere soruyorum bir insan söylenti ve hikâyeleri kendisine nasıl din edine bilir? Edinse bile Allah katında ne değeri olabilir ki olmayacağını yukarıda mealini verdiğimiz Ali İmran suresi ayet seksen beş ortaya koymaktadır. Buradan Allah’ın elçilerinin temsil ettikleri din hakkında hiçbir şey konuşmamıştır anlamını çıkarmak bizim hiçbir şekilde savunmadığımız ve kabul etmediğimiz bir sonuç çıkarmak anlamına gelir ki biz bu çıkarıma kesinlikle katılmadığımızı belirtelim.

Elçiler Allah’ın dini söz konusu ise ancak Allah’ın kendilerine vah yettiklerini söylemişlerdir. Günümüzde ne yazık ki rivayet dini Kuran dininin önüne geçmiştir çünkü kabul edilip yaşanılması kabul edileni tarafından hiçbir risk ve tehlike arz etmemektedir. Bu din ortaya koyduğu ilke! Ve prensipler ile her ortamın ve her insanın dini olmaya uygun hale getirilmiştir. Çünkü aslı ve esası hikâye ve söylentilere dayanmaktadır.

Allah’ın gönderdiği din olan İslam ne yazık ki yine kendi mensupları tarafından önce kitapları tahrif edilerek bozulmuştur. Bunun örneklerini Hristiyan ve Yahudilerde görmemiz mümkündür. Kuran için metin olarak bir tahrif ve bozulma mümkün olmayacağına göre o zaman geriye bir tek şey kalıyor oda Kuran yalnız başına yeterli değildir ve biz onu anlayamayız iftirası. Bu anlayış sahiplerini hiçbir şekilde Kuran ’ile ikna edemezsiniz onlara Allah bir konuda şöyle buyuruyor diye söze başlar iseniz yaygara koparıp hemen gündemi değiştirip ama o konuda da önce peygamberlerin söylediği zannedilen sözleri şayet o konuda oradan bir malzeme bulamaz iseler hocalarının, imamlarının. Şeyh ve bir bilenin sözlerinden deliller getirmek suretiyle güya Kuran ayetlerinin mesajını perdelemek isteyeceklerdir.

Ama beyhude bu konudaki gayret ve çabaları onların hüsranından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Kurandaki din her konuda açık ve net şeyler söyler iken rivayet dini muğlak ve farklı farklı şeyler söyleyerek net ve anlaşılır olmaktan çok uzaktır. Son gönderilen din olması açısından İslam’ın başına rivayet yoluyla gelenlerin adeta pişmiş tavuğun başına gelmediğini söylemek abartı olmasa gerekir. Kendisine Kuran’ın dışında başlı başına kitaplar, helaller, haramlar edinen bu din adeta Kuran’ın ak dediğine kendisi kara demektedir. Bu haliyle tam bir paralel din görüntüsü veren bu anlayışın ilke ve prensiplerini Kuran ile test ettiğimiz zaman İslam’dan ayrı ve bambaşka bir din olduğunun farkına varmak sanırım zor olmasa gerek.  Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir