GenelYazarlardanYazılar

Mekke site devletinde Daru’n Nedve ve seçim ironisi

“Peygamber evet deseydi…”

Malik b. Haris adım.
Medine’de yaşıyorum ve 21 yaşındayım.
Abdullah b. Maaruf’un ders halkasındayım.
Hedefim Kuran’ı hıfzetmek ve İslami ilimler alanında kendimi yetiştirmek.
İslam’ın ilk tebliği üzerinden 15 yıl geçti ve ben 5 yıldır elhamdülillah Müslümanım.
Efendimiz Muhammed (sav) 10 yıldır Mekke ve Medine’nin devlet başkanlığını yapıyor.
Müşrikler ilk yıllar çok sorun çıkardılar Ona.
Fakat sonraları, iktidarlarının kökten elden gidebileceği düşüncesi ile devlet başkanlığı teklifini sundular Efendimize.
Peygamber (sav) kabul etti.
Başta onlar da tekliflerinin kabulünü beklemiyorlardı ama mantıklı düşünmek her iki taraf için de bu anlaşmanın zaruretini gerektiriyordu.
Aksi halde çok kan dökülecek ve büyük mağduriyetler yaşanacaktı.
Efendimiz Mekke ve Medine müşriklerinin yaptığı; halen yürürlükte olan yasalarla işe başladı ve yönetmeye başladı kutlu beldeyi.
Artık Daru’n Nedve’de Ehli Kitap, Müslüman ve Müşriklerden seçili toplumun ileri gelen seçilmişleri ile beraber hükmediyorlar Mekke’ye.
Elhamdülillah bizim temsilcilerimiz çoğunluğa sahipler.
Ve bazen müşriklerle kavga etsek te parlamentoda, yine de fazla sorun olmuyor aramızda.
Tabi biz eskisi gibi ekonomik anlamda çok sıkıntılı değiliz; rahatladık ve sıkıntılı günleri atlattık.
Bazı yeni kanunlarla hayatımızda kolaylıklar sağlandı.
Artık Müslümanlığımızı belirleyen elbiseler ve hicab giysileri rahatlıkla giyip gezebiliyoruz.
Mekke’nin ortasına kurduğumuz görkemli iftar çadırlarımızda muhteşem iftar yemeklerimizle Ramazan ayını şölen havasında geçirebiliyor, vaizlerimizin bol gözyaşlı vaazlarıyla doyasıya coşabiliyoruz…
Namazlarımızı müşriklerin olmadığı saatlerde rahatlıkla Kâbe’ de kılabiliyoruz.
Çünkü onlar bazen çıplak tavaf edebiliyorlar o kutsal mekânı.
Bu da hoşumuza gitmiyor ve kavga çıkabiliyor aramızda.
O yüzden belirli saatlerde onlar ibadet ediyor, belli saatlerde de biz.
Bazen de Müşrik ve Ehli Kitap kadınları, çarşı pazarda çok açık giysilerle gezerek, bizleri tahrik etmeye, sinirlendirmeye uğraşıyorlar ya neyse…
İlk zamanlar kadınlarımızın örtülerini hazmedemedilerse de sonradan Daru’n Nedve’de uzun tartışmalar neticesinde, yüksek oylarımızla hicab hakkımızı söke söke alıverdik.
Gerçi, ilk yılların takva anlayışı Müslümanlarda kayboldu biraz.
Artık içki içen, zina ve hırsızlık dahi yapabilen sahabeler var ve aramızda geziyorlar.
Umarım sayıları çoğalmaz.
Namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekât vermek istemeyen sahabeler de keza…
Bizler artık biliyoruz ki; namaz ve oruç önemlidir; ancak asıl olan kalbin temizliğidir.
Bu yüzden namaz kılmamayı ve ibadetsizliği çok fazla önemsemiyoruz.
Allah ile kulu arasında bir şey.
Önemli olan dille Müslümanlıklarını beyan etmeleri ve sayıca bu toplumda artış göstermemiz…
Davet çalışmalarımızla birçok müşriki aramıza kattık elhamdülillah.
Her ne kadar kitabımızda “Allah’ın Hükümleri ve hükmetmeyenler” hakkında ağır ifadeler yer alsa da, biz biliyoruz ki, bundan kasıt şirk kanunlarını tamamen reddetmek değil; en iyi yönetim biçiminin İslam olduğunu kalben tasdik etmektir.
Önemli olan rahat ortamlarda davet imkânı bulabilmek ve büyüyüp gelişebilmek.
İbadetlerimizi rahatça yapıyor, Kuran eğitimi alıyor ve ders halkaları ile gençlerimizi İslami eğitim alanında yetiştiriyoruz.
Her 5 yılda bir Daru’n Nedve için seçim yapılıyor.
Son seçimlerde bayağı zorlandık doğrusu.
Neredeyse Efendimizin başkanlığı tehlikeye düşüp iktidar müşriklerin eline geçecekti ya neyse, kıl payı az bir oy farkıyla iktidar bizde kaldı.
Sanırım bunda birazda iktidarda olmanın yıpratıcılığının etkisi olsa gerek.
Allah’ın hükümlerinin yaşama geçirilmesi mi?
İnşallah o da olur ileriki bir zamanda.
Zaten Kâbe’de putların sayısı epeyce azaltıldı güçlü politik uygulamalarımız sayesinde.
Artık yalnızca büyük putlar varlığını koruyor ve toplum İslamileştikçe onlarda yavaş yavaş kalkacak inşaallah…
Ne zaman ki sayımız artar da oy oranımız yüzde 80 – 90’ lara ulaşır; o vakit kimse önümüzde duramaz.
Bizler bu arada boş durmuyor, toplumsal camialar oluşturarak varlığımızı muhafaza etmeye, tebliğe ve insan yetiştirmeye gayret ediyoruz.
Siyasi iradenin ve yönetimin Peygamber sonrası elimizden yitip gitmemesi için toplumu kucaklayıcı ve kitlelerin teveccühünü kazanmış liderler yetiştirmemiz lazım.
İnsanları şeriatla korkutmayan, sevecen ve idealist liderler…
Ara sıra müşrikler homurdanarak:
“Bu Müslümanların amacı, mevcut sistemi yıkıp, Kitaplarını anayasa yapmak” diyorlar ama idarecilerimiz her zaman bunun olmayacağına dair onlara güvence veriyor.
Bu kitabın yaşama geçirilmesinin bir ideal olduğunu, toplumun tüm kesimlerinin ittifakı ve onayı olmaksızın böyle bir şeye izin vermeyeceklerinin garantisini veriyor ve
Mütemadiyen onları rahatlatıyorlar.
Bizlerde rahatça ve özgürce yaşadığımız bu belde de, bunun yakın bir zamanda gerçekleşemeyeceğini biliyoruz.
Nasılsa Müslümanız, ibadetlerimizi yapabiliyoruz ve refah içerisindeyiz.
Zaten şu anki Daru’n Nedve Anayasası ve yönetim şekli, İslam’a en yakın yasalar ve yönetim şekli…
Günümüze kadar gelmiş insanoğlunun yapabildiği en özgürlükçü yasalar…
Önemli olan toplumda yaşayan insanların refah ve mutluluğu değil mi zaten?
Eğer bir toplumda insanlar barış içerisinde yaşıyorlarsa, illa da “İslam şeriatını hâkim kılacağız!” demenin ne anlamı var ki?
Tüm insanlığın ortak ve kadim değerleriyle yönetilmekteyiz zaten başka ne isteyelim.
Peygamber(sav) kendisine Mekke’nin iktidarı önerildiğinde: ”Bir omzuma güneşi, diğer omzuma da ayı verseniz vallahi davamdan vazgeçmem” deseydi anarşi çıkmasına vesile olmuş olmaz mıydı?
Kardeş kardeşe, baba evlada, amca yeğene tüm toplum karşı karşıya gelip fitne fesat olup huzur bozulmaz mıydı?
Durum bu halde iken, neden kargaşa çıkarıp ta huzuru bozalım ki?
Bazı kardeşlerimiz son seçimlerde Ebu Cehil’i desteklediler.
Gerçi Ebu Cehil’in seçim kampanyası da çok görkemliydi doğrusu.
Kazanırsa herkese bir deve vereceğini vaad ediyordu.
Bazı kardeşlerimiz bu hediyelere kanıp Ebu Cehil’e oy kullandılar.
Ama olsun!
Üzülmedik!
Özgür bir düzende yaşıyoruz.
İsteyen istediğine oy verebilir.
Gönlümüz bu arkadaşlara biraz kırıldı o kadar…
Sonuçta Ebu Cehil’de iktidar olabilir ve ki eğer seçimi kazanır olursa zaten o da bu yasalarla yönetmeyecek mi Mekke’yi…
Adaletli davranır mı?
O biraz şüpheli işte!
Ama şunu biliyor ve takdir ediyoruz ki, onlar da her ne kadar şirk koşuyor olsalar dahi, neticede Allah’a inanıyorlar.
Babam benim de ileride siyasete atılarak kabilemizi temsil etmemi istiyor.
Şimdilerde en büyük hedefim Daru’n Nedve’ de vekil olabilmek.
Ve orada Müslümanların gelişip ilerlemesi için çalışabilmek.
Zor biliyorum ama kısmette varsa açılır yollar.
Bakalım, nasip!

“De ki: Ey İnkârcılar
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam…”
(Kâfurun 1,2)
Selam ve dua ile…
Not: Bu yazı bir yaşanmışlık değil, sadece kurgudan ibarettir…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir