GenelMektuplara Cevap

Meşru İlişkinin Anahtarı Nikâhtır

Ali Osman Gonca/izmir

Allahın selamı üzerinize olsun!

Günümüzün kanayan yaralarından aile hukuku ile ilgili bir konuyu sizlerle paylaşarak önerilerinizi almak istiyorum.

Sorum şu: Bir kimsenin eşini aldattığı ortaya çıkınca eşiyle olan nikâhı bozulur mu? Bu durumu aydınlatırsanız memnun olurum.

Cevab: İslam’da aile toplumun en temel müesseselerinden biridir. Bu konunun ilk adımı ile ilgili olarak Resulullah (a.s.) şöyle buyuruyor:

“Evleneceğiniz kadına iyice bakın, onda hoşunuza giden bir haslet bulunsun.” Bu ilke kadın için de gereklidir onunda evleneceği erkekte hoşuna gideceği bir özelliğin olması gerekir ki bir ömrü beraber geçirecekler.

Böyle olduğu için İslam anlayışında ailenin temeli şu beş ilke üzerine bina edilir:

1-Sevgi: Evliliğin ve birlikte olmanın en temel harcıdır ve eşler birbirlerini her halükarda  sevmeye söz verirler.

2-Saygı: Eşler birbirlerinin hakkına hukukuna şahsiyetine saygılı olacaklarına söz verirler.

3-Sabır: Eşler birbirlerinin iyi ve kötü günlerindeki her hallerine karşı sabırlı, tahammüllü olacaklarına ve birbirlerine katlanacaklarına söz verirler.

4- Samimiyet: Eşler birbirlerine karşı duygu ve davranışlarında son derece samimi olacaklarına, asla göstermelik sahte bir davranış göstermeyip içtenlikle davranacaklarına söz verirler.

5- Sadakat: Eşler bir ömür boyu gizli açık birbirlerine sadık kalacaklarına, ırzlarını koruyacaklarına, asla birbirlerini aldatmayacaklarına söz verirler.

Evliliğin ilkeleri konusunda Rabbimiz de şöyle buyurmaktadır:

“Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.” (Nisa 4/3)

Bu konuya niçin böyle bir zeminden girilmiştir denilirse; bilesiniz ki cahiliye döneminde de evlilik kurumu vardı. Araplar da nikâhın ve zinanın ne olduğunu biliyorlardı. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da kendilerinden bir takım ilaveler yapılmış,  keyfi olarak helal haram sınırları konulmuştu. İşte İlahi iradenin tasvip etmediği bu konular şöyle düzeltilmişti:

“Sizlere, analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan üvey kızlarınız ki –anneleri ile gerdeğe girmemişseniz o kızlarla evlenmenizde size bir engel yoktur-. Öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- bundan böyle size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.” (Nisa 4/23)

“(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna,(çünkü esir olan eş fidyesi verilip kurtarılmadığı takdirde nikâhı düşmüş oluyor.) evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/24)

Bundan sonra ise gerek iman bakımından gerek ahlak bakımından denklik ve uyumluluk konusunun da esas alınmış olduğunu görüyoruz:

“Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.” (Nur 24/3)

Bu günün insanının en çok ihlal etmiş olduğu konulardan biri de budur. İnançta birlik, ahlaki anlayışta uyumluluk konusuna gerekli ilgi ve ihtimam gösterilmez olmuştur. Çünkü toplumda inanç konusu insanları değerlendirmede bir parametre olmaktan çıkartılmıştır. Bunların yerine; Sahip olunan mal mülk, kariyer, makam mevki ve fiziki görünüm gibi unsurlar tercih edilen değerler olarak getirilmiştir. Ayeti kerimede bahsedilen zina ve şirk konusu bu günün insanı açısından bir nakısa olarak görülmez olmuştur. İşte bu ayet (Nur24/3)Sorunuzda konu ettiğiniz zina olayının nasıl bir sonucu olacağına gerekli açıklığı getirmiştir.

Eşlerden biri diğerini aldatmış ise, yani açık ifadesi ile evli olduğu halde zina etmişse ve bu konuda açıklığa kavuşmuş, itirafla veya bir başka yolla ispat edilmiş ise, mağdur durumda olan eş de ehli iman ise; bu nikâh kendiliğinden düşer. Sebebi ise nur suresi 3. Ayetidir. Başka bir fetvaya, müftüye, hâkime gerek kalmadan sonucu göstermektedir: (Sadece konuyu tescil açısından mahkeme kararı ile tescil edilmeye ihtiyaç vardır. Çünkü resmi sonuçların olması hakların tahakkuku için gereklidir.) “ …Bu müminlere haram kılınmıştır” ifadesi yeterli bir delildir. Çünkü haram olan bir konuda meşruiyet ifade eden bir akit yapılamaz. Evlenilmesi haram olan bir kadınla yapılacak nikâhın meşruiyetinin olmayacağı gibi; Aynı konu erkekler içinde geçerlidir. Nikâhlanması haram olan bir erkek ile de yapılacak nikâhın geçerliliği olmayacağı olmaz.

Ayrıca nikâh bir akit, bir sözleşmedir. İki kişi arasında varılan bir mutabakat sonucu belli şartlara uyularak şahitler huzurunda yapılır. Bu şartlar devam ettiği sürece sözleşme şartlarına bağlı kalınıp sadakat gösterildiği sürece devam eder. Taraflardan biri bu antlaşmaya ihanet ederse, akit bozulmuş olur. Kadın erkek evlilik akdiyle birlikte Allah Teâlâ’nın korumasını istediği namusunu ve aile sırlarını korumak zorundadır. İyi kadınlardan bahsederken rabbimiz şöyle buyuruyor:

“…İyi kadınlar, itaatkâr olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır…” (Nisa 4/34)

Burada bir şeyi daha gündeme getirmeliyiz diye düşünüyorum. Toplumdaki genel teamül kadın yaparsa zina erkek yaparsa delikanlılık!.. Bu durumu Türk filmlerinde çok işlediler ve bu milletin namus anlayışını değiştirmeye muvaffak oldular. Türk sinemasındaki Meşhur Kadir Savun bir filminde kızı babası evine geliyor. Babası soruyor: “Kızım niçin geldin? Kız da kocam başka kadınlara gidiyor baba bee dayanamayı geldim diyor. Kadir savun baba rolünde şöyle diyor: Kızım gençlikte biraz hovardalık delikanlılığın şanındandır. O sonunda sana döner. Bunun için evini terk etmene gerek yoktu” diyor!.. Kız da dese ki; ben de deli kanlıyım birazda ben yapabilir miyim bu işleri? Vay “Fahişe” diye çarpı verirler!.. Böyle bir anlayış temelden yanlıştır. Bu işin kadını da erkeği de birdir. Namus herkes için aynıdır değişmez.

Bu noktadan hareketle toplumun bu yanlış teamüllerine göre hareket etmek asla doğru olmayacaktır. Toplum iki arada bir derede bırakılıyor. Çünkü şu an insanlar iki hukuk arasında kalmaktadır. Biri İslam diğeri ise laik ve demokratik hukuk. Her hukukun kendine göre de ahlakî anlayışı değer yargıları ve teamülleri vardır. Bunlar, bir biri ile ne temelde nede tavanda birleşirler. Kamusal alanda cari olan hukuk ve ahlak demokratik hukuk olduğu için; İslam hukuk ahlak ve anlayışı sadece özel alanla sınırlı kalmaktadır. Resmi olarak yapacağı bir şey yoktur. Sadece bazı insanların sinesinde bir düşünce olarak kalmaya mahkûm edilmiştir.

Genel durum böyle olmakla beraber özele gelindiğinde iş yine İslama döndürülüp sorgulanmak durumunda kalınıyor. Çünkü sonuçta bireysel olarak islamın üstünlüğünü kabul edenler, hesabı Allaha vereceklerine inandıkları için; nihai olarak bu işimize Allah ne diyor, nasıl olmasını istiyor ve ne yapmamızı istiyor demek durumunda kalıyorlar?

Şimdi sonuç olarak kocasını aldatan kadın, karısını aldatan koca masumiyetini kaybetmiş verdiği sadakat sözünü bozmuştur. Nur sursi 3.ayetinde bahsedildiği gibi bu nikâh bu evlilik müminlere haramdır. Ancak kadın ve koca anlayış ve zihniyet olarak bu işleri “normal” görecek bir durumda iseler, yani zanilik ve zaniyeliği kabul eden bir anlayışın sahibi iseler; birbirlerinden şikâyetçi olmadıkları sürece evlilikleri devem eder. Çünkü Allah böyle bir evliliği müminlere haram kılmıştır.

“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah.

Doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah.”

Dünya da ve Ahirette yardımcımızın Allah olması temennisi ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir