GenelYazarlardanYazılar

Meşru Muhafaza mı, Muhafazakârlık mı?

Muhafazakârlık, bilindiği üzere mevcudu koruma amacı güden düşünme tarzıdır. Bizimkisi gibi toplumlarda da muhafazakârlık, genel olarak değişim düşüncesine kendini kapatma ve direnç gösterme şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Muhafazakârlık, düşünülenin aksine sadece sağ kanat ideolojilerle sınırlı değildir. Her türlü düşünce ve fraksiyonlarda da pekâlâ muhafazakâr olunabilir, olunuyor da zaten.

İddiamız için en meşhur örnek, bu ülkenin anayasasının ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceği hatta değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği gerçeği değil midir? Bunun gibi ister sağ’dan ister sol’dan, ister ateist ister dindar hiç fark etmiyor, bir muhafazakârlıktır gidiyor. İster siyasi olsun, ister kültürel, her sistem-kurum kendini korumak zorunda olduğunu bilir ve kendi açısından haklıdır da. Bu nedenle değişime direnç gösterir, kendini kapatır.

Diğer taraftan, muhafazakarlık edenler (bu bir çelişki olarak görülse de bilerek ya da bilmeyerek) kendi izmlerinin/düşüncelerinin ana fikirlerine uygun ne bulursalar içselleştirip, mevcut sistemlerine dahil etme konusunda da çok mahirlerdir. Bu, genelde sessiz sedasız bir montajdır. Muhafaza edilecekler arasına son katılan değerlerle güncelleme yapılarak muhafazakârlığa son sürat devam.

Karl MARX’tan sonraki Marksizmin serüvenini ya da M.Kemal’den sonra Kemalizmin gelmiş olduğu son durum tahlil edilecek olunursa iddiamız daha bir anlaşılacaktır. Böylece bu izmlerin savunucularının/sahiplerinin, ( ya da nemalananlarının mı demeliydik) bu izmler için ne kadar hassas ölçekte filtreler geliştirerek izmlerini koruma adına muhafazakarlıklarına devam ettiklerine de yeri geldiğinde de izmlerinin faydasına gördükleri veya kendi ürettikleri bir çok şeyi de Marksizm ya da Kemalizm vs. kaşesini kullanarak sisteme dahil ettiklerine de şahit olunacaktır.

Aslında bizi biz yapan değerleri muhafaza etme duygusu fıtratımızda var olan bir şeydir. Buraya kadar her şey normal, esas sorun buradan sonra başlıyor. Muhafaza edilmesi gereken temel unsurlar konusunda ki kriterlerde oluşan problemler, meseleyi çığırından çıkarıyor ve en nihayetinde muhafazakârlık başlı başına bir din haline geliyor.

Sağdan, soldan, dinden, gelenekten yada siyasi kültürden v.s. her tür muhafazakarlık İslami terminolojide fırka-i naciye diye meşhur olmuş, kurtulanlar yani doğru yolda olanlar garanti Meşru Muhafaza mı, Muhafazakârlık mı? Aykut Akça 23 SAYI: 454 sini almışçasına, yerlerinden emin, her türlü eleştiriye kapalı, harici değişim müdahalelerine karşı oldukça dirençlidirler.

Peki, bu izmler böyle yapabiliyorken, sözde İslam adına, hatta (ve hâşâ) Allah adına muhafazakârlık yapanların sebep olduğu tahribatlar ne olacak. Ve yine, diğer taraftan kendi fraksiyonlarının ana fikrine uygun, kur’an-sünnet kaşesi kullanılarak dinlerine-sistemlerine kattıkları malzemelerin sebep olduğu tahribatlar ne olacak.

Tevhidten koparılmış, kur-andan bihaber, peygamberden uzak düşülen her yol batıldır ve o yollardaki samimiyet (!) ölçüsünce kişilerin muhafazakârlığı söz konusudur. Peki, tevhide, kur-ana ve peygambere bağlı olduğunu düşünenler bu konuda iddia sahibi kişiler muhafazakârlık yapamazlar mı?

Pekâlâ, yapabilirler, insanız eksiğiz, hele de durduğumuz noktanın doğruluğundan emin olmaya bir başladık mı, ondan sonra muhtemeldir ki kişisel düşüncelerimiz ve tercihlerimizin doğruluğundan da emin olmaya, eminlik ne kelime mutlak doğru saymaya başlayabiliriz. Durduğumuz noktanın doğrulunun sağlaması sık sık yapmalıyız. Doğru yolda olduğumuzu onayını kur-an dan almalıyız. Bu sağlamanın kısa vadelerle yapılmasının zorunluluğunun delili her namazımızda bize tekrarlatılan ‘’ bizi dosdoğru olan o yoluna ilet’’ duasıdır. Durumumuzu, duruşumuzu test etmeyi ihmal eder, gereksiz görürsek,o zaman ver elini muhafazakârlık. Bu muhafazakârlığımız öyle bir boyuta ulaşır ki Allah muhafaza, akide konusu dışındaki, kişisel ve düşünsel tercihlerimiz konusunda bile sırf muhafaza adına tetikte bekler, eleştiriye kapatırız kendimizi.

Peki, ne yapmalıyız.

Muhafaza etme ile muhafazakârlık etme ayrımı yaparak işe başlayabiliriz. Rabbimizin kitabı ve elçisi aracılığı ile göndermiş olduğu sahih dinini her türlü şirk ve küfürden koruyacağız, bu meşru bir muhafazadır. Akide konusunda kur-andan başka kaynak kabul etmeyip, kur-an dışı hiçbir şeyi (altında neyin ve kimin kaşesi bulunursa bulunsun) akideleştirmemeliyiz. Amellerimiz konusunda kur-an ve tevatüren ulaşan peygamber uygulamaları dışında hiçbir kaide kabul etmemeliyiz. Bu noktadan sonra, kur-an kaynaklı akidemiz ve yine kur-an ve mütavatür uygulamalar dâhilinde ki amellerimiz hariç mutlak muhafaza edeceğimiz hiç bir konu yoktur, çünkü bundan sonrası muhafazakârlıktır. Rabbimiz, bizlere sahih bir akide ve bundan kaynaklı salih ameller nasip eyle ve bizleri muhafazakârlıktan muhafaza eyle.

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close