GenelYazarlardanYazılar

Kurbanın Fıkhı

Kurban, vahye muhatap olan ilk insandan bu yana Allah’ın kuluna kendisini hatırlatmak için koyduğu bir bağlılık bildirgesidir. Bugün devletler, vatandaşının eğitim, güvenlik ihtiyaçlarını karşıladığı için vatandaşlarından nasıl vergi alıyorsa, Allah da kullarının beklentileri için kendilerinden bir takım eylemler gerçekleştirmelerini talep etmiştir. Kurban bir sembol olarak; bol rızık veren Allah’ın bizim için lütfettiği sayısız nimetlerden, garip gurebanın istifade etmesine önayak olmaktır. İnsanlardaki “benseverlik” ve “mülkiyet tutkusu”nun yerine “infak etmeyi” koymaktır.

İnsanlık tarihinin ilk kurban tecrübesi, Kur’an’da bir mesel olarak Âdem’in oğulları üzerinden bize anlatılır. Bu anlatıya göre Âdem’in iki oğlundan biri olan Habil’in gönül rızasıyla seçtiği iyi, kaliteli ve güzel kurbanını Allah kabul edilmiş,  gönül rızasıyla ve güzel şekilde Allah’a yönelmeyen Kâbil’in kurbanını ise kabul etmemiştir. Zira Allah “ancak takva sahiplerinin, yani O’nun rızasını gözetenlerin ibadetlerini kabul edeceğini”(5/Maide: 27)  ifade etmiştir.

Bize Kur’an’da anlatılan ikinci örnek ise İbrahim ve İsmail peygamberlerin hikâyesidir. Bu anlatıda Allah, İbrahim’den oğlu İsmail’i kurban etmesini istemiş (ya da Allah’ın ona gösterdiği rüyadan Hz İbrahim bunu anlamış) ve 90 yaşından sonra Allah’ın ona hediye ettiği güzelim oğlunu sırf Allah için canına kıymaya yeltenmiştir. Kendi muradını en iyi kendisi bilir ama belki de Allah, İbrahim’in imanının bütün insanlığa örnek olması için böyle bir mizansen kurgulamıştır.

“Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlıklar üzerine Allah’ın adını ansınlar diye, biz her ümmet için kurban kesmeyi farz kıldık. İşte sizin tanrınız tek bir Tanrı’dır. O halde O’na teslim olun. O’na samimiyetle boyun eğenleri müjdele!”(22/Hac: 34) ayetinden de anlaşılacağı gibi, Hz. Âdem ile başlayıp oradan Hz İbrahim’e uzanan kurban ibadeti, günümüze kadar her dönemde ve hemen her ümmet için bir ibadet olarak varlığını sürdürmüştür.

Niye Kurban Kesiyoruz?

Bugün yeni doğan çocukların anlam veremediği bazı önemli bayramlar olabilir. Örneğin, on yaşındaki bir çocuk Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki’de Amerika tarafından atılan nükleer bombalardan haberdar olmadığı için, o bölgede devlet tarafından gerçekleştirilen törene ne için o kadar insanın toplandığına tek başına anlam veremez. Bu toplantının sebebini anladığında ise yapılan işin perde arkasında ulvi bir amacın olduğunu anlar. Anladığında o da aynı işi yapmaya başlar.

Dinimizdeki ibadetlerin görünen tarafında insanların bir anlam bulamaması normaldir. Dinini, tarihini bilmeyen bir insan ebetteki koca koca adamların toplanıp hayvan boğazlamasına ve bununla tatmin olmasına anlam verememektedir.

Yukarıdaki başlıkta anlattığımız üzere, bugün kurban kesilmesi, geçmişte Âdem’in oğullarının ve İbrahim peygamberin yaptıklarına öykünmekten ibarettir. Ne o melül bakan oğlağın etinin ne de burnundan buhar fışkıran öküz’ün budunun bizim kurban ibadetimiz ile direk ya da dolaylı bir ilintisi bulunmamaktadır. Biz, müminler, kurban keserek içimizde dünyaya ait ne kadar beklentimiz, vazgeçemediğimiz fikrimiz, ideolojimiz, malımız, mülkümüz varsa onların hepsinden Allah için İbrahim gibi vazgeçebileceğimizi, Allah bizden bir şey istediğinde Âdem’in oğlu gibi onun bize verdiklerinin en iyisinden vereceğimizi taahhüt etmekteyiz.

Kurban bir “infak” değil, bir ibadettir(nüsük). Bedeli ödenen kurban infak olur, ama kurban ibadeti yerine geçmez. Kurban ibadetini salt “kan akıtma” veya “yoksullara dağıtılacak et”e indirgemek dinin bu önemli hükmünü sekülerleştirme tehlikesine kapı aralar. Kan akıtmanın psikolojik faydası ve etin yoksullara dağıtılması hükmün “liaynihi/bizzat” değil, “ligayrihi/dolayısıyla” bir faydadır. Liaynihi olan Allah’a kurbiyet ve takvadır. Kesilen hayvanın etinin lezzetli olup olmaması, etinden yağ çıkıp çıkmaması bir müminin konuşacağı en son şey dahi olmamalıdır. Hayvanın etinin fakirlere dağıtılması dahi o muhtaç kişinin yüreğine mutluluk dokundurduğu için güzeldir, değerlidir, sevaptır. Biz daha etli, heybetli, cüsseli bir öküz kestiğimiz için değil; Allah için bunu yaptığımız için değerlenir ve sevaplanırız.

Eğer Allah için evimizden, telefonumuzdan, bağımlılıklarımızdan vazgeçemiyorsak; onları İbrahim’in iradesiyle kılıçtan geçiremiyorsak, kestiğimiz hayvanın eti midemize bayram ettirecek başka da bir kazancımız olmayacaktır.

Kurban uygulamalı ve yaygın bir eğitimdir. Bu sayede insanın Allah’a karşı sorumlu davranması ve kendi kusurlarını, ezikliklerini, defolarını görüp onlardan kurtulması amaçlanır. Eğer bu kazanımlar gerçekleşmiyorsa hayvanı boğazlamışız, karnımız doyacak ama açlıktan bağıran ruhumuz o bayram sofrasından yine aç kalkacak demektir.

Her ibadet gibi kurbanda da hissedar olması beklenen bizim yüreğimizdir. İnsan, dünyada yaşayarak kirlenir, paslanır, eğilir, bükülür. Bu bağlamda kurban, uykusunun en tatlı yerindeki askere “ayağa kalk” ihtarı ve seslenişidir. (Dr. Ahmet Bayraktar, Kurbanın Fıkıh https://www.facebook.com/fikihvakf/posts/1949351068688069)

Dr. Ahmet Bayraktar’ın ifadesiyle kurban, insanın tutkularından ve diğer tüm bağlarından kurtulduğu bir özgürlük ve şöyle bir muhasebedir: Hey, İnsan! Bütün emelini, amacını, gayeni, zamanını neden dünya denen bu bataklığa harcıyorsun. Bir bak son bir senedir nelere üzüldün, nelere sevindin? Hep dünyalık ile doldurmuşsun yüreğini. Sen İbrahim milletindensin. Büyük deden İbrahim, putlarını kırdı, Allah için en sevdiğinden vazgeçti. Sen de bunu yapabilirsin, yapmalısın. O hayvanın Allah ile bir bağı yok, sensin Rabbinin değerlendirdiği, kulluğa layık gördüğü. Ona çektiğin bıçağın daha sağlamını ve keskinini bağımlılıklarının boğazına çekmelisin. Ancak bu şekilde özgürleşebilirsin. Sen özgürleşmessen şeytan seni köleleştirir. Buna izin vermemelisin.

Kurbanın Psiko-Sosyal Boyutu  

Allah için yapılan bir ibadet, Allah ile insan arasındaki bir ilişkidir. Bazı ibadetler ise hem Allah ile insan hem de insan ile insan arasındaki bir ilişkidir. İşte kurban böyle bir ibadettir. Bir hayvanı kurban etmek maksadıyla kesmek, hem Allah ile insan arasında hem de insan ile diğer insanlar arasındaki bir ilişkidir.

Kurban; Allah’a yaklaşmak ve ona yakın olmak anlamına gelir. Allah ile bu yakınlık tesis edilirken kulun değer atfettiği şeyleri feda edebilmek yürekliliğini göze alabilmesidir. Kurban eşyaya gereğinden fazla değer vererek onu kutsamanın/tabulaştırmanın önüne geçmektir. Sahip olma güdüsünden/tutkusundan bir gaye uğruna vaz geçmek/geçebilmektir. Yani herkesin kendi İsmail’ini kurban etme gayretidir. Literatürde ise; her ibadette olduğu gibi Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla, kurban bayramı günlerinde bedenen gelişmiş, koyun, keçi, sığır, manda ve deve gibi hayvanların usulüne uygun kesilmesidir.

Kurbanın tarihçesi her ne kadar Hz İbrahim ile başlatılsa da, tüm formel ibadetlerde olduğu gibi Kurban da insanoğlu ile yaşıttır. Nitekim Hz Âdem’in kıssasında iki oğlunun Allah’a birer kurban sunduğu, bir oğlunun kurbanının kabul edildiği, diğer oğlunun kurbanının ise kabul edilmeği anlatılır(5/Maide: 27). Ayet bize bir tarihçe sunmakla beraber Erol Göka Hocaya göre; bu ayette güçlü bir psikolojik anlam da sarih olarak görülüyor. Hoca, Habil ile Kabil arasındaki gerilimin, aslında her birimizin psikolojisinde de var olduğunu söylüyor. Ayet bizi kendi içimizdeki eğilimler konusunda uyarıyor, olumsuz yanlarımızı görüp haktan, hakikatten yana tavır almamızı istiyor.

Kurban kesmenin gayesi et değildir ve olmamalıdır. Herkesin en sevdiği İsmail’ini Allah adına feda edebileceğini, böylece en çok Allah’ı sevdiğini fiilen gösterebilmesidir, takvadır, Allah’a yaklaşma niyetidir, şükürdür, İbrahim’le başlayan bir sünnetin ihyasıdır.

Tarihin her diliminde söz konusu olan bütün dinlerde Tanrı’ya veya doğaüstü güçlere kurban sunma/takdim etme uygulaması vardır. İslâm’daki kurban uygulamasının bu dinlerdeki pratiklerden en önemli farkı, Allah’tan başkası adına kurban sunumu kesinlikle yasaklanmıştır. Ayrıca kurban olarak hayvan kesimi dışındaki bütün uygulamalara son verilmiştir. Bir diğer önemli bir fark ise: Kurban etinin yoksullara dağıtılmasıyla bu ibadete sosyal bir boyut kazandırılmış olmasıdır.

Kurban ibadeti, insanın maddi, manevi bütün benliğiyle Allaha yöneldiği bir ibadettir. Allah’ın bize verdiği nimetlere şükrün bir ifadesidir. Bu ibadette Allah’a ulaşan kan ve et değildir! Allah’a ulaşacak olan takvamızdır(22/Hac: 37). Kurban sunumu kişinin Rabb’i ile arasındaki gerçek iletişimin somutlaşmış ifadesidir. Bir bilinçlilik halidir. Hz Peygamberin buyurduğu gibi Allah bizim şeklimize ve mallarımıza mülkümüze bakmaz. Kalbimize ve amallerimize bakar(Müslim/Birr, 33). Bu nedenle kurbanda övünme olmaz. Kurban keserken filanca en büyüğünü kesti, bizim kurbanımız onların kurbanından küçük olmamalı, biz eşraftan bir aileyiz; bir hayvanı tek başımıza kesmeliyiz gibi duygular kurbanın gayesine terstir ve riya içerir. Riya ise gizli şirktir. Riyanın günahı kurban kesme sevabından daha büyüktür.

Kevser Suresi 2. ayetteki “Venhar” emri Mekke’de indiğinde Allah Resulü hemen kurban kesmeye kalkmadı. Hicretin 2. yılından itibaren, Hac Suresi’ndeki “Her ümmet için kurban kesmeyi meşru/farz kıldık…”(22/Hac: 34)  ayeti ve ilgili diğer ayetlerle konu netleşince kurbanını kesti. Kurban kesmek Hanefilere göre; akıllı, iyiyi kötüden ayırt edecek temyiz gücüne sahip ve fitre verecek kadar zengin olan kadın erkek tüm Müslümanlara vaciptir. Şafi, Maliki ve Hanbelî ekollerine göre ise sünnettir.

Kurban keserken sağlık kuralları ve çevre temizliği ihmal edilmemelidir. Her yıl kurban bayramında Haliç’in kan kırmızısına dönmüş halini televizyonlardan izlemek çok sevimsiz bir durum. Acemi kasapların kendilerini kesmeleri bir yana, kesim sırasında, hayvana zahmet çektirilmemeli. Hayvan okşanıp sıvazlanarak tekbirlerle teskin edilmeli. Kurbanın sağlıklı bir hayvan olması, hem ibadet ve hem de sağlık bakımından önemlidir. Bu nedenle, hasta, zayıf ve düşkün ve organları eksik bir hayvan kurban edilmez.

Çocuklarda kurban algısı

Çocukların farklı niyetlerle kurban kesimine şahit olduklarını görüyoruz. Köyde yaşayan bir çocuk için bu sıradan bir durum olabilir. Ancak şehirde yaşayan ve bilhassa ergenlik çağına gelmemiş çocukların kesim olayına asla şahit olamamaları gerekir. Ayrıca evde birkaç gün önceden beslenen kurbanlık hayvanla çocuğun duygusal bir bağ kurması olağandır. Şayet böyle bir duygusal bağ söz konusu olursa bu hayvanın kurban edilmesi çocuk için “travmatik” etki oluşturabilir. Bu nedenle çocukların kurbanlık hayvanla bu tür bir bağ kurmasını engellemek gerekir. Çocukların psikolojilerinin bozulmaması için mümkün mertebe kesim yerinden uzak tutulmalı. Buna rağmen kesime şahid olurlarsa insanın proteine ihtiyacı olduğu gibi makul açıklamalar yapılarak, olayın normal ve hayatın içinden bir durum olduğu uygun bir dille izah edilmelidir. Zira kurban ibadeti çocuğa aktarılması gereken pek çok farklı anlamlar içermektedir. Bunların başında kurbanı “hayvan kesme” işine indirgeyen yaklaşım, çocuklardaki ibadet algısını zedeler. Çocuğa bunun bir ibadet olduğu anlatılmalıdır.

Prof Dr. Mücahit Öztürk’e göre kurban ibadeti, ibadetlerde var olan sembollerin, o ibadetin anlam ve amaçların önüne geçme tehlikesini en çok yaşadığımız bir ibadettir. Bu nedenle kurban kavramının daha en başında, salt hayvan kesmek olmadığını, ekonomik olarak yetersizlikleri nedeniyle et yiyemeyenlere ülkemizde ya da dünyanın her tarafında ikram edilerek insanların birbirlerine yakınlaşmalarına vesile olacağını, çocuklara özenle anlatmamız gerekir.

Hoca’nın altını çizdiği ve dikkat edilmesi gereken konulardan bir diğeri de inancın gereği yapılan ibadetlerimizin çocukların bilişsel gelişim düzeyine uygun şekilde ve çok yalın bir dille anlatılması ve yanlış anlamaları önlemek zorunluluğudur. Mesela çocuğa 12-13 yaşından önce İsmail’in kurban edilmesi hikâyesini sadeleştirerek anlatmaz ve yanlış vurgulamalar yapar isek, o yaştaki çocuğun zihninde sadece “babasının bir çocuğu niçin öldürmeye götürdüğü” düşüncesi kalır ki, bu durum çocuğun zihnindeki Allah ve din algını zedeler.

Fedakârlığı, malından vazgeçebilip dostlarla ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı, karşı tarafın duygularını anlayabilmeyi, hakka teslim olmayı, kötülerin yoldan çıkarma taktiklerini bozmayı, Allah’ın sonsuz merhametini ve bunun kullara yansımasını yani kurbanı, çocuklarımıza tam olarak aktarabilmek için aslında hac ibadetiyle ilişkilendirerek anlatmak daha açıklayıcı ve anlaşılır olacaktır. Haccın içerdiği tüm semboller ve ritüeller üzerinden her iş bir anlam taşır, çocuğu eğitir ve bilinçlendirir.

Kurban Bayramı’nın telaşı ve koşturmacası bir başkadır. Her ne kadar kurbanlarını güvendiği kurumlara bağışlayan, hatta dünyanın öbür ucundaki kardeşlerimize kurban bağışı gönderenlerimiz olsa da, hala büyük çoğunluğumuz kurbanla kendimiz uğraşırız. Kurban Bayramı ve öncesinde bizleri satın almasından, kesimine, paylaşımından, dağıtımına kadar yoğun bir mesai bekliyor. Bu mesaide kurbanı “ihsan” ile kesmek çok önemlidir. İhsan güzel bir işi Allah için en güzel şekliyle yapmaktır. Keserken hayvana eziyet etmemek, keskin bir bıçakla kesmek, ortalığı kirletmemek gibi şeyler kurbanın ihsanındandır. Çünkü kurban aynı zamanda bir merhamet eğitimidir. Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de “ihlâs” esas olmalıdır. Yapılan ibadetin icrasında samimi olunması ve gösterişten uzak olması gerekir. Kişinin din adına ne yapılıyorsa bunu sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapması, ona başkalarını ve hiçbir şeyi karıştırmaması iktiza eder.   Bu bağlamda gösterişin yani riyanın gizli şirk olduğu unutulmamalıdır. Amele Allah rızasından başka bir niyet karışırsa o faydasız bir iş olur. Kul ibadet ettiğini sanır ama sonuçta hiçbir karşılığını göremez. Şu halde ihlâsın niyetle de yakından alakası vardır.  Yapılan bir işin Allah katında değer bulması için temiz ve halisane bir niyetle yapılmış olması gerekir. Bu nedenle ibadetlerde “el âlem ne der putu”na asla itibar edilmemeli, dini sırf Allah’a has kılarak yalnızca O’na ibadet edilmelidir(39/Zümer: 11).

 

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir