GenelMektuplara Cevap

Kur’an’da Metin Mânanın Koruyucusudur

Süreyya Candan/ Muş

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun! Rabbimize hamdolsun Kur’an’ı anladığım dilden okuma bahtiyarlığına kavuştum. Ancak bu konuda henüz yeniyim. Bu nedenle de bazı konuları okuyunca kafamda bir takım sorular oluşuyor. Bunlardan bir kaçını sizlere sormak istiyorum. İnşaallah cevaplayarak bizleri de bahtiyar edersiniz.

Soru : Meryem suresinin 5. Ayetinde Zekeriya (a.s.) Allah’tan bir çocuk istiyor. Allah Teâlâ da bunun müjdesini verince; hayrete düşerek  “ Zekeriya (as) kendisinin ihtiyarlığını, hanımının da kısırlığını söyleyerek benim nasıl oğlum olacak?” diyor.  Burada bir gariplik yok mu? Hem Allah’tan bir çocuk istiyor; Allah Teâlâ müjdeyi verince de hayrete düşüp bunun olabileceğine bir delil istiyor.  Bu konunun nedenini açıklarsanız memnun olurum.

Cevap: Böyle anlamakta gayet haklısınız. Ayetlere anlam verirken çok çok dikkat edilmesi gereken Arapça metinde geçen ve konunun özünü oluşturan kelimelerin aslına sadık kalınarak anlam verilmesi gerekmektedir. Örneğin yeni -yeni fark edilen  “Nebi ve Resul” arasındaki fark, “Rab ve ilah” kavramı arasındaki fark gibi,  “Veli ile çocuk Veled” kelimelerinin arasındaki fark da olduğu gibi. Bahsini etmiş olduğunuz konu Meryem suresinin 5. Ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

(Zekeriya (as) “Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir VELİ ver.”   Şimdi buradaki VELİ kelimesi anlam olarak “Veled/oğul” kelimesine dönüştürülerek anlam verilmiştir. Sonuç olarak Allah Teâlâ’nın Zekeriya (as)’ı bir oğlan çocuğu ile müjdelemiş olmasına bakarak onun bir çocuk istemiş olduğu anlamını çıkarmışlardır. Görünüşte gayet masum gözüken bu durum, üzerinde düşünüldüğünde Zekeriya (as) için hem dua edip çocuk istiyor hem de Allah için bunun imkânından emin olmayıp Allah’tan bir işaret istiyor. Bir elçi için böyle bir durum olur şey değildir.  Hal bu ki ayetlerin doğru tercümesini normal seyri içerisinde okuduğumuzda durum gayet normal olarak anlaşılacaktır.

“(Bu,) Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir.” “Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:” “Şöyle demişti: «Ey Rabbim! Şüphesiz (artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım.»

“Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir VELİ ver.” “Ki o bana vâris olsun;(Bu varis, onun malına mülküne değil onun din olarak getirmiş olduğu davasının devamı için ne yapılması gerekiyor ise onu yapacak, ona sahip çıkacak demektir. )Yakup hanedanına da vâris olsun.(Yakup ailesinden gelen dine ki aynı kaynaktan gelen İslam demektir. Bu mirasçı ona da sahip çıksın. ) Rabbim, onu rızana lâyık kıl!”

“Ey Zekeriya; sana Yahya adında bir oğlan çocuğu müjdeliyoruz ki, Daha önce bu adı hiç kimseye vermedik.”  (bu müjde onun beklemediği bir müjdeydi. Çünkü bunun olmayacağının sebebini; hanımının ve kendisinin doğurganlık zamanının geçtiğini zikrederek zaten açıklamıştı. Allah Teâlâ ise onun bu isteğini bizzat kendi sulbünden bir kimse ile yapacağının müjdesini vererek iki kat sevinci tattırmıştır. İşte hayret edişi bundandır.)

“Zekeriya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?” “Allah: Öyledir, dedi; O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.

“Zekeriya «Rabbim! Öyleyse bana bir alamet/ işaret ver» dedi. Allah: «Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır» buyurdu.” “Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam tesbihte bulunun» diye işaret verdi.” (Meryem 19/1-11)

Şimdi yeniden 5. ayete dönersek ayette dikkat etmemiz gereken şu cümledir: “Tarafından bana bir VELİ ver.” Burada istenen bir çocuk değil velidir. Veli Arapçada  “El velau”  kelimesi iki veya daha fazla şeyin arasında kendilerinden olmayan herhangi şeyin bulunmayacağı hısımlık bakımından, din bakımından,  sadakat, dostluk, yardım, inanç ve din bakımından yakınlığı ifade etmek için kullanılır. “Velayetün” hakikatte ise, bir işi deruhte etmek üslenmek anlamını taşır.  Veli ve Mevla sözcükleri de bununla ilgili kullanılır. Fail anlamında kullanılır. Bakara suresinin 257. ayetinde : “Allahu veliyyullezine amenu” Allah müminlerin velisidir şeklinde kullanılmıştır. Ayrıca Mevla şeklinde de kullanılmaktadır. Enfal 40. ayetinde:

“Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin mevlanızdır/ sahibinizdir. O ne güzel Mevla/ sahip ve ne güzel yardımcıdır!”

Ayrıca bu velilik inananlar arasında olduğu gibi inanmayanlar için de söz konusudur:

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.” (Bakara 2/257)

Veli, mevlası olduğu kimsenin her türlü sorumluluğunu üzerine alan kimse demektir ki bu haliyle Türkçede de kullanılmaktadır. Genelde veli güçlü olandır ve velayete ihtiyaç duyan ise zayıf ve korumaya muhtaç olan kimsedir. Öğrenci velisi denildiğinde öğrencinin her türlü sorumluluğunu üslenen kimse olarak anlaşılır. “Allah müminlerin velisidir” denildiği zaman da Allah, müminleri koruyup kollayacağını, görüp gözeteceğini, dünyada ve ahirette her türlü yardımı yapacağını garanti ettiği anlamına gelmektedir.

Zekeriya (as)’ın da Rabbinden istediği kendisinden sonra davasının her türlü sorumluluğunu üslenip götürecek olan bir VELİ idi. Surenin 5. ayetinde kendisinin bir evlat isteme konusundaki imkânsızlıkları dile getirerek Rabbinden bir VELİ istediği halde; Rabbi ise tüm imkânsızlıkları imkâna dönüştürerek onu bir erkek evlatla müjdelemişti. İşte Zekeriya (as)’ı hayrete düşüren buydu. O güne kadar doğum yapmamış ihtiyar bir kadın ve ihtiyar bir erkekten, ismi bile Allah tarafından konulmuş bir erkek çocuk olan  Yahya ile müjdelenmiş olmasıydı!.. Bu gün düşünelim yıllardır çocuğu olmayan seksenine gelmiş bir çifte böyle bir müjde verseniz, nasıl bir durumla karşılaşırsınız?!.. Adamın ayakları yerden kesilir, ya da heyecandan /sevinçten bayılıp düşer. O davasını sahiplenecek çekip çevirecek Veli istiyor; Allah ise ona iki sevinci bir arada yaşatıyor. Bunu evlat bir Veli ile yapacağı müjdesini veriyor.

Allah Teâlâ için imkânsız diye bir şey söz konusu değildir. Kur’an’da bunun örneklerini vermiştir.  İbrahim için İshak’ın müjdelenmesi,(Hicr 15/53) Bakire olan Meryem validemizin İsa (as)’ı doğurması gibi. (Nisa 4/171) Kudretinin delillerini göstermiştir. “Allah bir şeyi yaratmak istediği zaman ona sadece ol der oda oluverir.” (Yasin36/82 )  ayeti ile ifade edilmiştir. Bu hakikati bir elçinin bilmemesi mümkün değildir. Ancak insan için imkânsızın imkâna dönüştürülmesi ve bunun bizzat kendi üzerinde cereyan edecek olması çok farklı bir durum ortaya çıkarmaktadır. İşte bu fark nedeniyle Zekeriya (as ) da heyecanından rabbinden bir işaret istiyor. O da bu işareti hemen veriyor. Herhangi bir hastalığı olmadığı halde üç gün konuşamayacağını bildiriyor. Yani halk arasında sevinçten/ heyecandan dili tutuldu denilen bir durum Allah’ın izniyle yaşanıyor. Aynen İbrahim (as)’ın “Rabbim ölüleri nasıl dirilteceksin?(Bakara 2/260) “Demesine karşılık; “inanmıyor musun ya İbrahim?”  deyince; “İnanıyorum da mutmain olmak istiyorum” demesi gibi. İnsanı şok eden bu tip olaylar karşısında kulların göstermiş olduğu doğal tepkileri Allah Teâlâ da makul karşılayarak onları mutmain kılacak işaretini vermiştir. Durum bundan ibarettir.

İş gelip mesajın doğru anlaşılması için metnin doğru çevrilmesi konusuna dayanmaktadır. Rabbim kelamının her kelimesini özenle seçmiş. Metinde kullanılan her kelimenin o metnin doğru anlamlandırılmasında bir özelliği vardır. Bu nedenle metne sadakatle yapılacak tercümelere ihtiyacımız vardır. Rabbim her topluma ihsası güçlü fakih kullarının eliyle bu nimetini bahşetmesi için samimiyetle dua edelim. Rabbimiz dualarımıza gereken cevabı verecektir inşaallah…  Kusursuz olan Kur’an’dır,  meal ve tefsirler ise insanların Kur’an’dan anladıklarıdır. Bu nedenle meal ve tefsirler insanları yanılta bilir. Bu konuda azami dikkati göstermek tüm insanların yapması gereken bir görevdir. Sorumluluklarımızı yerine getirip görevlerimizi doğru yaparsak; yanılma payımızı en aza indirmiş oluruz…

Rabbimizin, hataen ve ya unutarak yaptığımız günah ve kusurlarımızı bağışlaması dileklerimizle!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı