GenelHaberlerYazarlardanYazılar

Mekke’li “ Müslüman (!) Müşrikler (!)

Neden böyle bir başlık seçtim. Konuyu irdelemek ve ait olduğu yere yerleştirmek konum ve durum tespiti yapmak için.

Buna niçin gerek duyduğumu konu ilerledikçe anlatmaya çalışırken, bu yazıyı okuyanlardan bildiklerini benimle paylaşmalarını isterim. Yorumlarınızla konu zenginleştikçe netleşecektir. Zihinlerimizde ki karşılıkları da eşitlenebilir diye.

Bu konu, belki cüretle söz söylenmemiş tespit yapılmamış bir sahaya, nokta misali katkıda bulunabilmenin gayretinden öte anlaşılmamalıdır. Yine bu konu ve sahası, tekfiri çağrıştıracağı/çağrıştırdığı için tekfirci bir algı ve söyleme teşne edilmemelidir.

Necip Fazıl’ın “Çöle inen nur”  isimli kitabının ismi ile başlamak istiyorum. Çöle çöller bölgesine inen “nur” vahiy.

Yüzlerce yıllık tarihi birikim bırakmıştı.

Önceki İslam dinleri!( İslam dini tek din olmasına rağmen). İbrahim(as) ile devam eden tüm dinler İslam kökenlidir. Vahiyden beslenmiştir. Tek İlah’a endekslidir. Tevhid asıllı esaslıdır.

3/67 de. İbrahim, ne bir “Yahudi”, ne de “Hıristiyan” idi, ama kendini Allah’a teslim ederek her türlü batıldan yüz çevirmiş biriydi ve O’ndan başka bir şeye ilahlık yakıştıranlardan değildi.

Ama; Neden onun nesilleri putperest müşriklerden oldular? Özellikle. Son elçinin muhatap olduğu insanlar. O insanların dini sosyal siyasal hayatlarından bazı motifleri ortaya koydukça sanki neden ve niçinler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Bölgenin tarihi geçmişine baktığımızda; Allah, İlah mutlak varlık aşkın güç,tanrı  gibi isimlendirmeler olsa da,bir yaratıcıya inanç her zaman var olagelmiştir..Bunun yanında tanrı tanımaz olanlar olsa da çok az  veya kayda değecek kadar değil..

Mekke’nin sosyal hayatını etkisi altında bulunduran ana unsur” gelenek ve din.”

Geleneksel olarak bağlı bulundukları kültür havzasında neler var ise, onların rengi tadı kokusu sinerek, Son vahyin geldiği ortamın inşa edildiğini görebilmekteyiz. Mekke’de siyaseti ve dini etkisi altında bulunduran ana etken; Varlıklı dediğimiz, zenginlerin hâkimiyetinde idi. Yazının boyutunu kısa tutmak için bu ön bilgilerden sonra asıl irdelemek istediğim, başlıktan da anlaşılacağı gibi,

”Mekkelilerin; Din’i?

Onlar neden ve nasıl Müşrik oldular. Müşrik olmak istedikleri için mi?

Kim bu sevimsiz sıfatla anılmak ister? Onlar kendilerini müşrik görmüyor ve saymıyor oldukları halde bu nitelemeyi asla kabul edemezlerdi. Kendi nefsimize soralım. Biz olsak onların yerinde böyle bir sıfatı kabul edebilir miyiz? Hem de; Atamız İbrahim gibi bir rehberimiz önderimiz olduğu halde.

Toplumsal değişim süreci çok uzun bir zaman dilimi gerektiriyor. Mekkeliler de bu kültürel dini, siyasi değişim de bundan nasipsiz olmamıştır. Bu süreçte İbrahim’ in dinini ona tabi olduğunu söyleyenlerce değişime dönüşüme yorum ve tevillerle ivme kazandırarak gerçekleştirmişler.

Burada şu sorunun cevabı aranmalıdır. Kim nasıl müşrik olur? Yani ikilem, üç’lem (ortalık) (şirk) kimden nasıl ortaya çıkar.

Veya soruyu zenginleştirmek için tersinden okuyalım. Müşriklikten kurtulmak, müşrik olmamak için ne yapmak gerekir. Nasıl bir düşünce şartı var. Ahiren de eyleme intikal.

“ Malumunuz “Muvahhit. Birleyene deniliyor. Müşriklikten muvahhitliğe,muvahhitlikten müşrikliğe geçiş ne ile nasıl olur/ olabilir..

Ki; O toplum bu isimle anıldığına göre, sakınmak için gerçeklerin yerine konabilmesi adına biraz bizi sıksa üzse de konuyu açmak gerekiyor. Hatta hiç peşini bırakmadan devamlı irdeleyerek sağlıklı sonuca ulaşabilmeliyiz.

Müşriklikten müminliğe geçişte gerekli olan ön kabullerin aşınması, zaman içinde değişimi ile bir toplum “Nefislerindeki iyi şeyleri değiştirdiğinde (iyi şeyler; Allahın dininin ana ilkeleridir)

Peki. Bu topluma Hangi dinden olduklarını sorduğumuzda ne cevap alabileceğimizi düşündük mü?

Bize göre müşrik olan, ancak sağlıklı anlaşılmadığı için onları asli nitelikleri ile niteleyemediğimizden, kendi durumumuza bakarak benzerliğimiz var mı yok mu diye mukayese yapamıyor olmak durumundayız. Ya bizde tıpkı onlar gibi olmuş isek? “Onlara. İnandıkları Allah’ın hitap ettiği ayetlere baktığımızda…
Bu bakımdan zor bir konuyu dertleri dile getirme kabilinden gündemde tutmalıyız diye düşünerek sizlerle paylaşmak istedim.

Yavaşta olsa maya tutan bir düşünce toplumun ikbali ve istikbaline hayırlı olur düşüncesindeyim. Bu mayayı paylaşmak irdelemek elbette bizim hayrımıza olabilir.

Burada bir soru daha üretmek gerekirse; Müşrik olan insanın bir adım öncesine bakalım. Tek tek konu konu düşünelim. Bir konu da, Mü’min iken diğer bir konu da müşrik. Yani gözden kaçan bir şey var. İllaki Birleyen/ Müslim / Muvahhit olduğunuzu söyleyecek iddiasında olacaksınız ki; İkilem ürettiğiniz de bu Şirk belasına düşmüş olabilesiniz.!

Yani; O toplum, toplumsal nitelik kazandığı bu sıfatla anıldığı için,silme Müşrik bir toplumdu diyebiliyorsak.Benzer bir toplumda yaşıyorken ..Neden aynı topluma ve bireylerine bu vasfı/niteliği  diyemiyoruz ? Onlar ile bunların ne farkı var?

O günün toplumunda Vahyin izleri tümü ile silinmiş değildi. Hacc en başat ibadetleri ve hacc  (panayır süresi) kalmadan hacı olunamadığı şartı, tavaf, say, kurban gibi haccın şeairlerinin işlendiği bir toplum.
Helal ve haramı bilen. Cünüplükten sonra gusul eden, su bulamazlarsa teyemmüm eden bir toplum. Oruç ve zekâtı, sadakayı infakı bilen bir toplum. Adak ve sünnet (hıtan) . Nikâh, talak.  cimâ ve zinayı, fuhşu.

Yenilecek içilecek şeylerde helal ve haram sınırlarını, salât ve infakı, bilen bunların İbrahim’in (as) geleneğinden olduğuna inanan temel referansı vahiy olan (değişmiş olsa da) bir toplum ve bireyleri Şirk ve müşrik diye anıldığına göre bu toplumda baskın ve etkin dinin adı olması lazım. Ve bireylerinin de.

Onun için konu başlığını “Mekkeli Müslüman müşrikler şeklinde düzenledim ki,daha rahat ve net anlaşılabilsin için.
“ O gün ve Bu gün;
(Müslüman !) olanlar ile Müşrik olanlar, olduklarını söyleyenler Duruş, okuyuş, yaşam felsefeleri farklı. Birine göre ak, diğerine göre karadır! Gibi gözükse de birbirine o kadar yakındırlar ki, Biri diğerinden, diğeri öbüründen ayrı değildir.

Birleyenle /Muvahhit Mümin, birleme düşüncesi ve eyleminde bulunana nispetle ikileyen (şirk ve Müşrik) konumu İllaki, olmazsa olmaz bir şart ortaya çıkartıyor. Müşrik olabilmek için Müslüman olduğunu ikrar etmek. Yani birleme düşünce ve fiillerinin kabulü. Peşi sıra ikilem (şirk) çıkabilsin, Çıktığında kişi Müşrik olabiliyor.

Kendilerini İslam’a nispet edenler onunla nitelendirip vasıflandıranlar, bu niteliklerin dışına çıktığında, yani tevhide zıt düşünce ve ameller ürettiklerinde, Müşrik konumuna nitelemesine hak kazanıyorlar. Yani tevhidi bozuyor olmak; şirk ve müşrik olma esaslı fiil ve düşüncelerle hayatına yön vermekten geçmektedir.

Münkir, inkârcı. Küfreden (kâfir) örten saklayıp gizleyen kişilik olarak net.Reddediyor.kabullenmiyor.İki yüzlülük etmiyor. Bilinçli olarak hal durum ve tavır ortaya koyuyor. Safını net olarak takdim ediyor.

Müşrik ve şirk fiiller genelde üretilmiş masumiyet kılıfında takdim edilmiş cehaletin piyasa değerinin yükseldiği zaman dilimlerinde alıcı bulması kolay olan. Yaklaşma yakın olma sevme sevgiliyi taltif gibi ön kabullerden oluşan geçmişten gelen kahramanların yüceltilmesi ile meydana gelen sapmaların toplumsal kabuller haline gelmesi ile zihinlerin işgal edilmiş olduğu insan toplulukları tarafından yaşanan hal durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Müşrikler şirki kerih görürler! Ama kendilerine şu düşünce bu eylem şirk denildiğinde, tevhid ile ispat ve delillerle ikna yoluna gidilmesine rağmen ikna olmak istemedikleri gibi,

Onlar. Şirk koşmaktan, Müşrik olmaktan azami derecede imtina ederken bu kötü fiili işlememek için olanca hassasiyetlerini ortaya koyarlar. Lakin öğretilmiş ön kabuller, mükemmel ambalajlarda sunulmuş sapkın fikirler dogmatizmin esaretindeki akılların sizin iddianızı anlamaları bir hayli zor gözükür.

Mekke şirk oligarşisi neden itiraz edenlerin başında geliyordu. Onları rahatsız eden şey neydi? Atalarımızın dinine sövüyorsun derlerken, kendilerini Atalarının dinine nispet ederlerken; Biliyorlardı ki, O gün tüm alternatif düşünce yapıları siyasal hüviyet taşıyordu. İşte bu kimlikle gelen resullük iddiasında bulunan kişinin de bir siyasal iddia sahibi olacağını bilmeleri düşünmeleri sonucunu ortaya koyuyordu.

Ve. Kendi dinlerini, devletlerini, hukuklarını korumak adına ciddi itirazlar karalama kampanyaları manipülasyonlar üretiyorlardı. O güne Cahiliye, Arap müşriklerinin devri denilmesine rağmen, neden dinlerinin adı geçmiyor!

Madem ki; Şirk gibi ciddi bir fiil işliyorlar,  bunların tahrif olmuş olsa da;Din’leri ve dinlerinin adı olmalı değil miydi.

Ama şunu da gözden kaçırmamak lazım.

O gün insanlar okuma bilmiyorlardı. Gerçi okunacak kitapta yoktu. Bu bakımdan belki bu günün insanının elindeki imkânlara bakınca onların mazur görülmesi gerekebilirken, bu gün teknolojini tüm imkânlarına rağmen insanımız nasıl mazur görülebilir. Nasıl kendi kitaplarını okumaz, anlamaya çalışmazlar.

O halde. Ve ben daha isabetlisi bulununcaya kadar o gün ve bu gün yaşayan müşriklerin Müslüman oldukları kanaatine ulaştım. İllaki Müslümanlık iddiasından sonra gelen bir tercih olarak Şirk türüyor olduğunu gözlemledim.

Vesselam

En doğrusunu Allah bilir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

9 Yorum

  1. O dönem Allah ın Resülü Muhammedden önce Mekkeli Müşriklerin Müslümanlığı ahireti inkar, kıyameti inkar boyutuna ulaşmış olabilir. Ayetlerden öyle hatırladım. Allah a inanıyorlar ama Kıyameti ve Hesap gününü inkar ediyorlardı. Bunu neden söylüyorum, çünkü bugün ki kendine Müslüman adı veren müşrikler ahirete de inanabiliyorlar. Yani döneme göre Müslümanlık inancı farklılık gösteriyor. Mekkeli Müşrikler “Bizi Atalarımızın dininden çevirmek istiyor” derlerken, ataları kimlerdi acaba? Ne gibi icraatlerde bulundular. Aynı dinin bozulmuş hali gibi duruyor

  2. Hamdi akan,,,,
    Mekkeli’
    Müslüman’
    Müşrikler’
    Hamdi bey, öncelikle, yazınızı dikkatle okudum,kaleminize sağlık.
    Mübarek nebimizin ilk zamanlarından günümüze toplumumuzun sosyal durumuna dair bir tefekkür köprüsü kurduğunuz hissiyatını aldım,toplumun inancına dair kullanmış olduğunuz,müşrik,müslüman,kafir,gibi kurani kavramların açılımına dair yapmış olduğunuz tespitler yerinde,özelliklede müslüman olunmadan müşrik olunmayacağı hususu.değerli kardeşim! Mübarek Kuran’da toplumun fertlerine dair,müminlerin kullandığı “bildiği”açılımına dair zaman zaman tartıştığı 4 kavram(müşrik,münafık,kafir,mümin)olmakla beraber,acizane ben 5. bir kavramın çoğu kez atlandığı bununda islam tebliğini önemli ölçüde olumsuz etkilediği kanaatindeyim,buda”ümmi”kavramı,ben mealen buna karşılık olacak kelimenin “kitapsız”kelimesini bulabildim,tabi bu kitapsız kelimesinin gümümüz insanında çağrıştırdığı şey kafirlik olduğundan bu ümmi kelimesine daha uygun bir karşılık bulunabilir,”ümmi”yani kitaptan bilgisi olmayan annesinden doğduğu gibi,bir kimsenin ALLAH Teala’nın dini üzerinde olması,yani müslüman olmasının ilk şartı kitabın en azından ilk okuyuşta rahat biçimde anlaşılan nas larına Malik olması ve bu naslara anlayışının,gücünün yettiği kadari ile teslim olması gerekmektedir,burdan hareket ile ALLAH Resul’ünün risaletinin ilk zamanlarında ve öncesinde İbrahim nebiden kalan vahiy kırıntıları olsa bile(en azından anlayış ve gelenek halinde)o toplumun ümmi olduğu,fakat mübarek nebimizin tebliğinden itibaren,tebliğin ulaştığı insanların kendi seçimleri ile vasıflandığı,ve bu 4 kavramdan,mümin sıfatını almadığında diğer üç sınıftan enaz ikisini aldığı hatta duruma göre üçü birden olabileceğini görmekteyiz,yani hak ve hakikatin belgesi olan vahiy i duyup teslim olmayan biri ya atalarından zan ve nakil olan herşeyi kabul eder durumda kalacak vemüşrik bir kafir olacak,yada teslim olmuş görünüp münafık bir kafir olacaktır,bu ümmi(kitap bilgisinden kopuk olmak )kavramı o gün için nasıl geçerli ise,bu günde Ela’n geçerlidir,özellikle sekülerizmin ve atalar geleneğinin günümüz insanının aklını tahakküm altına alıp onu kitapsız bırakması bunun sonucu olarak toplumun büyük bölümünün mübarek Kuran’ın zikrettiği gibi ümmi olmasını beraberinde getirmiştir,bu ümmi kavramı tebliğ dili ilede yakından ilgilidir,şöyleki! Bilgi olarak kulaktan dolma,zan ile gelenekten beslenen ve kendisini doğru yolda sanan islamı 5 şarta indirgemiş zihniyetli çoğunluğa, hitap edip onlarla tebliğ amaçlı bir iletişim kurmanız,onların ümmi sıfatını atlayarak diğer 4 sıfatı onlara vermek suretiyle ile mümkün değildir,ayrıca müzakere yolunu tamamen kapatmaktan,bir asabiyet yaratmaktan başka işe yaramamaktadır,(ben günümüzdeki kitabı bilenleri ama kafirlikte ısrar edenleri tenzih ederek söylüyorum)işin özü mübarek Kuran’ın kullandığı,tebliğ dili içinde çok önemli olan “ümmi” kavramı inanç tarihi açısındanda atlanmamalıdır..,

    Selam ederim…

    1. En’am süresinin 157 nolu ayeti

      ” Yahut «Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah’ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. “

  3. Bilgi her zaman değerdir. Bu bilgiyi salt aktarmak ise öncelikle aynı dilden aynı dile geçişi ve dikkatli eğitim ile kayıtlılık nezaretinde kendisini saf şekilde koruya bilirseniz salt bilgidir.

    Tek din sistemi çoklu dil yolu ve aksan değişikliği ile kayıtsız dilden dile toplumdan topluma aktarılması kuşkusuz değişikliğe maruz olmuş olabilir .

    Nitekim bunun en iyi ve canlı örneği, Günümüz kuranın bile yanlış kelimelerle meallendirilmesi veya kişinin anladığı gibi tefsir edilmesinden kaynaklanan yandaş din inanç dinamiklerinin ortaya çıkmasıdır.

    Bu dil ve aksan yada kelime yetersizlikleri yada çoklu anlamları farklı yersiz anlamlandırmaktan dolayı türeyen yanlış ve eğri bilgi dinamikleri oluşturmaktadır.

    Hz. İbrahim (as) vahiy tebliğ DİN’İ ile Mekkeli müşriklerin yaşam dini bir mi idi ? Aslında konu bazlı araştırılması gereken sorulardan bir tanesi budur ve ben bu soruya ışık aranması adına yazmak istedim.

    İbrahim (as) dini acaba net anlaşıldığı kesin mi ? Anlatma sürecinde ki kişilerden gelen yorumlar tam ve eksiksiz mi idi ? Ve kayıtlı bir kitap var mıydı ?

    Şüphesiz günümüz bilgi envanterler-imiz de kayıtlı kitap yok dil aynı değil töre yöre ve yaşam tarzları zamanın savaş ve hiyerarşik oluşumlarına maruz kalmış bir tarihten gele süren DİN, Ne kadar amacına yakın ifade edildi yada edilemedi.

    İfade edilemeyen bazı hüküm ve yaşam talimatları kimler neye göre vicdani, menfaati, ticari, siyasal ve sosyal amaç güderek; Din sistemi adı altında sonraki kuşaklara ne verdiyse sonra gelenlerin buna saygınlıkla devamı ve inancı onun asli DİN Tarzı olduğuna kanaat ederek YAŞAMINA perçinlemiştir.

    Yeni gelen DİNLER kültürel saygı duydukları ve kabullendikleri dinlerine ters olması onların yanlışta değil dinlerine dil uzatan yaşamlarını alt üst eden yaşam tarzlarına limon sıkan olarak Görülmekten ibaretti .

    Bu durum karşısında ki çatışmalar insani duygularını da körükleyici bir hal almasına neden olmuştur.

    Kısacası kabul edilinilen din bilgisi ve bildirgeleri burada en önemli dengeyi ifade etmektedir. Eğitimsizlik her zaman yanlışa kapı gösteren pusuladır.

    En iyisini Allah bilir….

  4. Hamdi bey genelde yazılarınızda ve facedeki paylaşımlarınızda özellikle şirk konusunu gündemde tutmanız oldukca önem arzediyor..çünkü inancımızın temelini oluşturacak bir konu ŞİRK..Bütün salih amel olarak gördüklerimizi boşa çıkarack ve Allah’ın eğer tevbe edilmeden huzuruna çıkıldığında AFFETMEM dediği çarpık bir inanç….Tabiki bu inancın oluşmasında en büyük etken insanların kurana gereği gibi yaklaşmamaları ve din’i Allah’a has kılma noktasında zafiyet içinde olmaları…duygular çok bulanık..insanları Allah ile aldatan o kadar çok kurum,kuruluş,cemaat ,tarikat vs ..varki….insanlarımız dinini genelde duyumlar yoluyla öğreniyor…her zaman ifade ettiğimiz gibi kuran insanlarımız için genelde belirli gün ve gecelerde okunup üflenecek bir kitap olarak algılanıyor…bu manada Allah’ın dininin katışıksız olarak insanlara ulaştıracak insanların sayısının artması gerekiyor…ben sizi bu manada o insanlardan birisi olarak görüyorum…Çalışmalarınızda Allah yardımcınız olsun….Bu toplumda din adına söylenmesi gereken çok şey var….ama malesef din bezirganlarının sesi senin benim gibi insanların sesinden çok daha fazla gür çıkıyor…..Dediğiniz gibi bir inancın içinde ŞİRK varsa,geride ne kalır…? içinde hak olan batıl hak olma özelliğini elbette kaybeder…yazınızı okudum..yerinde bir özeleştiri…SLM

    1. Mesela hakimiyeti Allah tan başka reislere; meclislere; krallara veren de şirk fiilini işlemiştir. Şirk kötüdür; şirkten beriyiz demekte yeterli olmayacaktır elbette. Yani şirk meseleleri 2017 yılında nelerdir sorusunun cevabını öğrenip ona göre yaşamalı müslüman. Aynı şekilde türbelerden medet umanlar; şeyhlerinden medet umanlar da şirk fiilini işlemekteler..

  5. Allah bereketlendirsin inşallah.
    Müslim/teslim olmuş.Özel olarak Vahyin getirdiği kurallar ile yönetilen toplum düzenine.Şart çok basit,zekatını vereceksin.Fesat çıkarmayacak,çalmayacak,can almayacak,zina etmeyecek ve faize bulaşmayacaksınız.Bu cürümleri işlersen de cezasına boyun eğeceksin.
    Asrı Saadet öncesi Ümmi toplumun teslim olacak kitapları yoktu.Kuralları ve belli bir düzenleri olsa da kalıplaşmış değildi.Şimdiki anayasa değişikliklerinin amacı gibi onlar da paranın peşindeydiler.
    ‘Müslüman Müşrik’ tanımı çağımız ve önceki yüzyıllar da yaşamış,kendini ‘Müslim’ olarak ifade eden topluluklara uygun düşer…Deyu düşünüyorum.
    Kaç zamandır ben de aynı konuyu düşünüyordum ki siz yazmışsınız.
    Selameti üzere kalasınız.

  6. Müslüman müşrikler tanımı hiç de uygun görünmüyor. Allahu Teala’nın müşriklerden bahsederken onları Müslüman olarak nitelememesi oldukça önemlidir. Günümüz insanlarının Müslümanlık iddiasıyla beraber şirk koşmalarının sebebi ise; tevhidi bilinçten yoksun olmaları ve dini kendi çıkarlarına dokunmayacak bir şekilde yorumlamalarıdır. Şirk koşan insanların kendilerine Müslüman ismini de layık görmeleri hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü şirk onların amellerini de geçersiz kılacaktır. Belki de bundan dolayı Mekke müşriklerinden ‘Müslümanlar’ olarak bahsedilmez. Aynen Allah’ın kitabında hanif olarak bahsedilenlerin gerçekte tevhid ehli insanlar olmasına rağmen, Mekke cahiliyye dönemindeki bazı insanların da bu isimle vasıflandırılmaları gibi.

    1. Haklısınız bence de; ama yazıyı yazan kişi bir yerde dikkat çekmek amaçlı kullanmış bu tabiri son paragrafta anlaşılıyor. Müslüman ve müşrik olmak siyah ve beyaz gibi; cennet ve cehennem gibi; affedilecekler ile asla affedilmeyecekler gibi birbirine uzak kavramlar sonuçta

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir