GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’daki Dine Değil Kafalarındaki Dine Uyanlar

İnsanoğlunu yaratan Allah yarattığı bu varlığa verdiği ömür süresince uyması gereken kuralları da kitaplar ve elçiler göndermek suretiyle belirli bir düzene bağlamıştır. Yaratılan bu varlık sahip olduğu özellikler gereği kendi başına ne dünya nede ahiret için yaşam biçimi ve hayat belirleyici kanunlar koyma ve yapma hak ve salahiyetine sahip değildir. Kapasitesi var ancak bu koyduğu kanun ve kurallar kendisini yaratan tarafından asla kabul edilmeyecek ve ahirette de kaybedenlerden olmaya mahkûm olacaktır.

Aklının ve zekasının ürünü olan  bu gayreti  onu asla kurtarmayacaktır. Buradan insan aklını ve zekâsını hafife aldığımız manası asla çıkarılmamalıdır. Zira aklı olanın dini vardır ve yine aklı olanın hesabı olacaktır. Bizim burada kast ettiğimiz husus insanın Allah’tan rol çalıp ilahlığa soyunmasıdır.

Günümüz insanının en çok yaptığı da zaten budur. Allah’ın gönderdiği ve çerçevesini yine kendisinin vahiyle çizip insan olan elçileri vasıtasıyla hayata uygulana bilir hale getirdiği dinin yerine kafalarındaki dini hayatlarının kuralları haline getirip sonrada Allah hakkında ileri geri konuşarak Müslüman kalabilecekleri zannı ile hayatlarına devam etmeleridir.

İslam’ı din olarak seçip beğendiğini söyleyen bir insanın bundan sonra kendi ve atalarından miras kalan her türlü İslam dışılıkları terk etmesi ve Allah’ın dininin ne önüne nede arkasına herhangi bir şey ilave etmemesi gerekmektedir. Mesela: Allah’ın dinini hayatlarına uygulama noktasında “Gelin Allah’ın indirdiği zikre Kuran’a uyun:” diyen bir davetçiye hayır biz atalarımızı yapar bulduğumuz şeylere uyarız. Demek inanmış bir insanın özelliklerinden olamaz. Zira ataların yanılması veya şeytanın onları alevli bir ateşe çağırmış olma ihtimali her zaman olagelmiştir.

Bu gün bütün bir insanlığın yaşadığı problemlerin başında böyle bir anlayışı halen hayatlarına uygulayıp dinlerinin esasları haline getirmelerinde yatmaktadır. Önce Yahudiler daha sonra Hristiyanlar en son olarak ta Halkı Müslüman olan bu ümmet atalarından görüp uygulanıp geleni din edindiler. Oysa Din sadece Allah’ın gönderdiği vahiylerden oluşmakta idi. Bu konuda Allah kuralını koymuştu hiçbir yaratılmışın bundan elçilerde istisna olmayıp din, yaşam biçimi, hayat için kurallar belirleme hakkına sahip değildi. Herkes ama herkes indirilen dine uyacak hiç kimse uydurulan dini indirilen dine tercih etmeyecekti. Yapılması ve kabul edilmesi gereken gerçek bu iken uygulama tam da bunun tersi oldu. Allah’ın gönderdiği dini bırakıp kendi kafalarındaki oluşturmuş oldukları dini hayatlarının kuralları haline getirerek bu ön kabulleri ile Allah’ın gönderdiği dini değerlendirmeye ve o din hakkında hükümler verip ileri geri konuşmaya başladılar.

Allah’ın bütün insanlık için gönderdiği ve son din olarak isimlendirdiği aziz İslam’ı kendi kafalarındaki din ile uyumlu hale getirmeye başladılar. Oysa yapılması gereken tamda bunun tersi idi. Kafalarını Kuran’ın ortaya koyduğu hükümler ile düzeltmeleri gerekenler kafalarındakiler ile Kuran dan anlaşılması gerekenleri  tevil ve tahrif ederek Allah’ı söylemek istediği şeyleri Allah’tan korkmadan Allah adına  söylemeye başladılar.

Zira sadece bunu Allah adına yapmayıp onun son elçisi adına da “ söylemek istedikleri sözlerin başına peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:” dedirtmek suretiyle de son elçiye söylettiler halende söyletmeye devam etmektedirler. Kafalarındaki din ile Kurandaki din çelişince  yaptıkları tek ve en önemli şey Kurandaki dini kafalarındaki din ile uyumlu hale getirme hamleleri oluşturmaktadır. Bunlarla ilgili binlerce örnekten bahsetmek elbetteki mümkündür ancak biz bir kaç tane örnek vererek konumuzu biraz daha açmaya çalışalım:

Birinci örneğimiz: “ Ey iman edenler!  Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve o’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.”  ( Maide-35) Bu ayette bize Allah’ın rızasını kazandıracak tek çarenin ve tek yolun kul olarak Allah ve onun dini için göstereceğimiz gayret ve çabalamalarımız olması gerekir iken: İslam dan ayrı bir din ve görüş olan tarikat ve tasavvuf buradaki vesileyi alarak kendi anlayışının bir ürünü olan “ Şeyh” anlayışını kafalardaki din haline getiren anlayış sahiplerine : “bakın Allah kendisine yaklaşılması için vesileler arayın diyor  işte size vesile sizler yalnız başınıza Allah’a yaklaşamazsınız sizi ancak şeyhimiz! Allah’a yaklaştırır” demek suretiyle  İslam dışında bir dinin oluşmasının temellerini atmışlardır. Böyle bir anlayışa sahip birisinin artık Kuran’dan bir ayeti doğru anlaması imkânsızdır. Zira o artık baktığı her ayette şeyhini görecektir. Oysa Allah bu anlayışı ve sahiplerini şiddetle kınamaktadır. Çünkü Allah yarattığı insanoğluna şah damarından daha yakındır. Bizler Allah’a yaklaşmaktan ziyade onun rızasını kazanmak için gayret gösteren ve çaba harcayan inanmışlar olmak zorundayız.

İkinci örneğimiz: Allah birbirlerine haram olan bir erkek ve kadının nikâhsız her türlü birlikteliğini hatta gizli dost tutmasını cinselliği çağrıştırıcı her türlü girişimi kesinlikle haram kılmıştır. “Sizden bekâr olanları, mahiyetiniz altındaki kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. “ ( Nur-32) Evlilikte esas olan nikâhtır. Allah’ın dini İslam bunu istemektedir. Ancak günümüz insanı ki bunlardan bir kısmı sözde Müslüman ve İslam’a ait bir takım sembolleri  türban tesettürlü  kıyafet !ve günlük yapılan ve alışkanlık haline getirdikleri ancak içeriğinden ve ruhundan hiç haberdar olmadıkları  bir takım emirleri de yerine getirip kafalarındaki dine uyup Allah’ın dinini hayatlarından kovan insanlar kendi çocuklarının  kız ise erkek erkek ise kız arkadaş edinmelerini gayet doğal karşılayıp bunun yanlış olduğunu söyleyen insanları ise sizde de hiç anlayış yok sizler hiç genç olmadınız mı? Demek suretiyle susturmaya çalışmaktadırlar. Bu gün toplumun en büyük sorunu ve yavaş yavaş kötü sonunu hazırlayan tehlike nedir derseniz? Cevabımız sınır tanımayan bir cinsellik sapkınlığıdır. Artık aleni olarak toplu taşım araçlarında, parklarda , ve eğitim yuvalarında  bu tür manzaraları yaşları on beş ile yirmi arası yeni neslin ortaya koyduğu manzaralar olarak görmek mümkündür. Artık kimseye bir şey söyleyemediğiniz gibi başınızı öne eğmek zorunda kalıyorsunuz.  Siz şimdi bu insanların kafalarındaki dine değil de Kuran’daki dine uyduklarını söyleye bilirimsiniz? Allah’ın dininde böyle bir fesada ve fıska hiç müsaade var mı? Evet, ne hale geldiğimiz ortada ahlaki bir çöküntü ve çürümüşlüğü yaşadığımız ortada Müslümanlar bununla ilgili kafa yormalılar ve çözüm önerileri sunmak zorundadırlar. Aksi halde kıl beşi salla başı gibi bir anlayış kesinlikle bizleri kurtarmayacaktır.

Gelecekte halkı Müslüman olan toplumların kanayan yarasının bu olacağını söylemek kehanet olmasa gerekir. Evlerindeki televizyonlarda oynayan dizilerde verilmek istenen mesajları Allah’ın dinine göre değil kafalarındaki dine göre değerlendirip sonrada aman canım bunda ne var onları da seyretmeyelim de hepten mi kafayı yiyelim diyenlerin kafayı yemediklerini söylemek mümkün mü? Böyle bir kafa yapısı ne kadar islam’i  olabilir? Çocuklarının ellerine verdikleri akıllı! telefonlar ile onların var olan aklını da tümden yok edip akıllarının tümden yok olmasına  veya yanlış şeylere çalışmasına zemin hazırlayan  anne ve babalarının çocuklarının hangi internet sayfalarına girdiklerini kimlerle tivit atıp vat şapta kimlerle arkadaşlık ettiklerine bakma cesaretini gösterdiklerine  inanmak mümkün mü? Kapalı bir kutu haline gelen çocuklarımız bizlerden ve Kuran’daki dinden süratle uzaklaşmaktadırlar. Acilen bununla ilgili çözüm arayışları içerisine girmek zorundayız.

Üçüncü ve son örneğimiz ise: “ O takva sahipleri ki: gaybe  inanırlar, namazı gereği gibi kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. “ (Bakara-3-4)   Allah bu ve benzeri ayetlerinde Allah’tan korkma bilincine sahip olup  gerçek ve kalite müminlerin özelliklerini sayıp dökmüştür. Doğru olanda budur. Allah iyi bir inanmışın gaybe iman etmesini, farz kılınan namazları tam ve zamanında kılmasını, kendi sabip olduklarından ihtiyaç sahibi fakir ve fukarayı da görüp gözetmesini ayrıca kendilerine indirilenlere ve kendilerinden önce indirilenlere de ve ahirete de kesin olarak iman etmeyi olmazsa olmaz şart olarak ortaya koymuştur. Asıl ve doğru olanda budur.

Şimdi birilerinin çıkıp bunları yetersiz görüp yeni şartlar koyması o kişinin Kurandaki dine değil de kafasındaki dine uymuş olmasının en açık göstergesidir. Zira burada Allah tarafından belirlenen şartları yetersiz görme gibi bir davranış söz konusudur. Veya Allah tarafından konan ve Allah’tan korma bilincinin en önemli şartı sayılan namazı yok sayarak veya namazsız bir Müslümanlık anlayışı hangi din anlayışının sonucudur? Bu tür anlayış sahipleri Kurandaki dine değil kafalarındaki dine uymaktadırlar. Oysa Allah sadece kendi indirdiği dine inanıp kabul eden ve hayatına uygulayan inanmışlardan bu dini kabul edecektir. Aksini düşünmek inananlar için olası değildir. Kafalyarındaki dine değil Kurandaki dine uyanlara müjdeler olun. Başka bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanat olunuz.

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close