GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’ın Model İnsan Tipi:Mü’minler-2

RAHMAN ve RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA…

Vahiy, indiği ilk günden itibaren Allah’ın razı olacağı insanı yani mü’min şahsiyeti inşa etmeyi hedeflemiştir. Kur’an’ın tamamı mü’min kişiliğin Allah’la, insanla, hayatla, evrenle ve ahiretle kuracağı ilişki tarzını ifade eder.

Mü’minin esas amacı Allah’ı razı etmektir. Allah’ı razı etmenin yolu ise bize vahiy aracılığıyla ulaştırılmıştır. Bizlerin kendimize göre kulluk yolları belirleme/yeni yollar icat etme hakkımız yoktur. Yol O’nunsa –ki O’nun- o yoldan nasıl gidileceğini belirleme hakkı da O’nundur. Hedefi belirleyen Allah hedefe nasıl ulaşılacağının yolunu da göstermiştir. O halde biz mü’minlere düşen şaşmamak/ şaşırmamak adına O’nun gösterdiği yola teslimiyet gösterip uymak/uygulamaktır.

Mü’min de bir beşerdir. Bu dünya gezegeninde yaşamaktadır. Diğer insanlar gibi onun da giderilmesi gereken ihtiyaçları vardır. O da insanların yaşadığı sorunların muhatabıdır. Fakat bu gezegende mü’min şahsiyetin farkı Yaratanın rahmetinin bir tezahürü olarak elinde Kitabın  ve bu Kitabı pratize etmiş bulunan bir elçinin bulunmasıdır. Mü’min şahsiyet elindeki bu imkanları lehine dönüştürürse kopmaz bir kulpa sarılmış demektir.

Mü’minler hayata, evrene ve eşyaya bakarken elbette vahyin kendine öğrettiği/gösterdiği bakışla bakar, bakmalıdır da. Fakat dünya hayatının cazibesi onun da dökülüşüne şahitlik etmiştir, etmeye de devam ediyor. Dün bu dinin tebliğciliğine soyunan nicelerinin aynı yerde durmadıklarını şahit olmuşuzdur. Mü’min kişiliğin yol kazası yaşamasına hangi unsurlar sebep oluyor? İman ettiğini iddia ettiği halde hangi durumlar onu vahyin belirlediği  yoldan ayırıyor? Ben bu yazımda Mü’min şahsiyeti oluşunu engelleyen akli/nefsi hastalıkları paylaşmak istiyorum.

MÜ’MİN KİŞİLİĞİN OLUŞUMUNU ENGELLEYEN AKLİ ve NEFSİ ENGELLER/HASTALIKLAR

1-Bilgisizlik Ve Bilinçsizlik Hastalığı:

İman etmek, safını belirlemek demektir aynı zamanda. Safını belirlemiş kişidir mü’min. Bu sebeple mü’min kişiliğe sahip kişi tercih ettiği inanç sistemini öğrenmek zorundadır. Tercih yaptıktan sonra ‘bilmiyorum’ diye bir mazeret öne süremez mü’min. O, tercih ettiği dinin dünya görüşünü, evren ve insan anlayışını, farzlarını, haramlarını, küfrün hile ve desiselerini bilmelidir. Bilmelidir ki uyanık olabilsin, uyanık kalabilsin. Bilgi yoksa bilinç de yok demektir. Bilgi bilince açılan bir kapıdır. Mü’min şahsiyet, bilgi donanımına sahip bilinçli kişiliğin adıdır. Bilgi ve bilinçten yoksun bir kişinin mü’minliği ispatsız bir iddiadan ibaret kalır. İddialar ispatlanırsa  bir değer ifade eder.

Mü’min okumak, tefekkür etmek, anlamak, anlamlandırmak zorundadır. O, bilgisizlik ve bilinçsizlik hastalığına yakalandığında mü’min kimliğini de zamanla kaybeder. Sürekli okumak, gözlem yapmak, kendini yenilemek, vahyin gıdasıyla gıdalanmak zorundadır o. Kendini yenilemeyen canlılığını kaybeder ve bu kaybediş kimliğinin de kaybolmasına yol açar. Yaşadığımız hastalıkların temelinde bilgisizlik ve dolayısıyla da bilinçsizlik hastalığının yattığını söylememiz mümkündür. ‘Bilmeyene bildirirler.’ sözü gereğince bilenler bilmeyenler üzerinde söz sahibidirler.

Bilgi ve bilinç sahibi olmak mü’min kişiliği toplumsal hayatta var kılan temel etkendir.  Biliyorsanız hayatta varlık gösterebilirsiniz. Kur’an bize defaten bilmenin öneminden bahseder. “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer/9) Vahiy mü’min için bilginin ana kaynağıdır. Vahiyden beslenen akıl akleder ve kalp bu bilgiyle tatmin olur. Neticede bilgi bilince dönüşünce Allah’ın hoşnut olduğu eylemler yansır hayata.  Bilgi ve bilinç yoksa eylem de yok demektir. İnsan bilmediğini hayata nasıl yansıtabilir ki?

Alemlerin Rabbi “OKU!” emriyle önce bilmemizi ve bilinçlenmemizi emrediyor. Cehaletin bataklığından ancak böyle kurtulabileceğimizi Rabbimiz bize öğretiyor. Kur’an mü’minler için temel bilgi kaynağıdır. O, Rabbinin kendisi için rehber olarak gönderdiği Kitabı öğrenmek,  öğrendiklerini bilince dönüştürmek ve uygulayarak model/örnek olmak zorundadır. Eğer inanç sistemimiz konusunda bilgi ve bilinç yoksa güdülmek, güdülenmek, algı operasyonlarına maruz kalmak kolay olacaktır. Sürekli kandırılıyoruz, aldatılıyoruz. Hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde oyunlara geliyoruz. Neden? Çünkü mü’min kişiliğin gerçek anlamda tezahürleri yok pratikte. Çünkü İslam’ın hayat sistemi olduğuna dair bir anlayışı içselleştirememişiz. Çünkü bilmiyoruz; bilinç sahibi değiliz.

Vahyin kılavuzluğunda bilgilenen ve bu minvalde bilinç kazanmış bir mü’mini aldatmak/kandırmak mümkün değildir. O olayların nasıl cereyan ettiğini, olayların arkasında yatan zihniyeti ve zihniyet odaklarını tanır, bilir. Çünkü o Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanmış, hikmetle bakmayı ve görmeyi öğrenmiştir. Mü’min kimliğini kaybetmek istemiyorsa bilgisizlik ve bilinçsizlik hastalığından kurtulmalıdır ki insanlık için model olmaya devam edebilsin.

2-Dünyevileşme Hastalığı:

İslam dünya hayatını kötüleyen, küçümseyen, aşağılayan bir din değildir. Böyle bir anlayış içimize başka dinlerden, felsefelerden, düşünce akımlarından geçmiştir. İslam’a göre dünya ve ahiret birbirinin zıddı değil, bir bütünün iki ayrı parçasıdır.  Dünyanın işlevi ahirete hazırlık alanı, bir imtihan yeri olmasıdır. (Ankebut/2-3) İslam dünya hayatının geçiciliğine vurgu yapar, ancak dünya nimetlerinden yaralanmamızı da ister. (Hadid/20, Ali İmran/14, Nisa/134) Dünya hayatının bir oyun ve eğlence yeri olduğunu hatırlatır (En’am/32, Ankebut/64, Muhammed/36, Hadid/20) ki, dünya hayatının aldatıcı cazibesi bizleri cezbetmesin. Esas olanın dünya-ahiret dengesini kurmak olduğunu söyler İslam.

“Allah’ın sana verdiğinden (harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de iyilik et…” (Kasas/77)

Bir imtihan vesilesi olan dünya hayatı İslam’da ahiretin tarlası olarak görülmüş, burada ekilenlerin orada biçilebileceği ifade edilmiştir. Rabbimiz yarattığı kulun fıtri özelliklerini bildiğinden  dünyevileşme hastalığına karşı mü’minleri uyarmıştır.

Dünyevileşme tedavisi çok zor hastalıktır. Mü’min dünyevileşmenin çok kötü bir hastalık olduğunu idrak ederek yaşamasını ilke haline getirmelidir. Burası imtihanı en çok kaybettiğimiz alan diye düşünüyorum. İnsana verilen kısa bir ömrün sadece dünya nimetlerini elde etmek için harcamaktır dünyevileşme. Dünyevi rahatlık/konfor için Yaratanın çizdiği sınırların rahatlıkla çiğnenmesi, sınırların korunması hususunda hassasiyetin kaybedilmesidir dünyevileşme. İslam çalışmayı, rızık teminini, helal kazancı teşvik etmiş; ancak dünyevileşmeye karşı bizleri uyarmış, uyanık olmaya çağırmıştır.

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Resulünden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez. (Tevbe/24)

Allah’ın yarattığı fıtratta bir değişiklik yok. İnsan dün hangi konularda dünyevileşme hastalığına müptela olmuşsa bugün de aynı konularda dünyevileşme yaşamaktadır. Tevbe/24’te dikkat çekilen hususlar mü’min kişiliğin oluşum sürecine olumsuz etki eden hususlardır. Rabbini razı etmeyi hayatının temel amacı bilen mü’minler bu tehlikelerin farkında olarak yaşar ve yaşanması için uğraşır. (DEVAM EDECEK)

Yazının 1.Bölümünü http://www.iktibascizgisi.com/kuranin-model-insan-tipi-muminler-1/bu linkte bulabilirsiniz

 

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close