GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’dan Uzak Kalanlar ve Kur’an’dan Uzak Tutanlar

Allah’ın insan seviyesine uygun hale getirip indirdiği yüce Kuran zamanla indirildiği insanoğlundan uzaklaştırılarak yalnızlaştırılmıştır. Bunu söyler ilen Kuran’ın Mushaf yani bir kitap olarak değil mana ve muhteva olarak uzaklaştırıldığını kast ediyorum.  Zira bu gün ister bu kitaba iman etsin ister ise iman ettiğini söylesin herkesin evinde ya atalarından miras kalan Arapça bir kuran ya da bulundurması halinde evine bereket getireceğine inandığı bir Kuran’ı kerim vardır. Hatta bazıları anlamlarını bilmeseler dahi zaman zaman ben evimden çıkmadan hemen önce şu duaları okurum zira bunlar benim uğurumdur diye övünmelerine şahit olmuşunuzdur. En uç noktada olmasına rağmen sizler ile paylaşmakta bir sakınca görmediğim şu örneği paylaşmak istiyorum: Yaptığı iş İslam’a kesin olarak aykırı olan bayan bir şarkıcı bu denli şöhret ve başarılı olmasının nedenini soran spikere “ göğsünü gererek kardeşim ben Müslümanım Allah’a inanıyorum ve sahneye çıkmadan önce uğurum olan cevşenimi! Takar ve ayetel kürsiyi mutlaka okur sonrada sahneye çıkarım.”  Dedi ve peşinden de şarkılarını söylemeye başladı.

İşin aslına bakar iseniz bu gün halkı Müslüman olan coğrafyada Mushaf olarak Kuran var fakat bu Kuran hayatı yönetip yönlendiren hayat için kanun ve kurallar koyan bir kitap değil aksine kitabın mensuplarının anlamını bilmeden seslendirip okudukları kutsal bir metin olarak varlığımı sürdürmektedir. Mevcut durum bu olunca halkı Müslüman olan bu yöre insanları kısır bir döngü içerisinde başlarına gelenlere razı edilerek yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler. Mevcut durumdan kurtulmak için bu gün bir çalışma içerisine girmedikleri için yarınları da dünün tekrarından başka bir şey olmayacaktır.

Kuran’ın insan hayatından atılmasının, uzaklaştırılmasının birçok nedeni vardır ancak yazımızın kapasitesini göz önüne alarak bunlardan sadece ikisi üzerinde durarak yazımı tamamlamaya çalışacağım. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Allah’a ve onun elçileri kanalıyla göndermiş olduğu vahiyleri özelliklede son mesaj olan Kuran’ı kerimi kabul etmeyen her fırsatta onunla verilmek istenen mesajları ya inkâr eden ya da görmemezlikten gelip hafife alan inkârcı kâfirlerdir. Bu mücadele ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem peygamber ile başlayan ve taraftarlarından birinin şeytanların olduğu hak ve batıl mücadelesidir. Diğer bir ifadeyle Allah’ın taraftarları ile şeytanların taraftarları.

Bu gurubu ve verdiği mücadeleyi anlamak mümkündür zira kendilerine göre doğru bildikleri ancak bizlere göre yanlış olan inanç, sistem, ideoloji ve itikatları için vermeleri gereken mücadelelerini veriyorlar. Aralarında derin ihtilaflar olmasına rağmen Protestanlar ile Katolikler arasında olduğu gibi. On bin mil öteden gelerek A.B.D, İngiltere, Fransa! vb. zalim ve kafirler bir araya gelip yirmi birinci yüz yılda Müslüman coğrafyaları işgal edip haydutluk yapabilmektedirler. Her ne kadar bu mücadelelerini ora halkının zalimlerinden onları kurtarmak adına olduğunu söyleseler de kendi yaptıkları zulüm ve zalimlikler öncekileri aratmayan hatta onları aratır bir hal almıştır.

Bu zalim ve zulüm sahipleri bu yaptıkları kâfirlik için bir takım bahaneler ileri sürseler de esas amaçları Müslüman coğrafyayı işgal edip bu bölgede Müslüman varlığına son verip sonrada Siyonist İsrail’in emrine vererek vade dilmiş topraklar üzerinde büyük Yahudi devletini kurmak olacaktır.

Bu niyetlerini gizleme gereği bile duymamaktadırlar. Zira son kırk yıldır bu işleri organize eden büyük şeytan ABD.’nin doksanlı yıllarda yönetiminde olan baba Bush : “Bu mücadelenin bir haçlı seferleri olduğunu” dünya Müslümanlarının gözünün içine bakarak utanmadan ve sıkılmadan söyleye bilmiştir.

Niyetlerini gizleme gereği bile duymayan bu zalimler ne yazık ki yanlarına işgal ettikleri ülkelerin zalimlerini de alıp “ Dünya küresi üzerine ellerini koyup çok şükür dünyayı birlikte idare ediyoruz” diye biliyorlar. Bu arada bazı halkı Müslüman ülkelerin zihnen bazılarının ise bil fiil işgal altında olduğunu da hatırlatmaya sanırım gerek bile yok. Yine her konuda gizli niyet okuyuculuğu yapmakla maharet bulmuş bazı mihrakların buna rağmen bu zalim ve kâfirleri halen stratejik ortak veya müttefik olarak görmeleri düşündürücü değil mi? Oysa rabbimiz bizlerin bu konuda izlemesi gereken politikanın ne olması gerektiğini şöyle açıklıyor: “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.”  ( Maide-51)

Allah’ın ayeti her şeyi apaçık anlaşılır bir şekilde ortaya koymuştur. Buna rağmen kâfir ve zalimler halan dost ve müttefik olarak görmeye devam edenler verecekleri hesaba kendilerini hazırlasınlar. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi bu gurubu ve yandaşlarının verdiği ve vermekte oldukları mücadeleyi anlamak belki mümkündür.

Fakat benim ve siz değerli kardeşlerimin anlamakta güçlük çektiği ise bu kitabın mensuplarının hem kendileri kitaptan uzak duruyorlar hem de başkalarını Kuran’dan uzak tutmaya çalışıyorlar. Buradaki kastımın Kuran’ın bizzat kendisi değil anlaşılması gereken mesajın ne olduğudur.  Bu konuda Müslüman coğrafyada bilinen ve meşhur olan o kadar âlim! Var ki onların verdiği fetvaları okumaktan ömrünüzde kurana sıra gelmez.

Belki bu insanlar doğrudan kurandan uzak durun dememişler ancak tarikat ve tasavvuf mensuplarının yaptıkları gibi herkesin çok rahatlıkla anlaya bileceği  ayetler üzerinde bile kafa karıştırmaya devam etmişlerdir. “Sen satırlara değil sadırda olanlara bak” demek suretiyle Allah’ın ayetlerine  Allah’ın kast etmediği manaları vererek maskaraya çevirmişlerdir. Merak eden kardeşlerimiz tasavvufun şeyhi ek beri olan İbn Arabinin Fususul Hikem isimli eserini bir kez daha gözden geçirmelerini öneririm. Orada Allah’ın ayetlerinin nasıl takla attırıldıklarına ibretle ve hayretler içerisinde şahit olacaksınız.

Yüce Kuran’ın ayetlerinin kapsamını belirli bir şahıs ve zaman dilimi için geçerli gören zihniyet sahipleri sizler ile paylaşacağımız ayetin her ne kadar başkalarını ilgilendirdiğini iddia etseler de bizler onların bu görüşlerine katılmıyoruz. Ayette bahsedilen fiil ve davranışları bu gün kim ortaya koyuyor ise ayetin kapsam alanına girenlerde onlardır. Diğer bir deyişle Yahudiler değil Yahudileşenler veya Ebu leheb değil o zihniyetin bu gün ve gelecekte temsilcileri ayetin kast ettiği hedef kitledir.

Şimdi konumuzla ilgili ayetin anlamını paylaşalım: “Onlar başkalarını Kuran’ı dinleyip anlamasına engel olurlar, hem de kendileri Kuran’dan uzak dururlar ve böylece kendilerini cehenneme sürüklerken onları da peşlerine takarlar ama bunun farkında değiller.” (En’am-26)  Evet, yapılan ve işlenen fiil insanları kurandan uzak tutmakla beraber kendisi de Kurandan uzak kalanların davranışlarından bahsetmektedir. Bunu yapanın kim olduğu hiç önemli değil önemli olan insanlar ile kuran arasına konan bari yellerdir. Zira Müslüman olmak için insan kuranı anlamak içi ise akıllı olmanın yeter şart olduğu unutulmamalıdır.

Ben iddia ediyorum ki Emevi ve Abbasilerden itibaren Kuran sahipsiz ve taraftarsız kalmıştır. O günden bu güne herkes göğsünü gere gere ben ehlisünnetim, ben ehli Şia’yım, ben Hanefi, şafi, maliki, Hanbeli’yim derken hemen hemen hiç tenkit edilmemişler hatta itikatta mezhebim filan ama amelde mezhebim filandır! ki bu nasıl oluyor ise zira amelinde itikadında bir kaynağı vardır oda Kurandır. Bunlar kınanmaz iken yüce kuranı ve onun yürüyen hali olan son elçiyi ölçü alanlar toplumdan dışlanarak sapıklıkla suçlanmışlardır. Hatta bir Müslümanın ben Kuran’cıyım demesi büyük suç ve sapıklık olarak görülmüştür.

Oysa bir Müslümanın kuran taraftarı olması kadar doğal ne ola bilirdi ki? Tarihte kim Kuran’ı esas alarak bir kurtuluş mücadelesi başlatmış ise resmi ideoloji ve iktidarı arkasına alan uydurulmuş dinin mensupları: “bunlar sadece Kuran diyorlar zira bunlar Kuran’cı ve sapıktır.” Demek suretiyle yapılan bütün tevhidi hareketleri tu kaka yaparak itibarsızlaştırmışlardır. Oysa Allah onların düşünce ve itikatlarını üzerlerine kurdukları ve kendi elleriyle yazıp sonrada bu Allah katındandır dedikleri kaynakları koruma altına almamış aksine bu koruma garantisini sadece kurana vermiş olmasına rağmen.

Kuran talebelerini veya ehli kuranı sapıklıkla suçlaya bilmişlerdir. Bu düşünce sahiplerinin ortak hareket noktaları Kuran’ı herkes anlayamaz. Oysa Kuran’ı gönderen Allah gönderdiği kitabın herkes tarafından anlaşılır ve kolay olduğunu yine o kitabın içerisinde  “ Yemin olsun ki düşünüp öğüt almanız için Kuran’ı kolaylaştırdık  hala düşünüp öğüt almayacak mısınız.? (Kamer-17) hem de elli beş ay etlik bir surenin içerisin de dört ayette ifade ederek kitabının aklını kullanan herkes tarafından anlaşıla bilir hale getirildiğini ifade etmiştir.

İslam’ın mensubu olduğu halde insanları kurandan uzak tutan kişiler bunu ya art niyetlerinden ya da ihanetlerinden yapmaktadırlar. Bununla kendi söylediklerinin kuran ile test edilip kendi itibar ve mevkilerinin kaybolup gitmesinden korkmaktadırlar. Yani dünyalıklarını kaybetme korkusu zira bunlar mevcut statüko tarafından ciddi anlamda dünyalıklarını kazanmışlardır bunu da kaybetmek istememektedirler.

Yine bunlar ile yapılacak mücadelenin şeklini de yüce kuran vermektedir: “O halde sen, kafirlere itaat etme ve onlara karşı Kuran’la büyük bir mücadeleye giriş.” (Furkan-52) Mücadelenin şeklide kaynağı da çok açık olarak ortaya konmuştur. Buyurun size çare bu mücadeleyi hemen şimdi başlatacak ve bu davanın ilk inananı benim diyecek inanmış erkek ve hanım efendilere ihtiyaç vardır. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close