Genel

Kur’an’ı en son ne zaman okudunuz?

Fatma Tuncer/Milli Gazete

Markalı giysileri ve gösterişli araçları ile arz-ı endam eden Müslüman bozuntularına inandıkları dini ne kadar tanıdıklarını ya da tatbik ettiklerini sorsanız cevapları ne olur acaba? Ya da Kur’an’ı en son ne zaman açıp okudunuz deseniz yüz ifadeleri nasıl olur? Muhtemelen aldığımız cevaplar şunlar olacaktır: “Geçtiğimiz aylarda komşum vefat etmişti Yasin-i Şerif okumuştum, namaza gelince fırsat buldukça kılmaya çalışıyorum işte…” Toplumda ekonomik ya da kültürel statüleri ile öne çıkan fertler, inandıkları kitapla hiçbir bağ kuramazken biz onlardan erdemli olmalarını bekliyoruz.

Hacılar hocalar, siyasi çevreler çıkıyor ve neden bizim çocuklarımız bu kadar suça eğilim gösteriyor diye soruyorlar. Neden madde bağımlılığı, gasp, hırsızlık, cinayet şiddet vb. sorunlar hızla artıyor diyorlar. Cevap belli: Çocuklardan önce erişkinler hatta din âlimi olarak bildiğimiz birçok kişi Kur’an’ı tam olarak tanımıyor, Allah’ın bizden nasıl bir hayat yaşamamızı istediğini bilmiyor, İslam’ı filan hocadan işittiği menkıbeler üzerinden anlamaya ve anlatmaya çalışıyorlar. Diyanet’te çalışan din görevlileri ise klasik memur olmanın ötesine geçip halka inemiyor, genç bireylere ulaşıp onlara destek veremiyor, hakkı anlatma noktasında geniş sahalara açılamıyorlar.

 

İslam toplumlarında yaşanan ahlaki kokuşmuşluğun en büyük nedeni halkın Kur’an’la bağ kuramamaları ve İslam’ın asli meselelerinden haberdar olamamalarıdır. Bilindiği üzere toplumumuzda okulların tatil olması ile birlikte camiler açılır ve çocuklar Kur’an’ı zahiren okumayı öğrenirler. Ebeveynler için artık sorumluluk bitmiştir ne de olsa çocuk Kur’an’ı tecvitli okuyabilmektedir. Fakat çocuk kutsalı ile yakınlık kuramaz, Kur’an’ı sadece ölüler için okunan bir kitap olarak algılar.

İnsanlarımız yakınlardan biri Hakk’a kavuştuğunda yılın on bir ayı duvarda asılı duran Kur’an’ı itina ile indirir ve bir Yasin-i Şerif okuyuvereyim deyip yola düşerler. Yaşayan bireylere yol haritası olan Kur’an sadece cenaze merasimlerinde açılır ve okunur. Oysa ölen ölmüştür fakat Kur’an’ın yaşayanlara söyleyeceği çok sözü, verebileceği çok mesajı vardır fakat dinleyen olmaz.

Ramazan ayında Kur’an yine raflardan indirilir ve mukabelelerde okunur. Fakat kimse Arapça konuşan Kur’an’ın dilini anlamaya ve Allah’ın kendilerinden neler istediğini kavramaya niyetlenmez. İnsanlarımız belli rutinler hariç Kur’an’ı duvara hapseder ve din adına uydurulmuş hurafelerden beslenmeye devam ederler.

 

Meşhur Muhammet İkbal bu durumu şöyle özetler: “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak onlara ilk evvela bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek zorundayız.” Eğer bugün İslam coğrafyasında derin çıkmazlar, büyük çelişkiler ve ahlaki kokuşmuşluk yaşanıyorsa, eğer bu toplumlar köleliğe rıza gösteriyor ve Batı’ya boyun eğmek durumunda kalıyorsa bunun sebebi Müslümanların Kur’an ve sünnetten uzaklaşmış olmalarıdır. O nedenle Kur’an’ı hayatımıza yeniden taşımadıkça bu esaretten, bu baskı ve işgallerden kurtulamayız. Kur’an’ı hayatımıza yeniden taşımadıkça sağlıklı bir şahsiyet oluşturamaz ve kimlik karmaşası yaşamaya devam ederiz.
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir