GenelYazarlardanYazılar

Lüks ve Moda Üzerine

“Yoksa insana ‘her dileyip arzu ettiği’ şey mi var?” (Necm 24).

Lüks: “Giyimde, eşyâda, harcamada aşırı gitme, gösteriş, şatafat. Gösterişli, şatafatlı. Gerekli olanın sınırlarını aşan” (TDK) anlamlarındadır.

Lüks aslında; “birinde olup da, diğerinde ol(a)mayan mal” anlamındadır. Lüksün “lüks” olması için, lüks olan şeyin sâdece az bir kesimde bulunması gerekir. Eğer bir mal herkeste bulunabiliyorsa ve herkes o malı rahatça alabiliyorsa ortada lüks-müks kalmaz. O hâlde lüks, farklılıkların ve eşitsizliğin en önemli göstergesidir.

Lâik-seküler-kapitâlist-liberâl-konformist-demokratik-emperyâlist-hazcı-bencil sistemlerin bir sonucudur lüks eşyâ. Zîrâ seküler sistemler lüksten ve gösterişten beslenir. Böylece insanlar birbirlerini görerek o lüks mala ulaşmaya çalışırlar ve onu elde etmek için gereğinden fazla parayı hiç çekinmeden harcayabilirler. Tabi bu durumdan en çok da o malı üreten sermâyedarlar kazançlı çıkacaktır. Fakat ilginç bir durum vardır ki, lüks mal, ona herkes ulaştığında “lüks” olmaktan çıkar ve artık daha lüks mallar üretilmeye başlanır ve o lüks mala yine sâdece az bir kısım “mutlu azınlık” ulaşabilirken, çoğunluk yine o lüks malı sonradan tâkip edecek ve ona tam ulaşmışken o lüks mal “lüks” olmaktan çıkacaktır. Bu deverân, kişinin ölümüne kadar sürecek ve sonra da bu çark yeni nesillerce döndürülmeye devâm edecektir. Aslında bu büyük bir kısır-döngü ve kandırmacadır.

Malın sağlam ve estetik olması önemlidir fakat lüks mal tüm zamanlarda, hak ettiğinden çok-çok daha fazla bir fiyatla satılmıştır-satılmaktadır. Zâten lüksü lüks yapan şey de, o malın pahalı satılmasıdır. İnsanlar aslında bile-bile o mala fazla para verirler. Çünkü nefsleri, “diğerleri”ne göre “ayrıcalıklı” olmayı emreder ve bu ayrıcalığın görece zevkini tatmak isteyen insanlar da o mala hakkından fazla parayı vermekten gocunmazlar. Söz-konusu, “garibanın hakkı” olunca üç kuruşun hesâbını yapanlar, iş lüks mala ve modaya para vermeye gelince pazarlık bile yapmazlar. Pazarlık yapmazlar, zîrâ “rezil” olmak istemezler. Lüks malın pazarlığı mı olur?. Evet; lüksü lüks yapan, malın “iyi mal” olmasından ziyâde, fiyatının yüksek olması ve onun çok iyi bir mal olduğu yalanının şişirilmesidir. Demek ki “lüks” demek, “pahalı olan” demektir. Fakat bu pahalılık sûni bir pahalılıktır. Çünkü ona herkes ulaşmaya başladığında o malın fiyatı normâl ve doğal sınırına geriler. Buna göre lüks demek, “yeni çıkan” ve görece “iyi olan” o mala, herkesten önce ulaşabilmek demektir. Zâten moda olan da, yeni çıkan bu lüks mallardır. Lüks olmayan, moda da olmaz. O hâlde “modayı tâkip etmek”, “lüksü tâkip etmek” demektir.

İslâm’da ise lüks mal hem yoktur hem de yasaktır. Bu nedenle de İslâm’da lüks yoktur, olamaz. Zîrâ İslâm’da eşitsizlik ve aşırı farklılaşma yasaktır. Zâten dînen de haramdır lüks tüketim. Çünkü bir mal lüks ise, demek ki büyük bir çoğunluk o mala ulaşamıyor, eeee, o zaman o mal kime lükstür ki!?. Garibana mı?. Evet, lüks, “gariban için lüks”tür. Meselâ Cip (Jip) arabalar, güzel, sağlam ve çok konforlu arabalardır. Fakat müslümanlar, açlıktan-susuzluktan ölenlerin olduğu, yatacak yeri olmayanların bulunduğu, üstlerine bombalar yağdığından, gidecek yerleri olmayanların gün geçtikçe çoğaldığı bir dünyâda cip şeklindeki pahalı arabalara bin(e)mezler. Bunun nedeni, o arabaların kötü olması değildir, lüks olmasıdır. Eğer herkes, istediğinde o arabaları alabilecek bir durum olursa, yâni o arabalara binmek “lüks” olmaktan çıkarsa, artık cip alınıp binilebilir. Demek istediğimiz şey şudur ki; sorun lüks malın kendisi değildir. Sorun, lüks denen o malların herkesin alamayacağı bir fiyatta olmasıdır.

Lüks, ancak çok sayıda insan kümeler hâlinde bir-arada yaşadığı zaman ortaya çıkar. Bu lüks ve ihtişâm, berâberinde soysuzlaşma ve gerileme tohumlarını getirir. İnsanlar arasında vârolan saf bağlılık, yalınlık ve sâdelik yozlaşmaya başlar. Oysa sâdeliğin müthiş bir estetiği vardır ve bu estetik huzûr verdiği gibi, hiç kimseyi rahatsız da etmez. İnsanları rahatsız eden şey, lüksün, gösterişli ve pahalı olmasıdır. Başkalarının sizdeki bir eşyâya meftun olması aslında rahatsızlık vericidir ama şeytan bunu tersine çevirir ve lüks mala sâhip olanlar o malla övünüp hava atmayı ve güyâ ayrıcalıklı olmayı sevmeye başlamışlar ve artık bu durum onların yaşam-tarzları olmuştur. Peygamberimiz işte bu nedenle “lüks mal” merkezli dünyâ sevgisini sınırlandırmaya çalışmıştır ve şöyle demiştir:

“Sizin için korktuğum şeylerden biri, Dünyâ’nın süs ve güzelliklerinin (lüksün) size açılmasıdır…” (Buhârî, Zekât 47, Cum’a 28; Cihad 37, Rikak 7; Müslim, Zekât 123; Nesâî, Zekât 81).

Müslümanlar lüks hayat-tarzından uzak durmalılar ve doğal ve normâl bir hayat-tarzı yaşamalıdırlar. Bu, dünyâ-merkezli değil de, âhiret-merkezli bir yaşam-şeklidir. Zâten Kur’ân da bunu emreder ve önerir:

“Size verilen her-şey, yalnızca dünyâ hayâtının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Kasas 60).

İnsanlar ihtişâma ne kadar da âşık. Nasıl da seviyorlar. Oysa mü’minler için bu durum bir felâkettir. Zîrâ sapmanın başı dünyâ sevgisidir. Allah, ayrıcalıklı ve aşırı gösterişli olana karşıdır ve bu nedenle de azâbını göndererek böyle yerleri yerle bir eder:

“Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz” (Şuârâ 149).

“Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşâ edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?. Ölümsüz kılınmak umûduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?” (Şuârâ 128-129).

Allah saraylara-köşklere-kâşânelere vs. gıcıktır. Hiç sevmez ve ara-ara batırır o yerleri:

“Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?. Yüksek sütunlarla dolu İrem’e?. Ki şehirler arasında onun eşi yaratılmamıştı. Vâdide kayaları oyan Semûd’a?. Ve kazıklar sâhibi Firavun’a?. Bunlar ülkelerde azmışlardı. Oralarda çok kötülük etmişlerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacını çarptı. Elbette Rabbin her-an gözetlemededir” (Fecr 6-14).

İslâm’a mâl olmuş bir söz vardır: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanamaya başlarsınız”. İnsanlar, ama özellikle de müslümanlar, inandıkları gibi yaşamadıkları için yaşadıkları gibi inanmaya başlıyorlar ve zâten bu kadim bir sapmadır. Allah Kur’ân’da, inandığınız gibi yaşamayı emrediyor ve zâten “güzel örnekliğimiz” Peygamberimiz de bunun örnekliğini en güzel şekilde sergilemiştir. Örneklik apaçık ortadadır. Fakat bu örnekliğe göre yaşamak müslümanlara zûl geliyor ve şeytan da, “bu şekilde yaşayamazsınız, en iyisi mi siz yaşadığınız gibi inanın” diye fısıldıyor uşakları olan tâğutlara ve tâğutlar da Dünyâ’yı bu minvâlde düzenliyorlar. .

Lüks mal, oyalayıcı ve saptırıcıdır:

“Mûsâ dedi ki: ‘Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun’a ve önde gelen çevresine dünyâ hayâtında bir çekicilik (güç, ihtişâm) ve lüks mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?). Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kâlblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azâbı görecekleri zamâna kadar îman etmeyecekler” (Yûnus 88).

Bir İslâm ülkesinde israf yoktur, lüks yoktur, ol(a)maz. Meydana gelen ekonomik krizlerin sebebi de lüks ve modadır zâten. Lüksün ve modanın yasak ve haram olduğu İslâm ülkesinde ekonomik kriz, enflâsyon, devalüasyon gibi şeytâniler tarafından düzenlenen sûni krizler olmaz. Tabağı-tencereyi alıp da “açız” diye bağıran, yoksulluktan şikâyet eden, gelir düzeyindeki uyum sâyesinde oluşamayan isrâfa dayalı gösteriş manyaklığı gibi saçmalıklar görülmez. Enflasyonu, devalüasyonu, ekonomik krizleri vs. çıkaran ve hattâ büyük imparatorlukların bile çöküşüne neden olan şey “lüks tüketim”dir. Lüks mal, piyasayı aşırı yükseltir ve artık aşırı yükselen mallar satılamamaya yada borç ile alınan malların borcu ödenememeye başlar ve böylece şişen mallar ve paranın yokluğu çeşitli krizler ortaya çıkarır. İbn-i Hâldun, “toplumların çöküş ve tükenişinin, yöneticilerin lüks, gösteriş ve yolsuzluklara yönelişinde” olduğunu söyler.

Müslümanların, zamânı da boşa geçirecek bir lüksü olamaz. Boşa geçirecek zamanları yoktur zâten. Tüm zamanlarını Allah-Kur’ân-âhiret merkezli bir yaşama ayırdıkları yada ayırmaları gerektiği için, tâğûti hiç-bir iş için boş vakitleri olmaz. Zâten zaman en ideâl bir şekilde kullanıldığı ve dolayısıyla bir boşluk olmadığı için şeytan araya girecek bir fırsat dâhi yakalayamaz ve onları lüks ile oyalayamaz.

Lüks demek, “kast sistemi” demektir. Kast sistemi, “birileri ulaşabilirken diğerlerinin ulaşamaması ve ulaştırılmaması” demektir. Kast sistemi, modern şekilde hâlen sürmektedir. Birileri kolayca ve mebzûl miktarda ulaşabilirken, diğerleri yanından bile geçememektedir.

Kur’ân çalışmaları da lüksleşti. 7 yıldızlı otellerde yapılan “lüks ribatlar” (ki onlara “ribat” denmesi mümkün değildir), lüksün bir göstergesidir ve müslümanların da artık lükse meftûn olduklarının bir delilidir. Klimalı-konforlu-lüks mekânlarda “anlama” denilen “özürlü çalışmaları” yapmakla hiç-bir şey değişmez. İsterse anlatılmak istenen şey en iyi ifâdelerle söylenilmiş olsun. Oradan çıkacak olanlar idrak değildir, “kuru mâlûmatlar”dır sâdece ve bir-zaman sonra tekrar hatırlatılmaya ihtiyaç hissettirir. Bu nedenle “harekete geçirici” değildir.

Yine hasta-hâneler de lüksleşti ama hastalıklar hızla ilerliyor ve hastalıklara bir derman bulunamıyor. Bu açık da hasta-hânelerin lüks ile donatılmasıyla kapatılmaya çalışılıyor. Değişik ve gelişmiş(!) tıbbi cihazlarla hastalıklar teşhis ediliyor fakat iş tedâviye gelince çâresiz kalıyorlar. Tıbbın çok geliştiğinden bahsedilerek insanlar kandırılıyor. Aslında gelişen şey tıp ve tedâvi değil, “tıbbi cihaz teknolojisi”dir. Lüks cihazlardır. Tabi bu gelişme, hastaları tedâvi etme aşamasında pek de işe yaramaz. O “süper cihaz”lar! aslında bir sömürü aracıdır. Sürekli yapılan şey hastalık belirlemektir modern tıp anlayışında. Oysa hastalığı belirlemek demek, “tedâvi etmek” demek değildir. Hastalığı tedâvi edecek ilacınız yoksa bu lüks cihazların olmasıyla olmaması arasında fark yoktur.

Bir de, servet, zenginler söz-konusu olunca ihtiyaç, fakir söz-konusu olunca “lüks” oluyor. İslâm hukûkunda ihtiyaç, genel olsun-özel olsun, zarûret sayılır. Zâten fıkıhta “ihtiyaçta zarûret” denen bir anlayış vardır. Atasoy Müftüoğlu:

“Konformist bir kültür/toplum, her durumda hiç-bir risk içermeyen yolları seçer. Bunun içindir ki, bu-gün, İslâm’ı ancak soyut duyarlılıklar biçiminde temsil etmeye çalışıyoruz. Aşırı tüketim, lüks tüketim, servet biriktirme, müslümanlar için de statü tezâhürü hâline gelmiştir. Servet biriktirmek, bir statü konusu olmaktan çok bir patoloji konusudur. Servet biriktirmekten ibâret bir hayat-tarzı, “servete tapmak” demektir” der.

Kur’ân’da, servetin eşitsiz dağılımı kınanır ve yasaklanır:

Allah’ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey, Allah’a, Resûl’e, (ve Resûl’e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âittir. Öyle ki (bu [lüks] mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır” (Haşr 7).

Lüks mal haramdır, çünkü lüks, bölücüdür. Lüks kime göre lükstür?. Tabî ki sâdece birilerine göre. Herkese göre değil. Zâten o zaman lüks olmaz. Bir şeyin lüks olması için birinde olması, binlerce kişide ise olmaması gerekir. Lüks isteyen kişi, o lüksün sâdece kendisinde yada kendi gibi bir kesim insanın elinde olmasını, genel halkın ise öyle lüks bir eşyâya sâhip olmamasını, böylece ayrıcalığının devâm etmesini/korunmasını ister.. İslâm’ın böyle bir şeyi kabûl etmesi düşünülemez.

“Küresel Lüks Tüketim Malları İlkbahar Raporu”na göre, büyüyen lüks tüketimi yıllık 250 milyar dolara yükselirken, BM verilerine göre 805 milyon aç insanın yıllık gıdâ masrafı 30 milyar dolardır. Her 4 sâniyede bir kişi açlıktan ölmektedir. Bain Company tarafından açıklanan “Küresel Lüks Tüketim Malları İlkbahar Raporu”na göre, 2014 yılını %3 büyüyerek 250 milyar dolar ile kapatan küresel lüks tüketim-malları pazarının, sonraki yıllarda %2 ilâ %4 oranında büyümesi bekleniyor. Dünyâ’nın bir yılda savaşa harcadığı para ise 14,3 trilyon dolar. Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıdâ ve Tarım Örgütü’nün Dünyâ gıdâ gününde açıkladığı rapora göre ise yer-yüzünde 805 milyon insan açlık çekiyor. Yâni her 9 insandan biri aç ve her 4 sâniyede bir kişi açlıktan ölüyor. Dünyâ üzerindeki lüks tüketicisi sayısı ise 140 milyondan 350 milyona çıktı. Rapora göre Dünyâ’da açlıktan ölen insan sayısı, hastalıklar yüzünden ölen insan sayısından daha fazla. Dünyâ’nın 37 ülkesinde gıdâ krizi yaşandığını belirten FAO, Dünyâ’da 750 milyar dolarlık gıdanın da çöpe gittiğini belirtiyor.

Moda: “Değişiklik ihtiyâcı veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik. Belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük. Geçici olarak yeniliğe ve toplumsal beğeniye uygun olan” (TDK) anlamlarındadır. Dikkat edilirse öne çıkan anlam “geçicilik”tir.

Moda: “Modern olan, hemen, şimdi olan, yeni olan, geçici olan. Aynı modayı, aynı şekli-tarzı, moda-mod sürekli tâkip etmek, modaya uymak” anlamındadır. Modern olmak, “aynı tarzda olmak” demektir. “Herkesle aynı modda kalmaktır” moda. Modernizmin başarılı insan anlayışı şudur: “En başarılı insan, modayı en iyi tâkip edebilen insandır”.

Moda bir din hâline gelmiştir ve artık modayla ilgilenmeyen kimse kalmamıştır. Moda artık her yerde konuşulur ve belirlenir olmuştur. Okullar sigara, içki ve uyuşturucu maddelerinin başlama yeri olmaktan başka, modanın tâkip-merkezleri hâline gelmiştir. Gençler birbirlerine bakarak modayı bir şekilde tâkip etmek arzusunadırlar. Derslerini tâkip edeceklerine, sıkı-sıkıya modayı tâkip etmektedirler.

Artık müslümanlar da modayı moda-mod tâkip ediyorlar. Allah’ın bir emri (tavsiyesi değil) olan başörtüsü de modanın ifsâdına uğramıştır-uğramaktadır. Moda, “dikkat çekici olan” demektir. Oysa başörtüsü, “dikkat çekici” olamaz. Zâten tesettür, “dikkat çekmeyi önlemek için” vardır. Peygamberimiz, kendisine sorulan “nasıl giyinelim” sorusuna, “kendinize baktırmayın, dikkat çekmeyin” diye cevap vermiştir. Oysa moda bunun tam tersini yapmakta ve o şey ne kadar çok dikkat çekiyorsa, en popüler yâni moda olan o olmaktadır. Moda, eşyâyı, âit olduğu yerinden ederek ona zulmediyor yada başkalaştırarak ifsâda uğratıyor. Ramazan Kayan:

“Tesettür de modalaşmakta gecikmedi. Tesettürden teşhire geçişte insanımız zorlanmadı. Kadının zînetini örtmek amacına yönelik olan tesettür, bu-gün kendisi zînetleşti. Vücûdu örtmesi beklenirken, tesettür üzerinden vücut gösterisi teşvik görüyor. Tesettürün felsefesi zedelendi. Amacı unutuldu. Hikmeti kayboldu. İsrâfı teşvik eden, hazları yücelten, arzuları kışkırtan, tüketimi tahrik eden bir seyirlik ve reklâmlık öğeye dönüştü örtü. Kadını vitrine taşıyan modernizm, bizâtihi kadının varlığına kastetti. Örtü, “dürtü vesîlesi” oldu” der.

 Moda, “o anda popüler olan şey”dir. Fakat bir süre sonra tüm moda olanlar “de-mode” olacaktır. O hâlde modayı tâkip edenler, aynı-zamanda de-modeyi de tâkip ediyorlar demektir.

 Moda ifsâd edicidir ve ifsâda uğratmadığı bir şey neredeyse kalmamıştır. Yavuz Bahadıroğlu: “Görücüye çıkmaya utanan ninelerin torunları, eşlerini ekranlarda arıyor. “BBG Evleri”, “Gardrop Savaşları” ve “Moda Yarışları” âile mahremiyetini zir-u zeber ediyor” der. Bu insanoğlu “göstermeye” ne kadar da meraklıymış..

Modernizm zamânın en büyük modasıdır. Moda, modernizm ile eş anlamlıdır. Bir şeyin moda olması için modernizme uygun olması şarttır. Modern zamanlarda modern insanlar modaya aşırı bir şekilde kapılmış gitmektedir.

Lüks ve moda birbirlerinin ikiz kardeşleridir ve insanları oyalamak için şeytan tarafından tâğutlara fısıldanan güçlü silahlardan biridir.

Lüks ve moda, ihtiyâca dönük değil, ihtirâsa dönüktür. Fakat unutmayalım ki, ihtiraslarımız ihtiyaçlarımız değildir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir